Bir daha yapmayız
Dünya
Bir daha yapmayız
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr, Kaşıkçı suikastını açıklamakta zorlanırken, “Bir daha asla böyle bir şey yaşanmayacak” dedi. Kaşıkçı cinayetini “iğrenç bir hata” olarak niteleyen Enerji Bakanı Halid el-Falih de ülkesinin krizden geçtiğini söyledi.
Yeni Şafak
Benim ülkem, benim Cumhurbaşkanım
Benim ülkem, benim Cumhurbaşkanım

Bazı anlar vardır ki, insanın ülkesi ve onu yönetenlerinden çok büyük beklenti içine girer. Bunlar genellikle kriz anlarıdır.

Video: Benim ülkem, benim Cumhurbaşkanım

İşte öyle bir anda hissediyordum kendimi.

Kaşıkçı cinayeti, sadece Türkiye’de değil, dünya çapında bir krize dönüşmüştü. Dünyanın birçok ülkesinden gazetecilerin sorularına muhatap oldum.

Ama en etkileyicisi, El Cezire’de katıldığım canlı yayında, Avrupa’dan katılan Suud rejim muhalifi bir gazetecinin söylediği idi:

YABANCI GAZETECİLERİN MERAK ETTİĞİ KONU

“Suud herkesi parayla susturdu geçmiş dönemde. Korkumuz o ki, Türkiye ile ticari anlaşmalar yaparak bu cinayetin üstünü örtmesidir. O zaman ülkenizde yaşayan tüm muhaliflerin hayatı tehlikeye girer”.

O zaman, “Türkiye açlıktan ölse bile, parayla susturulamaz. Bu cinayetin sonucu kime dayanırsa dayansın, sonucu ne olursa olsun peşini asla bırakmayacağız” demiştim. Benimki temenniydi tabii. O tarihe kadar Erdoğan konuşmamıştı hiç.

O gazetecinin endişesini daha sonra birçok kişiden okudum ve dinledim.

Bu konuyu Cumhurbaşkanlığı ekibine ve devlet yetkililerine de ilettim.

Dün, aklında bu konuda sorusu olan, endişesi olan herkesin Erdoğan’ı dikkatlice dinlediğini biliyordum. Ben de öyle. Herkes cesedin nerede olduğunu açıklamasını beklerken, ben Erdoğan’dan Türkiye’nin asla bu olayın üstünü örtmeyeceğine dair dünya kamuoyuna güçlü bir mesaj vermesini bekledim.

ERDOĞAN’DAN DÜNYAYA GÜÇLÜ MESAJ: HESAP VERECEKLER

Ve Erdoğan çok kuvvetli, tereddütsüz, diplomasinin ve siyasetin ustalıklarıyla dolu konuşmasında, Türkiye’nin asla parayla satın alınamayacağını, bu cinayetin emrini veren her kimse, kimlerse onu bulana kadar da durmayacağını tüm dünyaya duyurdu:

“Böyle bir soruşturmanın adil bir heyet tarafından yapılması çok önemlidir. Diğer ülkelerdeki suç ortaklarının da soruşturmaya dahil edilmesi gerekiyor. Türkiye olarak takipçisi olacak, kendi ve uluslararası hukukun yerine getirilmesini sağlayacağız…

İnsanlığın vicdanı ancak emri verenden uygulayana kadar, herkesten hesap sorulması halinde mutmain olacaktır…”

Muhteşem cümleler…

O esnada, ‘işte benim Cumhurbaşkanım, işte benim ülkem budur’ diye gururla içimden geçirdim. Eminim sadece benim değil, birçok mazlumun, mağdurun, ülkemize sığınmış insanların da gözleri dolmuştur.

