Dr. Muhammed Ersin Toy/Medya Stratejisti
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung’ın eş başkanlığında 7 Eylül 2026’da Fransa’nın Saint-Paul-de-Vence kentinde düzenlenen Lumière Zirvesi, sinema ve hareketli görüntünün geleceğine adanan ilk uluslararası zirve olarak gerçekleştirildi. Zirvenin ortaya koyduğu mesele dikkat çekiciydi. Bugün kültürel içeriklerin, filmlerin, dizilerin ve diğer kültürel ürünlerin yalnız üretilmesi ve dağıtılması yetmiyor. Yapay zekâda bulunmaları, doğru tanınmaları, önerilmeleri ve bir cevabın parçasına dönüşmeleri de giderek önem kazanıyor. Çünkü yeni dönemde bir eser yapay zekâda cevaba, öneriye ve kaynağa dönüşmüyorsa o içeriğin seyirciye, kullanıcıya ulaşması giderek zorlaşabilir. Tam da bu noktada Fransa ve Güney Kore, yapay zekânın kültürel hegemonya kurabilme ve kültürel bir tek tipleşme yaratabilme potansiyeline karşı kültürel çeşitliliğin, farklı anlatıların ve farklı bakış açılarının korunmasının önemine dikkat çekti.
ARTIK CEVAP OLAN EGEMEN OLANDIR!
Yapay zekâ hayatımıza epey önce girmiş olabilir; ancak etkilerini bugün çok daha yoğun ve somut biçimde hissediyoruz. Daha önce yapay zekânın medyada büyük bir kırılmayı tetiklediğini, haber kuruluşuyla okur arasındaki ilişkiyi değiştirdiğini yazmıştık. Arama motorunun kullanıcıyı kaynağa götürdüğü düzenden, yapay zekânın cevabı doğrudan kullanıcıya sunduğu yeni bir yapıya geçiyoruz. Ardından çocukları korumak için yalnız yaş sınırının yeterli olmadığını; algoritmaların, sonsuz akışın ve platform mimarisinin de düzenlenmesi gerektiğini söyledik. Yapay zekâyla birlikte bu mesele daha da derinleşti. Çünkü çocuk artık yalnız ekrana bakmıyor; ekranla konuşuyor, soru soruyor, tavsiye alıyor ve kimi zaman kaygılarını onunla paylaşıyor. Bu nedenle çocukları koruyacaksak yapay zekâyı da düzenlememiz gerekiyor.
YENİ KIRILMA NOKTASI
Yapay zekâ medya ile okur, çocuk ile bilgi arasındaki ilişkiyi nasıl dönüştürüyorsa, aynı dönüşüm kültürel hegemonya alanında da yaşanıyor. Yapay zekâ artık kültürel hegemonya mücadelesinin de merkezî aracılık alanlarından biri hâline gelebilir. Bir içerik yapay zekâ tarafından sürekli öneriliyor, tavsiye ediliyor ve farklı soruların cevabına dönüşüyorsa daha fazla görünürlük kazanabilir ve yeni izleyicilere ulaşabilir. Buna karşılık bir eser yapay zekâ sistemlerinin kaynak ve tavsiye düzeninde yeterince yer bulamıyor, uygun sorularla ilişkilendirilmiyor ve cevap sistemlerinde görünür hâle gelmiyorsa kültürel dolaşımı giderek daralabilir. Başka bir ifadeyle yapay zekâ, yalnız kültürel ürünün üretiminde değil, dağıtımı, görünürlüğü ve bir cevaba dönüştürülmesi sürecinde de yeni bir eşik kapısına yerleşiyor. Bu durum yapay zekânın sahipleri tarafından manipüle edilip bir kültürel hegemonya savaşı üzerinden bilinç savaşının merkezi olarak konumlandırılabilir.
