Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
İstanbul'da kimya fabrikasındaki yangın tamamen söndürüldü
Gündem
İstanbul'da kimya fabrikasındaki yangın tamamen söndürüldü
İstanbul Arnavutköy'de bir kimya fabrikasında dün çıkan yangın tamamen söndürüldü. Yapı kimyasal maddelerini üreten ve fabrikada henüz bilinmeyen bir nedenle çıkan yangında içerideki patlayıcı ve yanıcı maddeler nedeniyle itfaiye ekipleri yangını kontrol altına almakta güçlük çekmişti.
AA
Meteoroloji'den sevindiren haber: Türkiye bahar havasına girdi
Gündem
Meteoroloji'den sevindiren haber: Türkiye bahar havasına girdi
Meteoroloji'nin son tahminlerine göre, Türkiye'nin genelinde güneş yüzünü gösterecek. Türkiye'nin doğu bölgelerinde bazı illerde ise kar etkisini sürdürmeye devam ediyor. Tahminlere göre sıcaklıklarda önemli bir değişiklik olması beklenmiyor.
Yeni Şafak
“İstanbul benim sevdam”
“İstanbul benim sevdam”

Yeni Zelanda’daki katliamı gerçekleştiren güdümlü terörist, “İstanbul Boğazı’nın batısına, eğer ki Avrupa topraklarına geçmeye çalışırsanız sizi öldürürüz” cümlesini de sarf etmiş. Bunu duyar duymaz “Çanakkale geçilmez” cümlesinin ne kadar capcanlı bir gerçek olduğunu bir kere daha fark ettim.

Video: “İstanbul benim sevdam”


Çanakkale’nin geçilemezliğini anlamayan ve “canım o kadar kan boşuna aktı, zaten bir süre sonra düşman askerleri İstanbul’u rahatlıkla işgal etti” diyenlere karşı şöyle diyoruz: Eğer Çanakkale Boğazı’nda o kanlı direniş vuku bulmasaydı, savaşırken birbirleriyle kaynaşan, aynı toprağa birlikte gömülen genç erlerin ruhu şad olmasaydı, İstanbul’un sonraki işgali de bertaraf edilemeyebilirdi.

Zira vatan uğruna kanını feda edenlerin canı biz sonradan gelenlerin canına can kattı Çanakkale’de, bizim canımıza eklendi. Vatana eğer işgal edilecek bir toprak parçası olarak bakarsanız, toprağın hakikatini anlamaktan geçtim, imanın insan kalbinde sönmeyen bir nur olduğunu anlamak için de yurtsuzluğu savunan dünya vatandaşları olmakla övünüp durursunuz devirler boyu.

Oysa vatan bizizdir, sevdiğimiz sevildiğimiz her şeyin tecelli ettiği sırdır. Bunu idrak edemeyenler şimdi emperyalist niyetlerle savaşanların toprak paylaşımından ibaret gördükleri bir savaş doktrini adına masum gençlerin cepheye sürülmesini hakir bularak adeta savaşmasaydınız demeye getiriyorlar.

Peki, ne yapacaktı koskoca bir millet? Pasif bir şekilde “gelin bizi kesip biçin işgal edin boşuna ölmeyelim” mi diyeceklerdi? İnsan hakları, hümanizm diye diye kalem oynatmakla yetinenler, kılıcın da adalet için kalkıp indiğini anlayamayanlar evet belki de kılını kıpırdatmayacaktı yakınları, çoluk çocukları katledilirken. İdeoloji üretmeye devam edeceklerdi kaleme sarılıp.

Ama işte her çarenin tükendiği o en sıcak anda başlar bombardıman. Ve birileri de kıyam eder, misal okuldan kaçarak gönüllü gider ölmeye. Çünkü savunulan sadece bir toprak parçası değildir. Gönüldür. Parçalanıp bölünemez bir bütün.