Erdoğan’ın söylemediği ama benim satır aralarından okuduğum şeyi de ekleyelim: ‘Bu cinayeti işleyenler suçüstü yakalandı. Şimdi hesap zamanı. Prens Selman, ona yardım eden BAE, İsrail, Mısır ve ABD’deki işbirlikçileri de hesap verecek. Ya kendi istekleriyle ya da zorla…’

Bu toprakları “eman yurdu” bilip, bize sığınan insanlardan birini öldürenlerin burnundan fitil fitil getiren, yaptığına, yapacağına pişman eden bir devlet, herkes için güven vericidir, gurur vericidir. Bu devleti yöneten Cumhurbaşkanımızın duruşu, olayları yönetişi, kararlılığı, hukuk ve vicdanın sesini yükseltmesi ise ayrıca gurur duyulması gereken bir taraftır.

KAŞIKÇI SORUŞTURMASINI İŞİN EHLİ YÖNETİYOR

Amerika’dan Avrupa’ya, Arap dünyasından Asya milletlerine kadar, herkes bir kez daha gördü ki, Türkiye kadim ve güçlü bir devlettir. Onu yöneten Cumhurbaşkanı da ülkesine layık bir tavır sergilemiştir.

Bu olayda gurur duyduğum ikinci husus da, Kaşıkçı cinayetinin soruşturmasını ve iletişimini yöneten ekiptir. İstihbarat, diplomasi, emniyet, savcılık ve iletişim ekibi, daralmış göğsümüzü kabartan bir başarı gösterdi. Kim olduklarını, isimlerini hiç araştırmadım. Çünkü burada bir devlet aklının, bir ortak aklın, uzman bir zihnin yani liyakat ve ehliyet sahibi kişilerin işi yönettiğini fark ediyordum.

Dün Ankara’yla görüştüğümde bu ekipten bazılarının isimlerini tesadüfen öğrendim. O zaman dedim ki, ‘işte işi ehline, uzmanına verirsek, devlet aklını kullanırsak ve soğukkanlı hareket edersek böyle başarılı oluruz.’ O arkadaşlarımla da gurur duyuyorum.

AK PARTİ İLK YILLARINDAKİ GİBİ ÖZGÜRLÜĞÜ SAVUNDU

Cumhurbaşkanımızın konuşmasının ikinci bölümü ayrıca etkiledi beni. Birden beni AK Parti’nin ilk yıllarına götürdü.

O zaman, vesayet merkezlerine, bizi köhne siyasi gömleklere sokmaya çalışanlara karşı çetin bir mücadele veriyorduk.

O zaman, yargısal vesayetlere, güç odaklarına, oligarşik bürokrasiye karşı direniyorduk.

O zaman tek parti zihniyetinin, katı ideolojilerin ve özgürlük karşıtı güçlerin saldırısına karşı mücadele ediyorduk.

Erdoğan af konusunda, andımız konusunda konuştukça o günlere gittim.

AK Parti ilk on yılını, bu ülkenin demokratikleşmesi, bireylerinin özgürleşmesi ve milletin ayaklarından prangaların çıkarılması için mücadeleyle geçirdi.

Bu uğurda çok çaba gösterdi, çok bedel ödedi.

Şimdi o prangalardan biri olan, andımızı bize dayatmaya kalkan bürokratik oligarşinin ve onun siyasetteki benzerlerine karşı Erdoğan eski günlerdeki gibi kükredi:

“Bizim için en güzel ant, İstiklal Marşı dışında bir ant tanımıyoruz, tanımayacağız”

GURUR DUYDUĞUM ÜLKEM VE CUMHURBAŞKANIM

Üstüne, Af konusundaki etik duruşunu, ahlaki ilkesini bir kez daha, kararlılıkla yine vurgulayınca, bir daha dedim ki, “işte benim partim ve benim genel başkanım budur”…

Anlayacağınız, Salı günü benim için her açıdan gurur vericiydi.

Bu sütunda zaman zaman yanlışlarını eleştirdiğim AK Parti’nin, doğrularını alkışlamak, onunla gurur duymak ve canla başla yardım etmeye çalışmak da boynumuzun borcudur.

Yeter ki benim Cumhurbaşkanım, benim partim ve benim ülkem hep böyle olsun. Canımız feda.

Kaşıkçı ile Türkiye’yi vuranların hezimeti
Kaşıkçı ile Türkiye’yi vuranların hezimeti

Bir aydının bu kadar çok dünya gündemine gireceğini hiç kimse hesaplamamıştı Özellikle bu cinayeti işleyen siyaset odakları. Artık bu cinayet bir Ortadoğu ve dünya meselesi.

