Fatih’in adını duymak, 15. yüzyılda Avrupa saraylarında korkuyla anılmasına yetiyordu. Papa, onun ilerleyişini durdurmak için seferberlik ilan etti, İtalyan şehir devletleri tedirginlik içinde duvarlarını yükseltti. Ancak hiçbir engel, onun stratejik dehası ve ilimle donanmış yönetim anlayışı karşısında duramadı. Batılı tarihçiler onu “Doğu’nun Napolyon’u” değil, “Avrupa’nın fatihi” olarak andı.
Bilim ve adalette örnek bir liderdi
Fatih, yalnızca bir savaş dehası değil; aynı zamanda bilime, sanata ve adalete verdiği değerle örnek bir liderdi. Sarayında 8 dil bilen alimlerle istişare eder, Bizans'tan kalma kitapları korur, dönemin en büyük medreselerini inşa ederdi. Kanunname-i Ali Osman’la devletin temelini sağlamlaştırdı. Hıristiyanlara ve Yahudilere dini özgürlük tanıyarak farklı inançların barış içinde yaşamasını sağladı.
Sadece bir şehir değil, medeniyet fethetti
1453, yalnızca İstanbul’un fethi değil; zulmün, cehaletin ve batıl inançların yıkıldığı bir milattı. Fatih, Ayasofya’yı camiye çevirirken, ilmi ve adaleti merkeze alan bir Osmanlı'nın temellerini attı. Onunla birlikte Osmanlı, bir dünya gücüne dönüşürken, İslam dünyası da yeniden ayağa kalktı.
Yadigârı hâlâ ayakta
Bugün İstanbul’un siluetinde yükselen surlar, medreseler, külliyeler ve camiler; onun mirasının canlı şahitleridir. Adaletiyle, ferasetiyle ve bitmeyen fetih aşkıyla örnek alınan bir lider olarak Fatih Sultan Mehmet, her geçen yıl daha fazla takdir edilmekte, torunları tarafından hayırla anılmaktadır.