***

Bunu anlayamayanlar 15 Temmuz’da tankların karşısına demokrasisini istikbalini vicdanını korumak için dikilen kadınların veya gençlerin neye direndiğini de anlayamadılar, tiyatro diyerek küçümsediler. Tıpkı bugün oturdukları yerden emperyalist savaşa alet oldular diye şehitleri küçümsedikleri gibi.

Terörist katilin proje metnindeki tehdit cümlelerini yazanlar neyse ki bizdeki gaza ruhunu hiçbir şekilde anlayamıyorlar. İstanbul’un Avrupa yakasının gönül denilen bu bölünmez bütünden koparılabileceğini sanıyorlar.

İstanbul’un Avrupa’sı ve Asya’sıyla, doğusu ve batısıyla, gizlisi ve açığıyla, nefsi ve ruhuyla, celali ve cemaliyle bir bütün olduğunu anlatmak için evet can feda yaşamanın metafiziğini nefsinden geçirmek gerekiyor bu topraklarda. Şimdi “Çanakkale geçilmez” sözü nasıl da bir anlam daha kazanıyor işte görün!

İstanbul’un diri nefesinde Çanakkale’de can verenlerin son nefesi var. İstanbul’u yönetmeye aday olan liderlerin, ekiplerin, teşkilatların, hizmetlilerin bu nefesin içinde adalet duygumuzu zedeleyecek her kararının bize uluslararası projelendirilmiş terörist tiplemelerinin tehdidi olarak geri döndüğünü görelim artık.

Şimdi bunca küresel tehdide, gözdağına inat, beka sorunumuzun olduğunu anlamaya şunca can feda edilmişken, Yeni Zelanda başbakanının insanlığa örnek tavrının küresel aktörler tarafından cezalandırılma ihtimalini hatırlatıyorum.

İkinci bir husus, onun samimi üzüntüsünü ve yakınlarını kaybedenleri teselli edişini izlerken aklıma geldi: Yeni Zelanda nihayetinde İngiltere’nin himayesinde değil mi; herkes apaçık tehdidin bize olduğunu kolayca anlar, lakin kapalı tehdit tam da İngiltere’ye olmasın?

Brexit kazaları bir yandan, Amerika ve siyonizmle uyuşmayan kararları diğer taraftan, Müslümanlarla ilişkileri bir başka taraftan derken; dünyanın karmaşasında Müslümanlar üzerinden sandığımızdan çok daha katmanlı bir proje yürütülüyor olmalı.

***

Ayasofya’nın hemen yakınındaki Roma döneminden kalma milyon taşını bilir misiniz? Dünya üzerindeki diğer şehirlerin İstanbul’a uzaklıklarının hesaplanmasında kullanılan sıfır noktası olarak sayılan taş dünyanın merkezini temsil eden bir işarettir, orada vakti beklemektedir devirler içre.

İşte “İstanbul bizim sevdamız” ise, bunca tehdidin, bunca dökülen küresel kanın toplandığı bir merkez oluşumuzu hakkıyla değerlendirmemiz gerek. Benim sevdam, benim yârim, benim yârenim İstanbul, fethedilmiş kalp.

Ona kan pompalamaya devam eden gönül erleri var. İster burada, ister şurada orada. Ayasofya’nın kilise makamından cami makamına nefsin bütün kademelerini temsil edişindeki sırrı daha önce büyüklerimizden işitip yazmışlığım vardır. 31 Mart seçimleri bir mana daha kazandırdı bütün bu hakikati cem edişine İstanbul’umuzun!

Yine anlamayanlar ve hakir görenler için beka sorunumuz kanla güncellendi. Buradaki hikmetin tıpkı Çanakkale’deki gibi akan kandan geldiğini, tıpkı Musa’nın bekası için 70 bin çocuğun Firavun tarafından öldürülmesi ve onların kanının Musa’nın canına eklenmesi gibi!