Video: Kaşıkçı ile Türkiye’yi vuranların hezimeti

Bunu kim başardı? Cemal Kaşıkçı cinayeti bir gazetecinin ortadan kaldırılmasıyla sınırlı değil. Ortadoğu’daki siyasetin rekabet ve çatışmalarını anlatıyor. ABD ve Suudiler baskıcı ve otoriter rejimlerden yana yeni bir ütopya peşindeler. Bin Selman bunun için hazırlandı. Zaten Arabistan da epey zamandır değişmek istiyor. Çünkü radikalizmle başına çok belalar aldı. 11 Eylül saldırısında ölenlerin çoğu Suudiydi. Üstelik petrol da artık geleceğin ekonomik değeri olma özelliğini kaybedecek. Yine Mısır aktörlüğünü kaybetti, İran 2000 yıllarında Hatemi’nin reformcu siyasetini bastırarak radikalizm üzerinden yürümeye kararlı. Bu kararlığıyla da en fazla Suudileri endişeye sevkediyor. Yayılmacı politikaları ve şiddet hareketlerine verdiği desteklerle bunu ortaya koyuyor. Arabistan’ın yeni bir siyasete ihtiyacı olduğu gibi Ortadoğu İslam dünyasının da var.

Veliaht Muhammed B. Selman, İsrail ve Trump tarafından yeni siyaset için pazarlandı. Önce onlar aktör yaptı, sonra da bütün Suudi rejim geleneği alt üst edilerek ilk defa Kral’ın oğlu birinci veliaht yapıldı. Pazarlanan siyaset görünürde özgürlükçü. Kadınları hayata katıyor, dünya gücüyle ortak olunuyor, büyük gelecek yatırım projeleri sunuyor. Ancak görünmeyen ise bütün bu değişimci siyasetin temelde büyük katliamlara, zulümlere ve tutuklamalara dayandığı. Şiiler başta olmak üzere bir çok muhalif hareket ve alimler tutuklandı. Kimisi yurtdışına kaçtı, kimisi öldürüldü. B. Selman, Ortadoğu’nun yeni siyaset üreticisi ve lideri olarak dünya kamuoyuna pazarlandı. Bu otoriter ve katliamcı politikaları görmezden gelindi. Çünkü isyancıları, radikalizmi, teröristleri ve İran’ı durduracak tek güç görülüyordu. Ortadoğu’nun tarihsel diyalektiği modern dönemde de yaşansın isteniyordu. İsyancılar ve teröristler yerine diktatör hükümdarlar yönetsindi. Yeter ki İsrail güçlensin ve Batılılar da petrol talancılığına devam etsinlerdi. Arap Baharı ile aranan ütopya, B. Selman üzerinden sunuluyordu.

1970’lerin nasyonal sosyalizmine dayalı diktatörlükler bitmişti. 1979’da İran Devrimi ile zirveye ulaşan İslamcı siyaset de ya El-Kaide’ye dönüştü ya da bugünkü İran gibi diktatörlük içinde gövdelendi. B. Selman Trump ve İsrail tarafından Ortadoğu’da aranan yeni siyaset olarak Müslümanlara gösterildi.

Türkiye, bu siyasi rekabette üçüncü seçenek. Modernliği, demokrasiyi ve İslamiyet’i beraber temsil eden bir Müslüman Ortadoğu siyasetiyle var oluyor. Erdoğan bu siyasetin liderliğiyle halkların gönlünde yer ediniyor. Hem anti-emperyalist, hem İslam, hem demokrasi hem de modern bir siyaset tahayyülünü oluşturuyor bölge nazarında. Bu yaklaşımları benimseyen ve üçüncü siyaset seçeneğiyle bütünleşen Arap liderler, aydınlar ve halklar Erdoğan’a sempatiyle yaklaşıyor. Cemal Kaşıkçı da bu sosyolojiyi temsil eden bir şahsiyetti. Bu özellikleri ile ABD kamuoyunda demokratlar tarafından önemseniyordu. İslam dünyasının hukuk devleti, insan hakları ve serbest piyasayı benimseyerek değişmesi gerektiğini savunuyordu. Bu çerçevede yazdığı yazılarla B. Selman’ın baskıcı değişim yöntemiyle çatıştı. Türkiye siyasetinde konumlandı.

