Orucu uykuya tutturanlar

Mübarek Ramazan ayını idrak ettiğimiz günlerdeyiz. Bu ayın Müslüman alemi için önemi ayrı bir yer teşkil eder çünkü Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)'a vahiy Ramazan ayında gelmeye başlamıştır. Vahiy meleği ile bu ayda müşerref olan Peygamberimiz, insanlığı marifetullah bilinci demek olan takvaya erdirmek için nazil olan Kur'an ile bu ayda müjdelenmiştir. Bu ayda farz kılınan orucun hedefi de takvalı insan yetiştirmektir.

Yeni Şafak
Oruç ibadeti, hakkıyla eda edildiğinde, kendinden fedakarlık etmenin en hakiki yollarından birisidir.

Ramazan ayının biz Müslümanlara Takva sahibi olma yolunda kolaylıklar sağlamasının yanı sıra dünyevi istek ve arzularımız nefislerimize bir çok engel çıkarır. Kazanma hırsı, mal mülk edinme isteği, haksız kazanç, faiz, kumar ve zina bunlardan birkaçıdır. İlk başta saydıklarımız kadar kulağa kötü gelmese de, fazla uyku da bu engellerden birisidir.

Okulların kapanmasıyla birlikte yaz tatiline giren öğrenciler ve vaktini bir işle meşgul olmadan evde geçirenler oruç tutarken rehavete kapılıp uyumayı tercih edebiliyorlar. Erkeklerin de özellikle sıcak iklimin hüküm sürdüğü ülke ve yörelerde, merkezi soğutma sisteminin bulunduğu camilerdeki serin hava nedeniyle bir sonraki namaz vaktine kadar uyuduklarına sık sık şahit olunuyor.

Halbuki oruç, uykuya tutturulduğunda ağır gelen ve zor yapılan bir ibadettir. Bir şeylerle meşgul olan insan, sadece açlığı düşünen ve saati takip eden bir insana göre Ramazan'dan daha çok istifade eder.

http://image.piri.net/resim/imagecrop/2016/06/10/12/01/resized_9669d-b9dab017169082.jpg

Abdülhakim Yüce oruçla ilgili bir yazısında, insanın ilâhî irade ile kul olarak yaratıldığını ama kendi iradesiyle kulluğunu ve o kulluktan hoşnut olduğunu ortaya koyması gerektiğini aktarır. Yüce, gayr-i iradî kulluğun iradî kullukla derinleşmesi gerektiğini vurgular. Çünkü insan, ancak iradesiyle ortaya koyduğu ameller sayesinde kullukta derinleşir ve Allah'ın rızasını kazanır. Kullukta derinleşme azmi içinde olmayanlar zamanla hiç farkına varamayacakları şekilde sığlaşırlar.

“Fakr övüncümdür"

Yoksulluk da insan-ı kamile giden yolda erişilmesi gereken mertebelerden birisidir. Çünkü yoksulluk, kişinin kendinden fedakarlık etmesi anlamına gelir. “Fakr övüncümdür." diyen bir peygamberin ümmeti olan Müslümanlar, yoksulluğa bu nazardan bakmalıdır.

Kendini Rabbinde yok eden insan, dünyevi nazardan bakıldığında anlaşılmayabilir. Ancak nazariyat, ilahi bir hare ile kuşandığında gerçek anlamını bulur. Oruç ibadeti ise hakkıyla eda edildiğinde, kendinden fedakarlık etmenin en hakiki yollarından birisidir.

Allah, kullarını bilinçsiz anlarında yaptıklarından sorumlu tutmaz ve uyurken de insanların bilinci yerinde değildir. Bu sebeple uyurken gördüğümüz rüyalardan ve uyurken başımıza geleceklerden sorumlu tutulmayız. Allah şüphesiz ki bu durumun bilincindedir ve kontrolümüz dışındaki bir şeyden bizi mesul tutmaz. Aynı şekilde uyku halindeyken haram söylenmediği ve haram konuşulmadığı için uyku eftal sayılabilir. Fakat bu durum, ibadetin anlamını ve özünü incitmektedir. Çünkü oruç, yapabilecekken yapmama iradesi göstermektir. O halde, vücudun bütün azaları da irade dahilinde haramdan uzak durmalıdır. Uyku halindeyken göremediği, duyamadığı, söyleyemediği için değil; görmemeyi, duymamayı, söylememeyi tercih ettiği için öyle olmalıdır.

Allah Resûlü, bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyuruyor, "Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler; karın büyüklüğü, çok uyku, tembellik ve iman azlığıdır.[1]

Bu bağlamda, “Oruç tutan insanın uykusu dahi ibadettir" hadis-i şerifinin özünü ve hikmetini, suiistimal etmeden anlamak gerekir. 'Oruç tutan insan, tüm benliği ve bedeniyle ibadetle kuşandığı için, uyuyorken bile salih amel işliyor gibidir'i murad eden anlam, üşengeçliğin marazıyla kuşatılmamalıdır. Peygamberimizin ve sahabelerin hayatında orucun uykuya tutturulduğuna rastlanmaz. Onlar Ramazan'ı uykuyla idrak etmezler. Sadece öğle ile ikindi arasında kaylule yaptıkları bilinir. Gündüzün diğer saatlerini ibadetle ve çalışarak geçirirler.

Ramazan ayında evde olan kadınlar Kur'an ile hemhal olmayı tercih edebilirler. Mukabele geleneği bunun için oldukça uygun bir zemin sağlar. Kur'an okumak, yani farz olunan oruç ibadetinin kaynağıyla buluşmak, uyuyor olmaktan daha çok mutmain kılar bir Müslümanı.

Arifler der ki: 'Senin eğilip kuyuya bakman gibi, Allah da senin kalbine bakar.' Kalbimizin Allah'a en samimi duygularla dolduğu mübarek aydan, türlü sır ve derinliklerine nail olarak faydalanmak ümidiyle…

[1] Suyuti, Fethu'l-Kebir, I, s. 58.