Bu risk ciddi manada kültürel çalışmaların merkezine oturabilir. Buradaki temel mesele aslında şöyle izah edilebilir: Kültürel hegemonya mücadelesi artık yalnız insanların hangi içeriği gördüğü üzerinden yürümeyecek. Yapay zekânın hangi kaynaklara eriştiği, hangi içeriği öne çıkardığı, hangi anlatıyı güvenilir kabul ettiği ve hangi cevabı oluşturduğu da bu mücadelenin parçasına dönüşebilir. Bu da elbette tarafsız bir hâlde olmayacak. Yapay zekânın sahiplerinin ideolojik, siyasi ve ekonomik beklentilerine göre içerikler, cevaplar ve anlatılar şekil alacak. Dolayısıyla yeni dönemde kültürel hegemonya mücadelesi yalnız içeriğin üretildiği ve dağıtıldığı alanda değil, cevabın hangi kaynaklardan ve hangi bakış açısıyla üretildiği alanda da yürütülecek. Bu durumdan dolayı bir dizi, film veya belgeselin yalnız üretilmesi, bir platformun kataloğuna girmesi ya da internette bulunması artık yeterli olmayabilir. O eserin yapay zekâ sistemlerinin erişebildiği güvenilir kaynaklarda doğru biçimde tanımlanması, doğru bağlama yerleştirilmesi, uygun sorularla ilişkilendirilmesi, hatırlanması ve tavsiye edilmesi giderek daha önemli hâle geliyor.
KATALOG EGEMENLİĞİNDEN CEVAP EGEMENLİĞİNE GEÇİYORUZ
Yapay zekânın bu kırılmalarını iyi takip etmek zorundayız. Dijital platform döneminde mesele bir eserin katalogda bulunması ve algoritmada görünür hâle gelmesiydi. Yapay zekâ döneminde buna yeni bir aşama ekleniyor: Cevabın içine girebilmek. Bir yapay zekânın cevabı olabilmek! Bugün yapay zekâ yalnız aramıyor; buluyor, sınıflandırıyor, ilişkilendiriyor, açıklıyor ve tavsiye ediyor. Bir bakış açısı inşa ediyor. Bir değerler ve normlar düzeni inşa ediyor. Aynı şekilde popüler beğeni anlatısını da şekillendiriyor. Bu nedenle mesele yalnız yapay zekâ modelinin eğitim verisi değildir. Güvenilir internet kaynakları, arşivler, kataloglar, veri tabanları ve makinelerin okuyabileceği doğru tanımlayıcı bilgiler de kültürel görünürlüğün parçasıdır. Kültürel görünürlük aynı zamanda bir anlatı, bir bakış açısı ve bir değerler dünyası sunmaktır. Yapay zekâ bu noktada belirli bir kültürel görünürlüğü tahakküme ve kültürel hegemonyaya dönüştürebilecek bir manipülasyon alanına sahiptir. İsrail’in 7 Ekim’den sonra yaptıklarını hatırlayalım!
ANLATI SAVAŞI YAPAY ZEKÂNIN KAYNAK DÜZENİNE TAŞINIYOR
İsrail, 7 Ekim’den sonra Gazze’deki soykırımı meşrulaştırmak ve anlatıyı kontrol etmek için yoğun bir propaganda mücadelesi yürüttü. Bu amaçla geliştirdiği medya doktrinine yapay zekâyı da dahil etti; yapay zekânın verdiği cevapları İsrail lehine, Filistin aleyhine şekillendirmeye yöneldi. Filistinliyi terörist, barbar ve tehdit olarak gösteren anlatıların yapay zekâ sistemlerinin kaynak düzenine taşınması, aynı yöntemin gelecekte kültürel içerikleri görünmez kılmak veya belirli anlatıları öne çıkarmak için de kullanılabileceğini gösteriyor.