ABD, İsrail ve B. Selam, Kaşıkçı’yı İstanbul’da katlederek hem bu siyasal seçeneğin taraftarlarına hem de bunun lideri olan Türkiye’ye ders vermek istediler. Ancak Türkiye olağanüstü bir strateji ve istihbarat operasyonu uyguladı. Kendisine yönelen silahı sahiplerine çevirdi. Telaş yapmadan cinayeti bütün ayrıntısına kadar dünya ajanslarına ulaştırdı. Dünya gündemine taşıdı. Bütün dünya bu cinayet ve onunla bağlantılı olan siyasetin rezilliğini gördü. Türkiye, bu çabalarıyla bir dünya devleti olduğunu yine dünyaya göstererek kanıtladı. İlk defa bütün dünya ajansları Türkiye’nin verdiği enformasyonla hareket ettiler. Üstelik Türkiye’nin savunduğu ve temsil ettiği siyaseti de (istemeseler bile) fiiliyatta desteklemiş oldular.

Sonunda hem Trump hem de Kral Selman geri adım atmak zorunda kaldı. B. Selman’ın liderliğini yaptığı Arap Nasyonal Kapitalizmi büyük bir darbe aldı. Demokratların, hukuk devletinden ve insan haklarından yana olanların önemi yeniden hissedildi. Ortadoğu’nun yine Ortadoğu’da üretilen bir siyasetle kurulabileceği anlaşıldı. Türkiye, bu siyasetin ruhudur, lideridir, cesaretidir. Ortadoğu’nun, Müslümanların ve adaletin yapıcı umududur.

Adalet ihya eder
Adalet ihya eder

Kaşıkçı cinayeti Türkiye’de işlendi ama kısa süre içinde bütün dünyanın meselesi haline geldi. Kaşıkçı’nın S. Arabistan konsolosluğu içine girip çıkamaması ile birlikte başlayan ilgi ve sorular 22 gündür dünyanın en önemli gündem konusu. Dünya bu süreç içinde olayla ilgili bütün detayları büyük bir merakla takip etmeye çalışıyor.

Video: Adalet ihya eder

Varlık sebebi vatandaşlarına hizmet etmek olan bir konsolosluk binası içinde kendi vatandaşını vahşice katletmiş olma ihtimali başlıbaşına korkunç, dehşet verici ve bir o kadar da ilgi çekici. Olayın uluslararası ilişkileri, dengeleri ve hukuku ilgilendiren boyutları herkesin bu olaya yaklaşımında farklı hesaplarını da devreye sokuyor tabi.

Ortaya çıkan her bilgi ilgiyi daha da artırıyor, soruları cevap vermek yerine başka soruları tetikliyor. Bu süreç içinde Türkiye’nin kamuoyunu bilgilendirme ve soruna ortak etme tarzı, hiç kuşkusuz çok kendine özgü bir yol açmış oldu.

Durum hassas. Başka ülkenin toprakları da sayılsa kendi sınırlarında cereyan etmiş olan böyle bir olaya kayıtsız kalamazdı Türkiye. Var olan iyi ilişkiler hatırına kendi topraklarında böylesi bir çok boyutlu cürmün işlenmiş olmasını kabul edemezdi.

Ancak işin başında kimseyi peşin peşin zan altında bırakmadan ilerlemek gerekiyordu. Hukuk aklının gerektirdiği şey buydu. Kimseyi peşin peşin suçlamak gerekmiyordu elbet, ama ortaya çıkan ağırlıklı zanlılar vardı ve peşin peşin onları da aklamak gerekmiyordu.

