Gündüz Vassaf’ın isyanı

Ressamın İsyanı’nda o Cehenneme Övgü ve Cennetin Dibi’nden bildiğimiz Gündüz Vassaf’a özgü fikir yürütmeler, bilgi sunmalar, kısa hikaye anlatımlarıyla bol bol karşılaşıyor; romanın birçok bölümünde deneme okuduğumuz vehmine kapılıyoruz. Bölümlerin kısa tutulması, bu açığı az da olsa kapatıyor.

Yeni Şafak
Gündüz Vassaf

Abdullah Bilal

İlk romanlar genellikle teknik zaaflarla doludur. Genelde ikinci romanlarında yazarlar kendi ses, teknik ve konularını tam olarak bulur ve etkili bir şekilde anlatacaklarını toparlar. Mesela Oğuz Atay’ın Tutunamayanları Tehlikeli Oyunlar’a nazaran böyledir. Tanpınar’ın Huzur’u Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne göre yine böyle. Gündüz Vassaf’ın ilk romanı Ressamın İsyanı’nda da teknik birçok zaaf, kusur, eksiklik veya ayarsızlık söz konusudur.

İlk romanlarda genellikle romancı bildiği her şeyi romana boca eder. Aklına geleni yazar da diyebiliriz buna. Konu, metafor, hikaye ve diyalog seçimlerinde sıkıntılıdır. Oysa merkezde bir konu her zaman vardır. Bu, biraz da kurgu demektir. Diğer ifadeyle romanda bütünlük. Eğer bu bütünlüğe helal getirecek tek bir diyalog ya da bölüm bile varsa ya da şöyle ifade edelim, kurguya hizmet etmeyen tek bölüm veya diyalog eklenmişse, bunlar romanın gücünü azaltır. Ressamın İsyanı’nda da Gündüz Vassaf dinler tarihi, psikoloji, felsefe, sanata dair bütün bilgi ve düşüncelerini istiflemiş. Bu yüzden Ressamın İsyanı’nda o Cehenneme Övgü ve Cennetin Dibi’nden bildiğimiz Gündüz Vassaf’a özgü fikir yürütmeler, bilgi sunmalar, kısa hikaye anlatımlarıyla bol bol karşılaşıyor; romanın birçok bölümünde deneme okuduğumuz vehmine kapılıyoruz. Bölümlerin kısa tutulması, bu açığı az da olsa kapatıyor.

AŞKA DAİR

İkincisi, genelde ilk romanlarda rastlanan; konuyu toparlayayım derken gereksiz ayrıntı ve bölümlerle daha da dağıtma, dolayısıyla romanın uzadıkça uzaması kusuruyla Ressamın İsyanı’nda da karşılaşıyoruz. Gündüz Vassaf özellikle birkaç yerde Miki diye geçen ama aslında ismini tam olarak bilmediğimiz kahramanının Lara’yla ilişkisini bir türlü toparlayamamaktadır. Romanın üçte ikisini oluşturan bu ilişki maalesef romanı da bir yere taşımamaktadır, okuyucuyu da. Çünkü şimdi bir şey olacak ya da kahraman şimdi başka bir bakış açısına geçecek dediğimiz her seferinde, aynı sonuç, aynı bilindik durum karşımıza çıkmaktadır. Diğer bir ifadeyle romancının bombayı patlatması gerektiği yerde bomba patlamamakta, okuyucu romanın genelinde olduğu gibi kahramanın tuhaf fikir jimnastiğiyle yetinmek zorunda kalmaktadır.

İki aşktan da muzdarip olan kahramanımız, çözümü on altıncı yüzyıl İtalyan ressamlardan Michelangelo Merisi da Caravaggio’ya sığınmakta bulur. Bu, aslında Gündüz Vassaf’ın deneme kitaplarından da bildiğimiz çözümüdür: Sanata sığınmak. Daha doğrusu hayatı sanata dönüştürmek. Kahramanımız ressam değildir. O yüzden Caravaggio’nun hayatını yazmaya girişir. Fakat bu girişim, yazarın kendi hayatını yazmaktan farksız bir noktaya gelir. Çünkü Caravaggio’da kendisini görür. Onun resimlerinden kendi düşüncelerine yol bulur. Caravaggio üzerinden roman kahramanının en çok düşündüğü konuysa “Tanrı”dır. Özellikle Esra bunalımında Amerikalı Miki çok tanrılı ve tek tanrılı dinlere bir nevi savaş açar. Kendince bir boğuşmadır bu. Sanattan peygamberlere, azizlerden Vatikan siyasetine, ressamlardan kapitalizme hızlı geçişler, uzun atlayışlar gerçekleştirir. Romanın akıcılığını sağlayan da bu zihni tartışmalardır. Sıkı ve etkileyici olay örgüsünden ziyade düşünce takibine dayanan Ressamın İsyanı’nda Gündüz Vassaf’ın kısa, öz ve doğrudan anlatım ve cümleleri dikkat çekicidir.