Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Cumhurbaşkanı Erdoğan telekonferans yoluyla G20 Liderler Zirvesine katılacak
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan telekonferans yoluyla G20 Liderler Zirvesine katılacak
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yarın saat telekonferans yoluyla koronavirüse ilişkin G20 Liderler Olağanüstü Zirvesine katılacak. Toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan'a pek çok bakan da eşlik edecek.
AA
G20 zirvesine koronavirüs tedbiri: 'Sanal Zirve' teklifinde bulunulacak
Dünya
G20 zirvesine koronavirüs tedbiri: 'Sanal Zirve' teklifinde bulunulacak
Suudi Arabistan'ın, dönem başkanı olduğu G20 ülkeleriyle yeni tip koronavirüsü konu alan bir sanal zirve düzenlenmesi yönünde görüşmeler yürüttüğü bildirildi.
AA
Koronavirüs dünya ekonomisini de vurdu: Tarihi ortalamanın altında kalacak
Ekonomi
Koronavirüs dünya ekonomisini de vurdu: Tarihi ortalamanın altında kalacak
Çin'de ortaya çıkan ve şimdiye kadar 2 binden fazla kişinin ölümüne yol açan koronavirüs dünya ekonomisini de vurdu. Uluslararası Para Fonu, Çin'de ortaya çıkan yeni tip virüs salgını nedeniyle orta vadede kürsel ekonomik büyümenin tarihi ortalamaların altında kalacağının öngörüldüğünü ve ekonomik görünüm üzerindeki aşağı yönlü risklerin hakim olmaya devam ettiğini bildirdi.
AA
2020 dünya ekonomisi beklentileri
2020 dünya ekonomisi beklentileri

Her yılın başında yeni yılla ilgili ekonomik tahminler yapılır. Biz de dünya ekonomisinde 2020 yılında yaşanabilecek gelişmelerle ilgili bir değerlendirme yapmaya çalışacağız.

Aslında dünya ekonomisindeki gelişim özellikle G20 ülkelerindeki ekonomik performans tarafından belirlenmektedir.

Bu nedenle hem Türkiye'nin ekonomik performansı dünya ekonomisini etkileyeceği gibi (düşük düzeyde de olsa), dünya ekonomisindeki gelişmeler de Türkiye ekonomisini çok yakından ilgilendirmektedir. Söylemek istenilen dünya ekonomisindeki gelecek beklentilerinin Türkiye ekonomisini de çok yakından ilgilendirdiği ve etkileyeceğidir.

**

Dünya ekonomisi 2019 yılı başlarındaki tahminlerin altında bir performans sergilemiştir. Bu performans düşüklüğünün arka planındaki en önemli faktörler; artan ticaret savaşlarının neden olduğu yüksek gümrük duvarları, Çin ekonomik büyümesinin yavaşlaması (yaşanan dönüşümün büyük etkisi var), dünya borç yükünün artması, Brexit olayı ve dünyanın çeşitli bölgelerindeki (zaman zaman sıcak çatışmalara dönüşen) jeopolitik gerginliklerdir.

Ekonomik ve politik riskler belirsizlik doğurmakta, belirsizlik de piyasa aktörlerini yatırım yapmaktan alıkoymakta, tüketimlerini erteletmekte ve ekonomilerde daralmaya yol açmaktadır.

Dünya ekonomilerinde 2019 yılında krize girilmemesinin arkasındaki en önemli nedenlerden birisi olarak 20 ülkenin Merkez bankalarının uyguladığı genişletici para politikası olduğu gösterilmektedir. Bu politikanın asgari 2020 martına kadar devam edeceği beklenmektedir.

Aslında Merkez Bankaları kanalı ile ekonomiye müdahale edilmeseydi 2019 yılı ciddi bir daralma yılı olarak beklentilerin çok altında bir büyümeyle tamamlanacaktı.

Burada söylememiz gereken önemli bir konu; ABD Merkez Bankası'nın 2019 yılı başında ön gördüğü faiz oranlarını yükseltme ve piyasadan likiditeyi çekme politikasından vazgeçmesinin, sadece ABD ekonomisini değil küresel ekonomiyi bir krizden kurtardığıdır.

**

Aslında 2018 yılında Türkiye'nin yaşadığı kur sıçramasının (ekonomik sorunların) arkasında gelişmiş ekonomilerdeki sancılı gelişmelerin öncü ülkelerde dışavurumu vardır. Yani, büyük ekonomilerde ortaya çıkan sorunlar ilk önce bizim gibi gelişmekte olan ekonomileri etkilemektedir.

Ticaret savaşlarında Çin ile ABD arasındaki ön uzlaşma ortamı biraz yumuşatmıştır. Bu gelişme dünya ekonomilerinde bir iyileşme sağlayabilecektir ama yüksek gümrük duvarları vasati ile bu iyileşme gerçekleşeceğinden, etkisi kısıtlı olacaktır.

