Geçtiğimiz günlerde, geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eden Nusret Özcan, son kitabı "Bir Hüzün Yolcusu"nun yayınlandığını göremedi. Hazırlıklarını vefatından birkaç gün önce tamamladığı kitap, Eylül ayında Nesil Yayınları tarafından yayınlanacaktı.
Gazetemizdeki görevinin yanısıra İzlenim, Kayıtlar, Kafdağı gibi dergilerde edebi çalışmaları yayınlanan Nusret Özcan, 2002 yılında Nesil Yayınları arasından çıkan "Bizim Mahalle" isimli kitabında, komşuluk ilişkileri olan bir mahallenin sıcacık hikayesini anlattı. Çocukları çok olan bu mahallede, çocuklararası rekabet, yaramazlıklar, kıskançlıklar da var elbet. Sokak oyunları ve mahallecek yapılan işler bu mahallenin en güzel tarafları.
ÇOK SEVDİĞİ EYÜP VE İSTANBUL'U YAZDI
Nusret Özcan sokağın sesini anlatmaya ikinci kitabı "Sokak Sesleri'nde de devam etti. Timaş Yayınları tarafından yayınlanan bu kitapta, çocukluğu Eyüp'te geçen yazar, İstanbul'un bundan yarım asır önceki günlük hayatını, evlerini, sofralarını, oyunlarını, geleneklerini ve Suriçi'ne dair akla getirebileceğiniz her ayrıntıyı incelikli üslubuyla aktardı.
Pozitif Yayıncılık tarafından yayınlanan "Kar Kelebekleri"nde ise, Sarıkamış şehitlerimizi anlattı Özcan. "Onlar nice karlı, buzlu yollarda, sarp kayalıklarda, yanında yöresinde arkadaşları birer birer düşerken direnenler... İçleri kan ağlayarak bu müthiş geçidi yürüyerek tüketenler... Allahüekber dağlarında kar kelebekleri gibi düşen mehmetçiklerden arta kalanlar... Soğuktan kavrulanlar, açlıktan karınları kaskatı kesilenler ve uykusuzluktan gözleri yanardı...
KİTABINI BASILMIŞ HALDE GÖREMEDİ
Öyle yorgun, buruk gülümsemelerle baktılar Emin Çavuş'a ve gıptayla el salladılar..." dedi Sarıkamış şehitlerini anlatırken. Kıyamadığı, yüreği titreyerek yazdığı ne kadar da belli öyle değil mi? 2006 yılında yayınladı Nusret Özcan bu kitabını. Baskıya hazırladığı Bir Hüzün Yolcusu'nu ise basılmış halde göremedi. Bir Hüzün Yolcusu da Özcan'ın sıcacık, İstanbul kokan hikayelerinden oluşuyor. Özcan biyografi türündeki Beşir Ayvazoğlu Kitabı ve Mustafa Kutlu Kitabı'na da imza attı.
Mecnun'la yeniden aşık olmuştu
Leyla ve Mecnun, Nusret Özcan'ın muhakkak en çok severek yazdığı kitaptı. Özcan'ın kitabı yazım sürecine tanıklık edenler, nasıl Mecnun'la birlikte aşık olduğunu bilirler. Bir İstanbul beyefendisinin kaleminden çıkan bu çöl hikayesi, bugüne dek anlatılagelen Leyla Mecnun hikayelerinden farklı olarak bugünün insanın anlayabileceği bir aşk gerçekliğiyle nesir olarak yazıldı. Nusret Özcan, “Gecenin çöl rüzgarlarını dinledi Mecnun. Onların uğultularına kulak vererek düşündü durdu karanlıklarda. Leyla'nın siyah saçlarını ve yanağındaki siyah beni düşündü. İçine düştüğü ve çıkamadığı siyah gözlerini. Göklerine yıldızların üşüştüğü, çöl gecesi gözlerini. Ah, leyla ne kadar masum, ne kadar asil. Leyla ne kadar mahcub, ne kadar temiz. Gözlerinin içi gülüyor Leyla'nın. Leyla güldümü dünya gülüyor. Leyla'yı hayal etmek bile ne kadar dayanılmaz bir hal. Sonsuzluğu fısıldayan çöl ve gökyüzü altında insan ne kadar yalnız. İşte her şeyi örten gece insana kalbini açıyor. Gecenin asude genişliğinde Mecnun ve derdi var. Mecnun inledi... "Geceyi aşığa sığınak ve azab kuyusu yapan Allah'a şükürler olsun" diyordu.