***

Yaşadığın yeri (havasıyla suyuyla, torunları evlatlarıyla, gelecek hayalleriyle vs) sevmenin bir kanıtı canını feda etmekse, bir kanıtı da adaletle hükmetmek değil midir? İstanbul’a hırs ve tamahla, “artık sıra bizde biraz da biz semirelim” yaklaşımıyla yönetici olmaya veya en alt kademede hizmetli olmaya kalkan her kim, Çanakkale’nin geçilmezliğindeki maneviyatı istismar ediyor demektir.

“İstanbul bizim sevdamız” ise biz bu sevdanın ta merkezinde, milyon taşında olmalıyız ki İstanbul’un batısını doğusunu ayıran küresel sömürge şebekelerinin hedefi haline geldiğimizde kudretimizi kuşanabilelim.

Her tür tahrikten, provokatif tuzaktan korunmamız, gücünü adaletinden devşiren yöneticilerle gönül fethine devam etmemiz için, evet sevdanın sloganlardan ibaret kalmaması, bir tür gönül seferberliğine dönüşmesi gerekiyor. İstanbul denilen gönlümüzü nurlandıralım artık. Her nereye baksak, merkezde olduğumuz şuuruyla, kaynağından çektiğimizi bilelim maşukun nefesini.

İstanbul’dan bildiriyorum ya da “savaşa değil, seçime hazırlanıyoruz.”
İstanbul’dan bildiriyorum ya da “savaşa değil, seçime hazırlanıyoruz.”

Binali Yıldırım’la, cumartesi gün boyu seçim çalışmaları yürüttüğü Üsküdar’da Burhan Felek Köşkü’nde buluştum. “Dar” denebilecek bir vaktim olmasına rağmen aklımdaki bütün soruları sordum ve Binali Bey de bütün cevapları her zamanki samimi üslubuyla cevaplandırdı.

Video: İstanbul’dan bildiriyorum ya da “savaşa değil, seçime hazırlanıyoruz.”


PAYLAŞACAĞIMIZ ŞEY ÇOK, AYRIŞACAĞIMIZ ŞEY AZ

Sosyal medyada çok karşılaştığım için şunu merak ediyorum: “Benim AK Parti’yle aram iyi değil, hiç oy vermedim; ama Binali Yıldırım başka biri, ona oy veririm” diyor insanlar. Bu “başkalık” nereden kaynaklanıyor; yani bu teveccühü neyle izah edersiniz?

Tabii, ben İstanbulluların bizi nasıl öyle bir yere koyduklarının, nasıl öyle gördüklerinin cevabını bilemem, yorumlamasını yapamam; ancak benim partim AK Parti’dir ve AK Parti’nin görevi de kurulduğu günden bu tarafa insanlara hizmet etmektir, insanların hayatını kolaylaştırmak ve yaşam kalitesini arttırmaktır. İnsanların birliğini ve kardeşliğini savunmaktır. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Bizim partili olarak ya da parti kimliği dışında davranışlarımız farklı değil; herhâlde bu yüzden insanlar beşeri münasebetlerimizi beğeniyor olsa gerek.

Mesela bugün Üsküdar’da sahildeki bütün siyasi partilerin stantlarını gezdiniz ve çiçek verdiniz. Bu da aslında siyasette çok özlediğimiz bir manzara.

Yani biz savaşa filan girmiş değiliz, seçime gidiyoruz. Seçim sürecinde de nihayetinde kendimizi anlatacağız, onlar da adaylarını anlatıyorlar. Bu gayet medeni bir durum… Bunların esasında hiç yadırganmaması gerekir diye düşünüyorum.

Yani bir normalleşme hepimize iyi mi gelecek?

Gayet tabii. Ne için kavga edeceğiz, paylaşacağımız çok şeyimiz var; ayrışacağımızsa çok az şey var. Üç günlük yalan dünya, neyi paylaşamıyoruz?