Cinayeti fiilen işleyenlerin nitelikleri ve bütün bağlantıları ortaya çıkarıldı ve bunlar kamuoyuyla paylaşıldı. Paylaşılan veriler dolayısıyla dava neredeyse bütün boyutlarıyla uluslararası kamuoyuna mal olmuş oldu. Kimsenin bu paylaşılan verilerin gerisinde kalma imkanı olamazdı.

Türkiye Uluslararası kamuoyu nezdinde baştan itibaren sorunu idare etme tarzı ve ustalığı bakımından büyük bir takdir ve beğeniyle izleniyor. Neticede ortada sadece bir cinayet yok, küresel boyutları olan uluslararası bir kriz var ve Türkiye’nin bu krizi adalet duygusu da zedelenmeden idare etme konusunda sergilediği sorumluluk ve ustalık yabancı medyada her vesileyle dile getiriliyor, ama o ölçüde de atacağı her adım büyük bir merakla bekleniyor ve genişçe yorumlanıyor.

O yüzden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dünkü grup toplantısı, bu konuda yapacağını duyurduğu açıklamalar dolayısıyla, bütün dünyada pür dikkat izlendi. Cumhurbaşkanının ağzından çıkan her kelime, o kelimeyi sarf ederkenki ses tonu ve jest ve mimikleriyle birlikte özenle kaydedildi. Diyebiliriz ki, Cumhurbaşkanımız yine sorumlu devlet adamı niteliğiyle bütün ustalığını konuşturdu. Cinayetle ve cinayetin öncesiyle-sonrasıyla ilgili ulaşılmış sonuçları ortaya koyduktan sonra olabilecek en özenli ve en dikkatli çağrıyı yaptı.

Öncelikle cinayet süreciyle ilgili bazı konsolosluk görevlilerinin bir gün önce gelip Yalova ve Belgrad Ormanlarında keşif yapmış oldukları bilgisini paylaştı ki, bu şimdiye kadar bilinmeyen bir şeydi ve bu cinayetin önceden planlanarak ve kast edilerek işlendiği yönünde zaten var olan bilgiyi daha da pekiştirdi. Öldürülmesi planlanan Kaşıkçı’nın nereye gömüleceği bile önceden planlanmaya çalışılmış.

İkincisi, Cumhurbaşkanı S. Arabistan tarafının şimdiye kadar olayla ilgili kamuoyunu yanıltan hamlelerini ve açıklamalarını çok açık biçimde eleştirerek, şu aşamada yapılan açıklamalara istinaden ortaya çıkan soruları seslendirdi: 15+3 kişi kendi başına mı hareket ettiler? Hiç kimseden talimat almadan bu eylemi yapmaları mümkün mü? Yanlışlıkla öldürüldüğü söylenen Kaşıkçı’nın cesedini yok etmek veya gizlemek için neden bu kadar çaba sarf edildi? Cesedinin yerli bir işbirlikçiye teslim edildiği söyleniyor ki, bu kişi kimdir? Neden açıklanmıyor?

Üçüncüsü, Cumhurbaşkanı S. Arabistan’da devletin muhatabı olarak Kral Salman’ı alarak, onu adaleti tesis etmeye çalıştı, ancak bu olayı soruşturmak için bütün okların işaret ettiği zanlının soruşturma biriminin başına getirilmesinin sağlıklı bir sonuç veremeyeceği uyarısını da yaptı. Elbette peşin peşin kimse mahkum edilmesin, ama olaya karışan bütün elemanların kendisinden habersiz tek bir adım atmayacağı bilinen Prens MBS’nın onları soruşturma makamında olmasının hiçbir şekilde adalet getirmeyeceği uyarısını hem modern hukuka hem de Şeriat hukukuna referansla yaptı.

Esasen bu adaleti talep etmek ve bunun gereğini yerine getirmek kesinlikle S. Arabistan’ın yararınadır. Zira adalet mülkün, dolayısıyla devletin temelidir.

Bu olayda adaletin tesisi doğrudan S. Arabistan’ın beka sorunuyla özdeşlemiş bir konu olacaktır. Hangi seviyede olursa olsunlar, devlete bu cürümleri, suçları bulaştıran yapılardan kurtulmak zorundadır. Bunu yapan bir S. Arabistan kesinlikle bu olaydan yara alsa da uzun vadede güçlenerek çıkacaktır.

