Milletvekili edebiyatçılar

Türkiye Cumhuriyeti 100. yaşını kutluyor. Onu, bugünlere taşıyan TBMM’den binlerce vekil geçti. Aralarında Türk edebiyatının güçlü temsilcileri de vardı. Burada bir asırlık cumhuriyet meclislerindeki edebiyatçıları hatırlıyoruz.

Yakup Öztürk Yeni Şafak
Memduh Şevket Esendal.

TBMM’nin 123 yıllık tarihinde hemen her dönem edebiyatçı milletvekillerini gördük. Meclisteki edebiyatçı yoğunluğunu Menderes hükümetlerinden öncesi ve sonrası ile son çeyrek asır biçiminde tasnif edebilirim. Atatürk, İnönü dönemlerinde seçimler, bir öncekine göre daha fazla edebiyatçıyı meclise davet etti. Menderes hükümetlerinde bu sayı düşmekle beraber hâlâ hatırı sayılır bir kalabalık meclisteydi. Edebiyatçıların listelerde adının çıkmasının, gürültülerle meclise davet edilmelerinin siyasî partilere ne kazandırdığı yüz yıldır tartışma konusudur. Aralarında bazısı hariç kaçı, milletin vekili olmuştur, hatta seçim bölgelerini ziyaret etmiştir, bilmiyoruz. Manzara pek parlak değil. Yine de vekil edebiyatçı neden siyaset tarihinde yer edinmiştir, bunu konuşabiliriz.

Sadece, körü körüne rejim yanlısı olduğu, altı oktaki ilkelerin yerleşmesi dışında eline kalem almayan bir grup edebiyatçı da bu sayede meclise girmiştir. Falih Rıfkı Atay’la, Behçet Kemal Çağlar’ın Türk edebiyatını ihya edici bir metni nadir görülse de onlar daima meclisin tercihidir. Hatta İsmet Özel’in tespitiyle “Onuncu Yıl Marşı”nın şairlerinden olan Behçet Kemal Çağlar, 27 Mayıs sabahı Ankara’nın yolunu tutmuşken, marşın ilk iki mısraını yazan Faruk Nafiz Çamlıbel, Yassıada’da yargılanmak için çoktan gözaltına alınmıştır. Onu götüren arabanın radyosunda bu marşın çalmasının Çamlıbel’e bir faydası olmayacaktır. Yine burada değerlendirilmek üzere Reşat Nuri Güntekin’in meclise gitmesinde Yeşil Gece romanını yazmasının payı nedir?

Sanatçıların 1920’den önceki edebî faaliyetlerinin de onlara vekillik kapısını açtığını görürüz. Eski rejimle, Osmanlı ile çatışmış, hatta İttihat ve Terakki kalabalığından uzak durmuş isimlerin vekillikle ödüllendirildiğini söyleyebiliriz. Aksi durumda olanların Cumhuriyet ilan edildiğinde yüzlerine bakılmamıştır. Oysa mezkur ilkeleri Cumhuriyet’ten çok önce onlar kaleme almıştır. Cumhuriyet öncesinde İstanbul hükümetleri ile az çok temas kurmuş genç sanatçıların nedamet getirerek Ankara’ya geçmeleri, Millî Mücadele’ye destek vermeleri hatta memleket edebiyatı diye adlandırılan şiirler yazmaları, Atatürk ve İnönü dönemlerinde meclis kapısından içeri sokulmalarına yetmemiştir. Oysa bu isimler, öğretmenlik yaptıkları şehirlerde, şiirlerini yayımladıkları edebî muhitlerde o derece popüler ve meşhurdurlar ki buna rağmen, sicilleri bozuk olduğu düşünülerek vekil yapılmamışlardır.