Çin ekonomisindeki büyümenin yavaşlaması dünya ekonomisinin performansını en fazla etkileyen unsurlardan biridir. 2020 yılında yüzde 6’lık bir büyüme öngörülmektedir. AB ülkelerinde de büyümenin düşük olacağı (durgunluğun devam edeceği) Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkelerde potansiyele yakın büyümelerin gerçekleşeceği beklenmektedir.

Dikkat ediyorsanız dünya ekonomisinin geleceği ile ilgili konuşulduğunda büyük ölçüde büyümeye odaklanılmaktadır. Bunun nedeni ekonomik büyümenin bütün makroekonomik parametrelerle etkileşiminin ve ilişkisinin olmasındandır.

**

Yine, dünya dezenflasyon, yani enflasyonsuzluk süreci yaşamaktadır. AB ortalaması yüzde 1.5, Japonya yüzde 0.4 ve ABD yüzde 2’lere yakın bir enflasyon gerçekleşmesi söz konusu.

Bu veriler Philips eğrisi ile tanımlanan enflasyon işsizlik trade off ilişkisinin geçersizliğini, yani hem yüksek büyüme hem de düşük enflasyonun birlikte gerçekleşebileceğini ortaya koymuştur.

Merkez bankalarının genişletici para politikaları ülkelerin, kurumların ve bireylerin borçlarını tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar artırmıştır. Dünya Borç stoku/Gayri Safi Yurtiçi Hasıla oranı yüzde 230’a çıkmıştır (250 trilyon doları aşmış).

Aynı şekilde, Gelişmekte olan ülke borcu/GSYH oranı 2010 yılındaki yüzde 54 oranından 2019 yılında yüzde 168'e çıkarak rekor kırmıştır. 1980’lerde, 1990’larda ve 2000’li yıllarda kriz yaşayan gelişmekte olan ülkelerin yeni bir kriz yaşayabileceği belirtiliyor.

IMF, küresel ekonomideki gerileme karşısında büyük ekonomilerde 19 trilyon dolar civarında kurumsal borcun temerrüde düşebileceğini, ticaret savaşları gibi bir takım eko-politik piyasa müdahalelerinin ciddi riskler taşıdığını söylüyor.

Bugün yaşanabilecek bir borç krizinin geçmişle kıyaslanmayacak derecede büyük olacağı ve ekonomileri yerle bir etme potansiyeli taşıdığı da açık.

**

Kısaca özetlersek, küresel ekonomi için 2020 toparlanma ve 2021 daha yüksek büyümelerin gerçekleşeceği yıllar olarak tahmin edilmektedir.

Dünya ekonomisinin önündeki en büyük risk gevşek para politikalarıyla devasa boyutlara ulaşan dünya borç stokudur. Türkiye ekonomisini yönetenler bu tabloyu görerek borçlanmayı, bütçe dengesini, yatırımları, büyümeyi, kaynak kullanma etkinliğini dizayn etmeli ve uzun vadeli riskli yatırımlara karar vermelidir. Yani, güçlü ve dinamik bir ekonomik yapı (gemi) ile bu muhtemel fırtınaya karşı hazırlıklı olmalıyız.

Yeni BMW 3 iddialı geldi
Ekonomi
Yeni BMW 3 iddialı geldi
BMW 3 Serisi’nin 7’nci neslini temsil eden, G20 gövde kodlu modeli, önemli ölçüde geliştirilen sportif becerileri ve yenilenen tasarım dilinin yanı sıra ileri sürücü destek ve bilgi-eğlence teknolojileriyle sınıfında standartları yeniden belirliyor.
Yeni Şafak
Yeni rekor zamanı
Ekonomi
Yeni rekor zamanı
Mücevher İhracatçıları Birliği, Ağustos ayında 566 milyon dolarlık ihracata imza attı. Yılın 8 ayındaki ihracat rakamı da 2 milyar 800 milyon dolara ulaştı. Birlik Başkanı Mustafa Kamar, “Geçen yıl 4,4 milyar dolarla rekor kırdık. Yeni hedef, 1 yılda 6 milyar dolar” dedi. Sektör, mücevherin G20'sine de hazırlanıyor.
Yeni Şafak
Güney sınırlarımızda kimin varlığına tahammül edebiliriz
Güney sınırlarımızda kimin varlığına tahammül edebiliriz

Geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı Erdoğan ile G20 zirvesi için Japonya’nın Osaka kentine gitmiştik. Orada dikkatimi çeken hususlardan biri 2’nci Dünya Savaşı’nda yenilen Japonya’da hala çok büyük bir Amerikan askeri varlığı olduğunu öğrenmemdi.

Video: Güney sınırlarımızda kimin varlığına tahammül edebiliriz


Tam 65 bin Amerika askeri Japonya’da şu anda konuşlanmış durumda. Bütün masrafları Japon halkına yüklenen ek vergilerden karşılanıyor. Yaşlı Japonlar bu vergiye zaten “Amerikan vergisi” diyor.