Gençlerle iletişim konusunda sadece AK Parti’ye değil, bütün siyasi kuşağa gelen eleştiriler var. Burada da sizin belirgin bir başarınız söz konusu.

Bir kere bir değerlendirme yaparken önce hangi konumda olduğunuzu bilmeniz gerekir. Gençlerle bizim kuşak arasında bir iletişim meselesi olduğunu ben görüyorum ve bizim yaşımızın gereğince davranmak, kuşağımızın özellikleriyle hareket etmek gençlerin ilgisini çekmiyor. Nasıl iletişimi güçlendireceğiz? Onların frekansını tutturursak eğer, iletişim daha başarılı oluyor. Bu bakımdan gençlerin içinde bulunduğu dünyanın dışında kalmamak tek çözüm. Onlara dijital yerli diyorlar, bizse dijital göçmeniz. Dolayısıyla bizim de dijital yerli olabilmemiz ancak gençlerin desteğiyle mümkün. O nedenle kendimizi bir bilgi toplumunun ferdi yapmak yönünde gayret göstermemiz gerekiyor. Aksi hâlde iletişim kopukluğu gelecekte daha da artacak; çünkü teknoloji daha çok gelişiyor. İşte gençlerin kodlama, yapay zekâ ve büyük veri analizi gibi alanlarda ilgileri daha fazla artmaya başlayacak ve bunlar birer hobi olmaktan çıkacak, birer mesleğe dönüşecek; dolayısıyla bu alanın ne kadar büyük fırsatlar ortaya çıkaracağını görmek lazım. Buna göre de gençleri istihdam edeceğimiz, onları değerlendireceğimiz hazırlıkları da yapmamız gerekir.

YENİDEN “AH GÜZEL İSTANBUL”

Biraz da formasyonum gereği, bir kültür-sanat sorusu sormak istiyorum… 1994-1999 yılları kültür-sanat açısından hep altın dönem olarak anıldı. Biz hep sizi “projeci” bir siyasetçi olarak tanıdık; bu manada kültür-sanat yaklaşımınızı çok merak ediyorum. Yani Binali Yıldırım kültür-sanatı da bir proje olarak tekrar ele alacak mı?

Gayet tabii. İnsanların günlük hayatını kolaylaştırmak için yapılması gereken işler var. Bunlar; trafik, ulaşım, otopark, yeşil alan, sağlık, eğitim vesairedir… Bunun dışında bir de insanları zihinsel açıdan besleyecek işlere ihtiyaç var; kültür, edebiyat ve sanat işte burada devreye giriyor. Kültür ve sanat için sadece fiziki mekânlar yapmak yetmez, bunlara bir de duygu yüklemek lazım, içerik yüklemek lazım. Burada da bir altyapıya ihtiyaç var, daha çok tiyatro sahnesine, daha çok sanat eserine; daha çok sergi ve opera salonlarına ihtiyaç var. Tabii bunlara yönelik çok ciddi projeler var. Örneğin hâlihazırda Atatürk Kültür Merkezi yapılıyor ve bir Atatürk Kültür Merkezi de Anadolu yakasına yapılacak… Haydarpaşa Garı tasarım merkezi olarak planlanıyor. Bu tip faaliyetler bir yandan da kültür sanatın gelişmesini sağlayacak olmazsa olmazlar. Uluslararası festivallerin düzenlenmesi, sanatsal faaliyetlerin yapılması, bölgesel şehir ve mahalleler arasındaki sosyal etkinliklerin güçlendirilmesi vesaire de gündemimizde.