Aslında sayın Cumhurbaşkanımızın Kral Salman’ı muhatap alarak yaptığı bu çağrının somut bir adımı olarak olayın failleri olarak tutuklanmış olan 15 şahsın Türkiye’de yargılanması talebinin kabul edilmesi bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Kral Salman bu adımı atmaktan çekinmemelidir. Hem cürüm Türkiye sınırlarında işlenmiş olması dolayısıyla bu Türkiye’nin hakkıdır hem de Türkiye S. Arabistan’ın düşmanı değil dostudur.

Adalet bizim ve yakınlarımızın aleyhine bile olsa tesisinden kaçınmamak kitabımızın bize öğrettiği en önemli ilkedir. Adalet ihya eder. Bizi ihya edecek bir davete icabet etmekten geri durmamak gerek.

Kaşıkçı Trump aleyhinde ne yazmıştı?
Kaşıkçı Trump aleyhinde ne yazmıştı?

Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürüldüğü nihayet Suud yetkililerince açıklandı.

Video: Kaşıkçı Trump aleyhinde ne yazmıştı?

Neredeyse iki haftaya yakın bir süre Kaşıkçı’nın aynı gün konsolosluktan ayrıldığı yalanına sarılan Suudi Arabistan’ın planları Türkiye tarafından bozuldu. Cinayetin arka planı ile birlikte aydınlatılması için çok ciddi bir irade ortaya koyan Türkiye gerek infaz sürecinde gerekse olay sonrasında titizlikle yapılan araştırma ve incelemeler sonucu elde ettiği bazı delillerle Suudi Arabistan’ı itirafa zorlamıştı. Kaşıkçı’nın Türkiye Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda vahşice katledilmesinin önceden planlanan organize bir eylem olduğu, ölüm emrini Veliaht Prens M.bin Selman’ın verdiği yönünde neredeyse Türkiye ve dünya kamuoyunda genel bir kanaat mevcut. Pazartesi günkü yazımızda M.bin Selman’ın Trump’un Ortadoğu danışmanı ve damadı Kushner ile kurduğu ilişkiler ve bu ikilinin CIA bağlantılarını deşifre etmiştik. M.bin Selman’ın saray darbesiyle veliaht prens olması sonrasında başlattığı sözde yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan prensler ve işadamlarının listesi ve mal varlıklarına ait bilgiler Amerikan istihbaratı üzerinden Kushner tarafından veliaht Prens M.bin Selman’a iletilmişti. Bu operasyon açık bir CIA operasyonuydu. Gözaltına alınan prensler ve üst düzey zevat ve iş adamlarından 35 milyar dolar elde edilmişti. Bu kez yine aynı yöntemle Kaşıkçı’nın da isminin bulunduğu bir suikast listesinin Kushner tarafından Prens Selman’a verildiğine yönelik iddialar Teksas vekili Castro tarafından iddia edilmişti. Castro Kongre’yi göreve çağırarak bu konuların araştırılmasını istemişti.