Siyaset, Türkiye’de her yeni hamlede, hatta rejim değişikliği gibi büyük değişimlerde sanatçısından destek almayı öncelemiştir. Siyaset-edebiyat ilişkisinin en güçlü olduğu dönemler tam da böylesine kırılma dönemleridir. II. Abdülhamid’in sürgün edilmesinden sonra iktidarı devralan İttihatçıların, milliyetçilik ideolojisine tutunmalarında işlerini kolaylaştıran edebiyatçılar olmuştur. Hatta beceriksiz devlet idareleri neticesinde toprak kayıplarının üstünü örtmenin yolunu edebiyatçılara havale ettikleri hamasî şiir, yazı ve romanlarla sağlamışlardır. İttihatçıların, gencecik edebiyatçılara para saçarak onları güdümlü hâle getirdikleri bir gerçektir. Cumhuriyet yıllarında da ilkelerin yerleşmesinde siyaset, eli kalem tutan, itibar sahibi kimseleri vekil yaparak hem onların nüfuzunu okşamış hem de halkın devlete yaklaşmasının önünü açmıştır. Bunu kimi zaman birkaç yıl tahammülden sonra terk ettiği de bilinir. Mehmed Akif’in, Millî Mücadele’deki desteğini bile bile onu birinci meclise davet etmemek mümkün değildir ancak sistem, kendi zeminini sağlamlaştırmaya başladıkça bu aykırı İslamcı vekillikten uzaklaştırılmıştır. Bu durum siyaset ve edebiyat arasındaki ilişkinin tek belirleyicisinin sanat olmadığını, aynı zamanda ideolojinin, dünya ve hayat görüşünün de tayin edici gücünü gösterir.

ESENDAL’IN İTİBARI

Millî Mücadele yıllarında İstanbul karşısında Ankara, işgallere karşı bir merkez olmasından dolayı pek çok aydının bir araya geldiği, edebiyatçıların rağbet ettiği bir şehirdir. Görünürde Millî Mücadele’ye destek vermek arzusunda olan edebiyatçıların aynı zamanda İstanbul’dan ümidini kesmiş, ikbal, maişet kaygısı ile Anadolu’ya geçtikleri de hatırdan çıkarılmamalıdır. 1920’de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk meclisinde vekillik vazifesini deruhte eden edebiyatçıların mücadele yıllarında Ankara’ya gelenler arasından seçildiği muhakkaktır. Her biri vekillikle anılmasa da o sıralarda Ankara’da Halide Edib, Yahya Kemal, Yakup Kadri, Faruk Nafiz, Nazım Hikmet, Mehmet Akif, Falih Rıfkı gibi birçok edebiyatçıyı görürüz. Tuhaf olan şudur ki bu isimler Ankara’da daimî ikameti öncelemezler. Yeni devletin başkenti, sanatçılarını hanlarda, birkaç meşhur otelde misafir eder. Cuma akşamları İstanbul treni hareket edecektir.

İlk dönem meclis faaliyetlerinde yer alan isimler henüz bir siyasî parti teşekkül etmediği için partili değillerdir. Hamdullah Suphi, Yunus Nadi, Mehmet Akif gibi gazetecilik ve edebiyatı ile öne çıkan on civarında edebiyatçı meclistedir. Beş dönem boyunca Atatürk, her seçim zamanında meclisteki edebiyatçı sayısını artırmıştır. Yukarıda Millî Mücadele’ye destek arzusuyla Ankara’ya gelen isimlerin büyük kısmı meclis sıralarına daha ilk dönemlerden itibaren oturur. Gazeteci Ruşen Eşref, Falih Rıfkı, Celal Nuri, Ahmet İhsan, edip kimliği ile tanınan Yakup Kadri, Hüseyin Cahit, Yahya Kemal, Aka Gündüz, Abdülhak Hâmid, Hüseyin Rahmi milletvekilliği yapan isimler arasındadır.