İsrail’in giriştiği bu mücadelenin yeni boyutlarından biri, yalnız insanların gördüğü içeriği değil, yapay zekâ sistemlerinin erişebileceği dijital kaynak ortamını da etkilemeye yönelik girişimlerdir. ABD Adalet Bakanlığına Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (FARA) kapsamında sunulan Clock Tower X belgelerinde arama görünürlüğünün artırılması, internet kaynaklarının çoğaltılması, arama ortamındaki değişikliklerin izlenmesi ve içerik stratejisinin buna göre uyarlanmasının yanında “yapay zekâ konuşmalarında çerçeveleme sonuçları” oluşturmaya yönelik çalışmalar da faaliyet alanları arasında yer alıyor. Bu yöntemin siyasi karşılığını şöyle okuyabiliriz: Yani yapay zekâ sohbetlerinde İsrail aleyhine olan cevapları lehe çevir, Filistin lehine olan cevapları ise aleyhe çevir. İsrail’in soykırım yaptığını inkâr et, aksine Gazzelilerin soykırım yaptığını söyle. Buradaki yöntem aslında çok aşikâr: Yapay zekânın cevap oluştururken erişebileceği dijital kaynak ortamını kendi anlatısı lehine şekillendirme girişimi.
BİLİNÇ SAVAŞI
İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığı temsilcileri de Şubat 2026’da Knesset’te yapay zekâ sistemlerini etkilemeye yönelik çalışmalar yürüttüklerini açıkça anlattı. Bakanlık temsilcisi, UNRWA, 7 Ekim, Hamas belgeleri ve Birleşmiş Milletler raporları gibi başlıklarda bilgi yoğun internet siteleri oluşturduklarını, Grok’un bu kaynaklardan bazılarına atıf yapmaya başladığını belirterek yürüttükleri faaliyeti doğrudan “bilgi savaşı” olarak tanımladı. İsrail’in bu bilgi savaşı mücadelesi aynı zamanda bir bilinç savaşı olarak da ifade edilebilir. Aynı şekilde İsrail, yapay zekâ üzerinden yürüttüğü bu etkileme yöntemlerini Türk içeriklerini veya Filistin lehine içerikleri görünmez kılmak için de kullanabilir. Bugün Türk, Filistinli veya Müslüman kültürel içeriklerin yapay zekâ cevaplarında dezenformasyona uğramasını ya da sistematik biçimde geri plana itilmesini denetleyebilecek şeffaf bir mekanizma bulunmuyor. İsrail’in siyasi anlatı mücadelesini yapay zekânın beslendiği kaynak dünyasına taşıması ise aynı iletişim yöntemlerinin gelecekte kültürel görünürlük alanında da kullanılabileceğini düşündüren stratejik bir risk ortaya çıkarıyor. Bundan dolayı Türk kültürel ürünleri, film ve dizileri yapay zekâ sistemlerinde geri plana itilebilirken aynı zamanda yapay zekâ, manipüle edilen kaynak düzeni üzerinden bir dezenformasyon üretim merkezine de dönüşebilir.
ALGORİTMİK ORYANTALİZMİ KONTROL ETMELİYİZ
Bir Filistin belgeselinin, Türk dizisinin veya Türkiye’ye ilişkin güvenilir bir kaynağın yeterince bulunmaması, doğru bağlama yerleştirilmemesi ya da ilgili sorularda tavsiye edilmemesi kültürel dolaşımını zayıflatabilir. Buradaki mesele doğrudan sansür olmak zorunda değildir. Kaynakların erişilebilirliği, görünürlüğü, güvenilir kabul edilmesi ve yapay zekâ tarafından hangi bağlamda kullanıldığı da sonucu etkileyebilir. Sosyal medya çağında anlatı mücadelesi büyük ölçüde insanların karşısına hangi içeriğin çıkarılacağı üzerinden yürüyordu. Yapay zekâ çağında mücadele bir adım geriye, cevabın beslendiği kaynak düzenine doğru ilerliyor. Bu nedenle mesele yalnız kendi kültürümüzü yapay zekâya öğretmek değildir. Başkalarının Türkiye’yi, Filistin’i ve İslam dünyasını yapay zekâya nasıl öğrettiğini de izlemek zorundayız. Algoritmik oryantalizmi ve faşizmi şimdiden kontrol etmeliyiz.