İstanbul’un zengin kültürünü öne çıkaracağız… Çok sesli, çok kültürlü İstanbul’u dünyanın parlayan yıldızı yapacağız… İstanbul’u İstanbul yapan değerleri nüfusun tamamına nüfuz ettireceğiz… Dünya ve Türkiye yeniden “Ah güzel İstanbul” diyecek…

“İstanbul Türkçesi” gibi “İstanbul görgüsü” gibi, “İstanbul nezaketi” gibi, tarih, inanç, kültür, resim, müzik eserleri de desteklenecek… İstanbul, tarihte olduğu gibi sanatın ve sanatçının en rahat yaşadığı şehir olacak… İstanbul’a aidiyet bağlarımız güçlendirilecek… İstanbul’da denizin kıyısında bir bardak çay içmeden yaşayan kimse kalmayacak…

Niceliği kadar niteliği öne çıkaran bir anlayışla kültür sanata ayrılan bütçeyi kat kat arttıracağım. “Kültürün ve sanatın merkezi İstanbul” bu gerçek güçlendirilecek.

Geleneksel sanatların yeniden canlandırılması için sağlanan imkanlar kadar modern sanatlar, teknolojinin ve dijital dünyanın yeni kültürel sanatsal alanları desteklenecek…

Toplam 22 müze vaadiniz var. En iddialısı da Yenikapı Arkeoloji Müzesi… Sadece bu müze için İstanbul’a turist gelecek diyorsunuz? Önemi nedir bu müzenin?

Paris, geçen yıl 50 milyon turiste ulaşarak rekora imza attı. Louvre Müzesi de 10.2 milyon ziyaretçi ile kendi tarihinin en yüksek rakamına ulaşarak rekor kırdı. Yani kabaca bir hesapla Paris’i ziyaret eden her 5 turistten 1’inin Louvre Müzesi’ne uğramadan şehri terk etmediğini söylemek yanlış olmaz.

Buna kıyasla İstanbul’da 36’sı özel 92 müze bulunuyor. Hepsinin toplamı için ziyaretçi sayısı geçen yıl 13,2 milyondu. İstanbul’un daha fazlasına ihtiyacı var.

8 bin 500 yıllık tarihi olan İstanbul’a bu alanda en önemli fırsatı ise Marmaray kazıları sundu. Ulaştırma Bakanlığım dönemindeki Marmaray kazılarında Cumhuriyet, Osmanlı, Bizans, Roma, Helenistik, Klasik, Arkaik ve Neolitik dönemleri kapsayan kültür tabakaları ortaya çıkarıldı. İstanbul’un tarihi hakkında eşsiz bilgiler toplandı. Yenikapı Arkeoloji Müzesi, İstanbul’un dünya çapında bir tarih müzesine ev sahipliği yapması ihtiyacını giderecek önemli bir proje olacak. Marmaray-metro kesişim hattında 1600 yıllık Theodosius limanına ait kalıntılar, Grek, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait 45 bin parça tarihi eser ile dünyanın en geniş antik tekne koleksiyonunu barındıracak projede 32 bin metrekarelik sergi alanları, çocuk müzesi, araştırma merkezi ve açık kamusal alanlar düzenlenecek.

8,5 metrekare olan kişi başı yeşil alanı 11 metrekareye çıkarma vaadiniz var. Burada dağılımı merak ediyorum. Zaten avantajlı olan ilçeler var. Öncelik yeşil alanda dezavantajlı ilçelerin mi olacak?

İstanbul’u ilçe ilçe, mahalle mahalle çalıştık. Yeşile en çok ihtiyaç duya öncelikli yerleri belirledik. Mesela Güngören, Bağcılar ve Bahçelievler’de Haznedar, Akıncılar, Siyavuşpaşa, Yıldıztepe, Soğanlı gibi mahalleler 200 metre mesafede ufak da olsa bir yeşil alana, bir parka ulaşamıyor. 156 bin kişi yaşıyor buralarda. Buradaki hemşerierimizi yeşile kavuşturmak 1 numaralı önceliğimiz. Zeytinburnu’nda Çırpıcı, Sümer gibi mahalleler, Ümraniye’de Parseller, Yukarı Dudullu gibi yerler yine öncelikli olacak. Biz dersimize iyi çalıştık. Yeşil Ağ projemiz 20 dereyi canlandırdığımız Yeşil koridorlar, Millet Bahçeleri, 200 metrede parka ulaştıran Park200 vizyonumuz İstanbul’u saracak. 55.5 milyon metrekare yeşil alan kazandıracak.