Atatürk’ün vefatından sonra devletin başına geçen İsmet İnönü de meclisteki edebiyatçı sayısını artırmıştır. 1946’da meclisteki vekillerin 54’ü şair ve yazarlar arasından seçilmiştir. Edebiyat tarihçisi Agâh Sırrı, romancı Reşat Nuri, şair Halil Nihat, Tanpınar, denemeci Suut Kemal bu yıllarda meclistedir. Bu isimlerden dikkat çekici olanı Memduh Şevket Esendal’dır. Yakın zamanda eserleri üzerindeki telif hakkı kalkınca edebî kamunun yeniden karşılaştığı bu büyük hikâyecinin siyasetteki nüfuzu şaşkınlık vericidir. Birkaç gün önce bir podcast yayınında, editör-hikâyeci Mustafa Çevikdoğan, Esendal’in başbakanlığa aday gösterilecek kadar itibar ve kuvvetinden bahsetmişti. Gerçekten de onun CHP Genel Sekreterliği döneminde parti içerisindeki iktidarı siyasetin kayıtlarına girmiştir. Onun bu derece güçlü bir figür olması meclisteki edebiyatçı ağırlığına da doğrudan tesir etmiştir.

1946-1950 arasında mecliste epey şair, romancı ile karşılaşmak mümkündür ancak 1946’daki sayının az da olsa gerisine düşülmüştür. Birazdan daha geniş ele alacağım Faruk Nafiz’in vekilliği bu dönemdedir. Onunla birlikte Köprülü, Orhan Seyfi Orhon, Fazıl Ahmet Aykaç gibi isimlerle karşılaşırız. DP iktidarlarında ise Atatürk ve İnönü dönemlerindeki gibi bir yoğunluktan söz edemeyiz ancak yine de Arif Nihat Asya, Samet Ağaoğlu, Fuad Köprülü, DP; Yusuf Ziya Ortaç, Hüseyin Cahit Yalçın gibi isimler CHP sıralarında mücadele eder. Zamanla hatırlı edebiyatçılar mecliste görünmez, görünenler de bir elin parmaklarını geçmez.

ARKADAŞIM MENDERES

Samet Ağaoğlu’nun Arkadaşım Menderes kitabı, Menderes hükümetlerindeki edebiyatçı ya da meşhur isimlerin durumu hakkında bana az da olsa bir işaret verdi. Ağaoğlu, burada hiç tanınmayan isimlerin mecliste yer almasını bilinçli bir tercih olarak anlatır. Önce kabineden bahseder. “Çok meşhurlar yanında hiç tanınmayanlardan kurulmuş bir hükümet!” dedikten sonra buna benzer bir uygulamanın İttihat ve Terakki vaktinde de hayata geçirildiğini yazar. Tanınmış kimselerden bir hükümet teşkil etmenin İttihatçıların başarısızlığının sebeplerinden olup olmadığı tartışmasına sözü getirir. Bu iddianın DP’nin ilk hükümeti için de söylenmesi ilgi çekicidir. Tanınmış kimselerin varlığı hükümeti başarısızlığa götürmüş olabilir mi gerçekten? Ağaoğlu’na göre 1950 seçimlerinde DP, adaylarını ve desteklediklerini aynı düşüncelerle seçmiştir. Meclis eski, tanınmış kimselerle hiç tanınmayan yeni yüzleri bir araya getirmiştir. Halide Edip Adıvar, Ali Fuat Cebesoy, Ali Canip Yöntem gibi meşhurlarla memleketin dört bir yanından gelmiş millet mensupları mecliste buluşmuştur.

DP Hükümetlerinin Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Faruk Nafiz Çamlıbel’e milletvekilliği kapılarını açtığını da bu yazı vesilesiyle hatırlatalım. Çamlıbel, Millî Mücadele’nin ateşlendiği yıllarda zor da olsa Ankara’ya geçmiştir. Gidişi sancılıdır çünkü İstanbul’da iken İstanbul hükümetinin yayınlarıyla temas hâlindedir. Bu, Ankara’ya kabulünü geciktirmek için yeterli bir sebeptir. Ancak o azmeder ve maişetini temin için Ankara’dan bir öğretmenlik bekler. Meşhur “Han Duvarları” şiirinin tohumu da Kayseri Lisesi için yola çıktığı macerada atılır. Faruk Nafiz, bu şiirle, öte yandan “Sanat” şiiriyle memleket edebiyatının kurucusu kabul edildiği hâlde bir türlü meclisin kapısından giremez. Her seçim döneminde listelerde adını arar, arar, bulamadıkça çılgına döner. Hıncını, kendisini vekil göstermeyenlerden alırcasına milletvekili adayı gösterilenlerden çıkarır. Türk edebiyatında bir şairin milletvekili olamadıkça yazdığı şiirlerden bir araya gelen Tatlı Sert kitabının bir ikinci numunesi olmasa gerektir.