Aslında Amerikan İstihbaratının Kaşıkçı’nın kaçırılıp infaz edileceğinden haberi olup olmadığına yönelik iki senaryo dillendiriliyor. İlk senaryoya göre; ‘’Cemal Kaşıkçı’nın kaybolmasından önce Suudi yetkililerin muhalif gazeteciyi yakalamak üzere kendi aralarında yaptıkları görüşmeler Amerikan istihbaratının dinlemesine takıldı. Haberde söz konusu görüşmelerde Suudi yetkililerin Kaşıkçı’yı kandırarak Suudi Arabistan’a getirmeyi ve burada ele geçirmeyi planladıkları belirtildi.’’ Bu senaryoda Suudi yetkililerin Kaşıkçı’yı sorgulamak için mi yoksa öldürmek için mi yakalamak istediği bilinmiyor. Bilinen ise ABD istihbaratının Kaşıkçı’ya bu konuda bir bilgi vermediği gerçeği. Zira Kaşıkçı bu konuda uyarılsaydı bile bile ölüme gitmezdi herhalde! ABD istihbaratı bir şekilde Kaşıkçı’nın kaçırılacağı veya öldürüleceği yönünde bir istihbarat almışsa bu durumu Kaşıkçı’ya bildirmekle yükümlü ve sorumlu olarak telakki ediliyor. ‘’Amerika’da istihbarat kurumlarının 2015 tarihinde imzalanan bir direktif uyarınca, kaçırılabilecek, ciddi şekilde yaralanabilecek veya öldürülecek kişileri uyarma görevi vardır.Bu yükümlülük kişinin ABD vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın geçerlidir.’’ İkinci senaryoya göre; cinayet CIA içindeki derin yapının kontrolünde küre ittifakı ve ideolojisi çerçevesinde siyonist faaliyet ve planlarını önleme gayreti içinde bulunan hedef ülke veya kişileri hedef alan KAOS ve suikast timleri tarafından işlenmişti. CIA, GIP, MOSSAD işbirliği söz konusuydu. Bu senaryoya göre ABD Başkanı Trump’ın olaydan haberi olmadığının söylenmesi doğru değildi. Zira Trump’ın emriyle ABD istihbaratı Cemal Kaşıkçı’yı EL-Kaide ile irtibatlı göstermeye çalışmış ancak başarılı olunamamıştı. Ancak Cemal Kaşıkçı Suudi medyası tarafından M.b Selman’a yönelik eleştirileriyle nedeniyle değil Trump’a yönelik eleştirileri nedeniyle yasaklanmıştı. Cemal Kaşıkçı Amerikalıların ‘emolce’ olarak adlandırdıkları şey için ABD Başkanı Trump’ı gerek televizyonlarda gerekse köşe yazısında kıyasıya eleştirmişti. ABD Anayasası, başkan ve diğer hükümet yetkililerinin, ofisten yararlanmalarını açıkça yasaklamaktadır. (Aslında Donald Trump’ın her gün emolce maddesini ihlal ettiği doğru ya da anayasal değildir) Bu durum ABD ara seçimlerine günler kala Trump, Kushner ve M.b.Selman’ı ciddi anlamda rahatsız etmişti. Üstelik Trump’un eski avukatı Cohen’in FBI ile anlaşarak itirafçı olması Trump’ın porno filmlerinde rol alan Stormy Daniels’a bu ödemeyi kampanya parasıyla yaptırdığını itiraf etmesi Trump açısından sıkıntılı günlere işaret ediyor.

Suudi Arabistan’ın cinayeti kabul ederek Kaşıkçı’nın bütün veya parçalanmış cesedini ortaya çıkarmamakta direnmesi cinayetin üzerinde hep bir sis perdesi kalmasına neden olacak. Türkiye sis perdesi kalmayacak şekilde bu cinayeti aydınlatmaya çalışıyor. Suudi heyetinin bu konuda Türkiye ile bilgi paylaşması veya güvenlik güçlerimizin Kaşıkçı’nın cesedini veya ceset parçalarını bulmaları operasyonun tam başarıya ulaşması aşısından elzem görünüyor.

Erdoğan'ın konuşması ABD basınında geniş yer buldu
Dünya
Erdoğan'ın konuşması ABD basınında geniş yer buldu
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili yaptığı açıklama ABD medyasında geniş yer buldu.
AA
BM: Türkiye'den soruşturma talebi gelirse değerlendirilecek
Dünya
BM: Türkiye'den soruşturma talebi gelirse değerlendirilecek
Birleşmiş Milletler, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesine ilişkin Türkiye'den soruşturma talebi gelirse değerlendireceklerini açıkladı.
AA
AB: Tepkilerimiz Riyad'ın atacağı adımlara bağlı olacak
Dünya
AB: Tepkilerimiz Riyad'ın atacağı adımlara bağlı olacak
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Kaşıkçı'nın öldürülmesine ilişkin, "AB'nin tepkileri bundan sonra Suudi Arabistan yönetiminin atacağı adımlara bağlı olacaktır" açıklamasını yaptı.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.