Müminlere karşı şefkatli olur

Arşiv.

Mehmet Nezir Gül

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”

(Müslim, Fedâil, 66)

Müslümanın kalbi sevgi doludur.

İyi insanlara, salih kullara merhametten devasa sevgiler biriktirir. Verdikçe artar, arttıkça biriktirir. Sever ve sevilir Müslüman. “Mümin, seven ve sevilen kimsedir. Sevmeyen ve sevilmeyen kişide hayır yoktur.” (Taberani, el-Mu‘cemü’l-Evsat, 6/58)

Şefkati tüm yeryüzünü kuşatır adeta. Hatalarına odaklanmaz kardeşinin. Yanlışlarına şartlanmaz. Onların çetelesini tutmaz. Tam tersine affeder, bağışlar, şefkatle yaklaşır, yardımcı olur maddeten ve manen. Cennetin yolunun iman ve sevgiden geçtiğini bilir.

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız…” (Müslim, İman, 93)

Kâfirlere karşı o nankörlere, Allah tanımaz, peygamber bilmez insanlara karşı kendisi adeta kahredici bir temenni ve beklenti içinde olur. “Keşke onlar da vahiyle aydınlansalar, hakikati görseler, Allah’ın rızasına erseler…”

Allah Resulü de kendi dönemindeki müşriklerin, inkârcıların hidayeti için çırpınıyordu. Çok üzülüyor, kendini mahvediyordu. Gelen ayet onu sakinleştirdi. “Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.” (Enam, 6/107)

Tüm uyarılara rağmen gözünü kulağını ve kalbini kapattığı gibi İslam aleyhine bir mücadelenin de içine girenlere karşı bir sevgisi de kalmaz Müslümanın. “O, Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler.” (Fetih, 48/29)

“Müminler birbirlerini sevmede, şefkatte, korumada bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir organı rahatsız olursa, diğerleri de bu yüzden rahatsız olur; ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Buhârî, Edeb, 19)

Dünyaya Meyletmez

Dünyanın Allah katında bir sineğin kanadı kadar değeri yoktur.

İnsanların çoğu, dünyanın aldatıcılığına kanıp burada ebedi kalacakmış gibi biriktirdikçe biriktirmek istemekte. Bir çocuğun incik boncuk ve oyuncaklar biriktirmesi, onlarla oynaması ne ise aslında dünya bizim için öyle. Dünya bir oyun ve eğlence alanı.

Ama ilginçtir, bize ebedi saadeti veya azabı getirecek, sağlayacak alan da burası. Bu yönüyle de dünya çok kıymetli. İşte burada Allah’ı seven kul dengeyi sağlar.

Dünyanın fani, ahiretin baki ve ebedi olduğunu bilir. Geçici zevk ve nimetlerin peşine düşmez. Ebedi nimetlere kavuşmanın heyecanı içerisinde olur.

Nefsinin hoşuna giden zevklere takılmaz, haramlardan nefret eder, şehvetine esir olmaz.

En büyük huzuru Allah’a yönelişte, O’nu anmada, O’nun emirlerini yerine getirmede bulur.

Bir secdenin zevkini hiçbir dünyalıkta bulamaz.

Bir kıyamın onurunu hiçbir duruşta bulamaz.

Bir merhametin hazzını hiçbir duyguda bulamaz.

Bir orucun kazanımını hiçbir imkânda bulamaz.

Bir inzivanın yoğunluğunu hiçbir cemaatte bulamaz.

Ve Allah’ın sevgisini dünyaya meylederek aramaz…

Bir sahabi gelerek sorar:

“Ya Resulallah! Bana öyle bir amel tarif et ki onu işlediğim zaman, beni hem Allah hem de insanlar sevsin.”

“Dünyada zahid ol ki Allah seni sevsin. İnsanların elinde olandan, rağbetini kes ki, insanlar seni sevsin.” (Müslim, İbn Mâce, Zühd 1)