TATLI SERT BİR VEKİL: ÇAMLIBEL

Faruk Nafiz Çamlıbel, 16 yıl Demokrat Parti milletvekilliği yaptı. Onun siyasetle bilfiil meşgul olması bu sıradadır. Oysa uzun yıllar, daima haz alacağı milletvekilliği davetini beklemiştir. Eşi Azize Çamlıbel, Faruk Nafiz’in dostlarının istemesi neticesinde milletvekili olduğunu söyler. Çamlıbel’in bunu “millî bir vazife telakki ettiğini” de sözlerine ekler. Ancak, Çamlıbel; dostlarının talebiyle değil, canıgönülden istediği için milletvekili olmuştur. Şairin Demokrat Parti saflarına katılması hakkında ilginç bir anekdotu da Yusuf Ziya Ortaç aktarır: “Bir gün, Büyük Millet Meclisi’nde, günün Başbakanı Recep Peker’le oturuyordum. Sahiden gönül adamı idi Peker Önümüzden Faruk Nafiz geçti, dalgın dalgın Peker, bir süre gözleri ile arkasından yürüdü. Sonra nerde ise gözyaşı olacak bir sesle: İte ite Demokratların kucağına düşürdük, dedi.” Faruk Nafiz, 1946’da Demokrat Parti’den İstanbul milletvekili seçildiğinde tanınan, itibar gören bir şairdir. Bundan dolayı bir siyasetçi olarak kendisini halka tanıtma kaygısı yaşamamıştır. Ancak darbeden tam iki ay sonra kaleme alınan bir yazıda onun milletvekili olarak sönük bir siyasî hayat geçirdiği söylenir. Kürsüde konuşma yapmadığı, “kısılan” hürriyete düğüm attığı, yalnızca adının “mebus” olduğu dile getirilir ki doğrudur. On altı yıl boyunca hepitopu iki defa kürsüye çıkmıştır. 27 Mayıs darbesinin ardından 14 Ekim 1960 sabahı Yassıada’daki duruşma salonuna getirilen 592 sanıktan biri, Türk şiirinin millî heyecanlar içerisinde yazılmış en güzel şiirlerini kaleme almış Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. Yassıada’da uzun bir süre mahkûm edilen Çamlıbel, adadan Zindan Duvarları kitabıyla döner. Çamlıbel’in meclise bir siyasetçi olarak mı yoksa Demokrat Parti’nin oy kazanma endişesi ile mi girdiği kesin değildir. Faruk Nafiz’den Demokrat Parti’nin faal bir siyaset istemediği, sadece “aramızda bulunsun” dediği de ifade edilir. Çamlıbel’in Yassıada’dan mahkûmiyet almadan çıktığını ifade edelim.

Edebiyat tarihlerinde “mizahî şiirler” diye tarif edilen Tatlı Sert, büsbütün mizahla örülü olmasa da Çamlıbel’in heccav ve muzip cephesini gösterir. Bizzat tanıdığı meşhurların siyasî tercihleri başta olmak üzere hayat biçimlerini iğneleyici bir dille kaleme alır. Meclis sıralarında kendisine bir yer edinmenin cehdini veren Çamlıbel’in erken yaşlarda bu arzusuna ulaşamamanın bir neticesi olarak hırslarını yazdığını görürüz. Şairin 1932’de Anadolu günlerinin son bulduğunu, İstanbul’a tayininin gerçekleştirildiğini biliyoruz. 1935’te büyük heyecanla beklediği milletvekilliğine seçilemeyince bu yüzüstü bırakılmanın hıncını çıkarmak için kalemine sarılır.