İSTANBUL’U BİLEN HER KESİMLE BİLGİ ALIŞVERİŞİ YAPACAĞIZ

Belki çokça sorulmuştur ama… İlk anda İstanbul için bir acil eylem planınız mı, yoksa bir sorun sıralamanız mı var?

Sorun sıralaması zaten var, neye, nerde, nasıl başlayacağımızla alakalı detaylara çalışacağız; ama bütün bunlardan da önemlisi İstanbul’un sorunlarını çözerken İstanbul’da yaşayanların katılımıyla çözüm üreteceğiz. Tabiri caizse, önce bütün paydaşlardan bir brifing alacağız; bütün sivil toplum kuruluşlarından, kanaat önderlerinden, meslek gruplarından… Yani İstanbul’da yaşayan, İstanbul’un zorluklarını her gün hisseden tüm kesimlerle yakın bir bilgi alışverişinde bulunacağız. Onlardan bu anlamda brifing aldıktan sonra, kendi çalışma ekibimizle bunları değerlendirip öncelik sırasını bir daha gözden geçireceğiz.

Yani İstanbul için fikri, projesi ya da temennisi olanlar hazırlık yapsın.

Tabii tabii… Zaten bunları seçim kampanyası esnasında parça parça dinliyoruz insanlardan; ama istiyoruz ki bütüncül bir bakış açısı olsun, fotoğrafın tamamını net görelim. “Yahu biz biliyoruz zaten, kimseye sormaya ne gerek var, sorunlar belli” mantığında değil de, Nasreddin Hoca’nın “damdan düşen” sözü misali davranacağız. “Damdan düşen” bu şehirde yaşayanlar. Mesela bizim çok önemsediğimiz bir şey, toplumun bir kesiminde öncelik sırası olmayabilir. Tabii kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sınırsız. Bunları en iyi şekilde birbiriyle karşılaştırarak çözüm üretmek çok daha iyi bir sonuç verecek.

İstanbul Defnespor'dan dikkati çeken başarı
Spor
İstanbul Defnespor'dan dikkati çeken başarı
Kadınlar 3. Futbol Ligi’nde ilk sezonunu yaşayan İstanbul Defnespor, grubunda dün oynadığı baraj maçında Kemerspor’u 3-0 yenerek ikinci oldu ve 2. Lig’e yükselme maçlarına katılmaya hak kazandı.
Yeni Şafak
Erdoğan Çamlıca Camisi'ni havadan inceledi
Erdoğan Çamlıca Camisi'ni havadan inceledi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çamlıca Camisi'ni havadan inceledi.
AA
İstanbul nüfusuyla 131 ülkeyi geride bıraktı
Ekonomi
İstanbul nüfusuyla 131 ülkeyi geride bıraktı
Belçika, Yunanistan, Avusturya, İsviçre ve Bulgaristan'ın da aralarında bulunduğu 131 ülke, nüfusu beş yılda yüzde 6,4 artarak 15 milyon 67 bin 724'e ulaşan İstanbul'un gerisinde kaldı.
AA
Böyle dolandırıcılık görülmedi: Ağzında kan torbasıyla geziyor
Gündem
Böyle dolandırıcılık görülmedi: Ağzında kan torbasıyla geziyor
Beyoğlu Taksim Meydanı'nda bir şahsın, turist ve vatandaşlardan para toplamak için yaptığı yöntem herkesi hayrete düşürdü. Ağzına kan torbası koyan ve başındaki simit tepsisiyle dolaşan şahıs, kendini önce yere attı, ardından sahte reçete ile para toplamaya çalıştı.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.