Salih Zeki Meriç
Gönül dünyamızın göz kamaştırıcı şahsiyetlerinden biri olan Aziz Mahmut Hüdâyi Hazretleri, yaşadığı dönem ve sonraki yüz yıllarda soluğu tükenmeyen bir irşat hayatı sürmüştür. Aslında Hüdâyi hazretleri gibi mânevi derinliği olan şahsiyetlerin hayatlarının tamamı ulvi bir gaye uğrunda son nefeslerine kadar i’layı kelimetullah için geçen bir hayat olmuştur. Kendi benliklerini bir tarafa bırakıp insanlığın sırat-ı müstakim üzere bir hayat yaşamaları için mücadele eden bu gibi mühim şahsiyetler, varlıklarında da vefatlarından sonra da bir kandil misali etraflarını aydınlatmaya devam etmişlerdir.
Hüdâyi Hazretleri’nin benzeri güzel şahsiyetlerden farkı, kendisinin bir yargı mensubu olması ve devlet ricali ile teşriki mesai yaşamasıdır. Hem Bursa kadısı iken hem de bu görevden istifa edip mânevi bir yola girdikten sonra Osmanlı padişahlarından dört cihan sultanına mürşitlik yapması onun nasıl bir donanıma sahip olduğunun göstermektedir.
Üsküdar’daki âsitanesinden irşat vazifesini devam ettirmekle beraber her cuma günü Sultanahmet Camii’nde verdiği vaazları da halk ile iç içe bir karakter olduğunun ispatıdır. Bir külliyat kadar geniş konularda kaleme aldığı eserlerinin bir kısmı bugün gün yüzüne çıkartılmış kendisi ve eserleri ile ilgili çalışmalar hâlen devam etmektedir.
Hüdâyi Hazretleri, dünyada ulaşabileceği makam, mevki, şöhrete kavuşmuş ancak bütün bunların adeta fâni dünyanın geçici meşguliyetleri olduğunu idrak edip bir veliye gönlünü rapteylemiştir. Cihan Padişahı Yavuz Sultan Selim’in;
Padişah-ı alem olmak kuru bir kavga imiş,
Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş
dizelerinde ifade ettiği gibi o, bir veliye bende olma yolunu seçerek bugün gönüllerimizdeki o muazzez yerini almıştır. Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Hüdâyi hazretleri adına kurulan Aziz Mahmut Hüdâyi Vakfı’nın onursal başkanlığı görevini yürütmektedir. Altmıştan fazla Türkçe eserinin yanında, eserleri dünyanın farklı dillerine çevrilmiş bir müelliftir. Tasavvuf yolunun büyükleri ile ilgili kaleme aldığı eserlerden biri de Hak Dostlarından Hikmetler ser levhası ile Aziz Mahmud Hüdâyi isimli eserdir. Eser, oldukça hacimli ve güzel baskısı ile muntazam bir görüntü arzediyor. Şüphesiz şekli ve tasarımının güzelliği kadar muhtevası da güzel bir eser. Yazarın kaleme aldığı diğer eserlere baktığımızda her birinin birbirini tamamlayan eserler olduğunu görmekteyiz. Emsalsiz Örnek Şahsiyet, Altın Silsile, Nebiler Silsilesi, Cafer- Sâdık, Şah-ı Nakşibend, İmam Rabbâni gibi eserler bu minvalde yazdığı eserlerden bazılarıdır. Hüdayi hazretleri, tasavvuf ehli bir kişilik olmakla birlikte dünyevi ilimlere de vâkıf, zamanın önde gelen hukuk insanlarından biri ve aynı zamanda İslâmi ilimlerin tahsilini de almış, edebî yönü güçlü bir insandır. Özellikle kaleme aldığı Divan’ı ve onun muhtevası Hüdâyi hazretleri’nin derin bir edebiyat bilgisine sahip olduğunu göstermektedir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi’nin kaleme aldığı bu güzel eser, Hazret’in Dîvan’ından seçilen beyitlerin îzahından oluşmaktadır. 33 ayrı bölümden oluşan eser, bir irşat kitabı şeklinde hazırlanmış. Divan’dan seçme beyitler açıklanırken aslında bir taraftan da tasavvufun temel prensipleri okuyucuya iletilmiş oluyor. Teorik bilgilerden ziyade pratiğe dönük, yaşanılması gereken ve okuyucunun gönül dünyasına hitap eden muhteva ile karşılaşıyoruz.
Eser, uzun sayılabilecek bir önsözden sonra geniş bir şekilde Hüdâyi Hazretleri’nin biyografisi ile devam ediyor. Hüdâyi Hazretleri’nin kişilik kodlarının ifade edildiği bölüm mutlaka okunmalı ki, kitabın maksadı anlaşılsın. 1541- 1628 yıllarında yaşayan bu büyük insanın asıl mesleği kadılık iken mânevi arayışları neticesinde ehli tarik bir şahsiyet sonrasında da Celvetiyye Tarikatı’nın postnişini oluyor. Üsküdar’da irşat ve tebliğ hizmetlerini devam ettiren Hüdâyi Hazretleri’nin soluğunu günümüze taşıyan baş yapıtlardan biri olan bu eser, böyle bir karakterin günümüze mesajının doğru bir şekilde ulaşması noktasında önemli bir vazife görüyor. Kitap, Hüdâyi hazretleri ile ilgili yazılan ve ‘‘efradını cami ağyârını mâni’’ nâdide eserlerden biri olma özelliğini taşıyor.
İstanbul’un mânevî mimarlarından biri olan Aziz Mahmud Hüdâyi hazretleri hayatta iken devam ettirdiği irşat hayatını vefatından sonra da arkasında bıraktığı mânevî mîras ile devam ettirmektedir.
Bugün İstanbul’un en fazla ziyaret edilen noktalarından biri olan Hüdâyi Türbesi geçmiş zamanın mânevî kokularını İstabul’un havasına karıştırarak burada yaşayan ve onu anlama çabasında olan herkese bir ‘‘Hüdâyi Yolu’’ açmaktadır.