“Dünya Değişti” şiirinde, milletvekilliği umutlarının suya düşmesinden sonra mahalle esnafından, edebiyat çevrelerindeki dostlarına kadar pek çok kişinin kendisine karşı tavırlarını değiştirdiğinden yakınır: “Geçende görmüştüm Fazıl Ahmedi / Başını açıp da selâm vermedi / Bir gurur kaplamış Ahmed, Mehmedi / Falih başkalaştı, Yahya değişti.” “Kervan İçinde” şiirinde de milletvekili listelerini heyecanla beklediğini yazar: “Kurdum saylavlığı iyiden iyi / Yükselmek istedim akran içinde. / Şubatta çıkacak güzel listeyi / Bekliyor gözlerim duman içinde”.

Çamlıbel’in bunlardan ayrı olarak “Ressam Saylavlar”, “Benim Namzetliğim” gibi şiirlerinde milletvekili seçilen tanıdıklarını anlattığı görülür. Bilhassa “Benim Namzetliğim” şiirinde, milletvekilliğine neden muvafık olduğunu, yazdığı eserlerden, yetiştirdiği sanatkârlardan, emek harcadığı şehirlerden hareketle tek tek anlatır. Şiirin son kıtasında milletvekilliğine âşık olmadığını, bu makama zaten layık olduğunu “alçakgönüllükle” dile getirir: “Sanma saylavlığa candan âşıkım / Ben âşık değilim, buna lâyıkım / Kendimce bu işe pek muvafıkım / Bana verilendir reyin helâli!” Buna rağmen “Bu da Böylesi” şiirinde meclis hasretini bir dram olarak niteler: “Saylavlığa özenmek, istemek, seçilmemek / Hayatımız bu yüzden üç perdelik dramdır.” “Var Yok!” şiirinde de milletvekilliği umudu içerisinde hayaller kurduğunu ancak nafile bir netice ile karşılaştığını dile getirdikten sonra mecliste yerini alan tanıdıklarının ahvalini bir bir sayar. “Aldım bir gazete, verdim çeğreği / Okudum sonuna kadar listeyi: / Gördüğüm adların hepsi hoş, iyi / Yalnız benimkine benzer adlar yok!” diyen Çamlıbel, şiirin devamında listeye giren tanıdıklarından kimler varsa onları yermekte, bu dostlarının mecliste silik, görünmez bir karakter arz ettiklerini söylemektedir. Tatlı Sert’teki milletvekilliği şiirlerinden bir diğeri de “Hamdi Aksoya Mektup” başlığını taşır. Hamdi Aksoy, meşhur “Han Duvarları” şiirinin “Osmanzade Hamdi Bey’e” ithafında adı geçen, beş dönem milletvekilliği yapmış, tecrübeli siyasetçilerdendir. Çamlıbel, Aksoy’a seslendiği bu şiirinde milletvekilliği kapılarının açılması için kendisini hasta, reçeteye çare olarak da Aksoy’u gösterir.

Günümüzden geriye doğru baktığımızda mecliste edebiyatçı milletvekili imajı yerini, sporculara bırakmıştır. Uluslararası sahnelerde memleket menfaatine başarı göstermiş isimlerin yaşattıklarının bir mükâfatı olarak ömür boyu iltifata, ihsana uğratıldıkları görülür. Yine de birkaç edebiyatçı meclis sıralarında kendilerine yer bulmuştur. Hafızamızı biraz zorladığımızda hatırladığımız Recep Garip, Mehmet Atilla Maraş, Erdem Bayazıt, Yılmaz Karakoyunlu, Talat Sait Halman, Çetin Altan, Bülent Ecevit, Reha Çamuroğlu, Osman Yüksel Serdengeçti bu yazıda öne çıkan dönemlerden sonra mecliste görülen edebiyatçılardandır.


Kendine has şefin yaşama rehberi