Sadece Japonya’da mı? Hayır. Dünyanın dört bir yanında Amerika askerleri var. Balkanlardan, uzak doğuya, Asya’ya, Afrika’ya kadar. 150’nin üzerinde ülkede yaklaşık 350 bin Amerikan askeri var.

Ve her geçen gün bir başka bölgeye, ülkeye de yerleşiyorlar.

BÖLGEMİZDE DE KALICI YENİ ASKERİ ÜSLER PEŞİNDE

Bizim bölgemiz ile ilgili uzun vadeli Amerikan stratejik hedefini burada defalarca yazdım. Yine hatırlatayım. 1990’dan itibaren yani 1’nci Körfez Savaşı ile birlikte Amerikan stratejik hedefi bu bölge için, “Büyük devletlerin parçalanması ve şehir devletlerinin kurulması” şeklinde. Amacını da tekrarlayalım. İsrail’in güvenliği ve enerji koridorlarının kontrol altında tutulması.

Hal böyle olunca, 1’nci Körfez Savaşı sırasında Çekiç Güç’ü başımıza musallat eden Amerika 2’nci Körfez Savaşı sırasında da Türkiye sınırlarını kullanarak Irak’a geçirmek için 60 bin Amerikan askerini hazırlamıştı.

1 Mart 2003 tezkeresinin Meclis’ten geçmemesi üzerine bu senaryo akamete uğramıştı.

Dün emekli bir asker olan Abdullah Kılıçarslan, Amerika’nın bölgemiz için stratejik hedeflerine ilişkin çok önemli açıklamalar yaptı gazetemiz Yeni Şafak’a. Kılıçarslan’ın iddiası şu: Amerika’nın Suriye’nin kuzeyine 60 bin askere yetecek kadar silah ve teçhizat yığmasının yegane sebebi o bölgeye yerleştirmek istediği Amerikan askerleri.

Biz Amerika’nın Suriye’deki gönüllü kara kuvveti olan terör örgütü PYD/YPG-PKK için bu kadar yığınak yaptığını düşünüyorduk. Oysa Kılıçarslan bir başka şey söylüyor. Amerika’nın kendi askerleri için bölgeye yığınak yaptığını.

Her iki seçenek de bölgemiz için bir felaket. Amerika ister PYD/YPG-PKK terör örgütü için isterse daha sonra oraya yerleştirmeyi düşündüğü kendi askerleri için binlerce TIR’lık askeri yığınak yapmış olsun bölgemiz için vahim. Türkiye içinse son derece tehlikeli bir durum.

Çünkü, uzun vadeli Amerikan stratejisinde Irak’ın parçalanması gibi, Suriye’nin de parçalanması var. Yetinmeyip İran’ın, Yemen’in, Mısır’ın, Libya’nın parçalanması da hedefler arasında. Peki bu parçalanma hedefinden Türkiye nasibini almayacak mı?

Zurnanın zırt dediği yer de burası!

BÖLGE İÇİN TASARLADIKLARINDAN MAALESEF TÜRKİYE DE NASİBİNİ ALIYOR

Müttefikimiz, stratejik ortağımız NATO’da birlikte olduğumuz Amerika’nın bölgemiz için çizmek istediği haritadan maalesef Türkiye de nasibini alıyor. Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden PKK terör örgütü ve Suriye uzantısı PYD/YPG gibi Amerika’nın doğrudan tehdidi altındayız.

S-400 alım sürecinde yaşadığımız gerginliğin de 15 Temmuz’da FETÖ aparatı üzerinden yapılmak istenen darbe ve iç işgal girişimi de Amerika’nın coğrafyamız için geliştirdiği ve Türkiye’yi de tehdit eden stratejik hedefleri içerisindedir.

VEKALET VERDİKLERİ TERÖR ÖRGÜTLERİNİ TEPELEDİK AMA…

Vekalet savaşları ile etrafımız kan gölüne çevrildi. Biz Fırat Kalkanı’nda DAEŞ terör örgütü ile mücadele ederken, arkasında Amerika ve koalisyon ortaklarının olduğunu gördük. (El Bab düşmesin diye Amerika’nın Rakka operasyonunu ertelediğini unutmadık. H.Ö)

Yine biz Zeytin Dalı Harekatı’nda PYD/YPG-PKK terör örgütü ile Afrin’de mücadele ederken yapılan tahkimat ve kullanılan mühimmatlar üzerinden bir şey gördük yine karşımızda Amerika ve koalisyon güçleri vardı. (Fransızların ünlü çimento fabrikasının terör örgütünün tünellerinde kullanmak üzere bölgeye sevkiyat yaptığını unutmadık. H.Ö)

Sonuçta, dünyanın dört bir yanında Amerikan işgali söz konusu. Bu işgallerin bir kısmını “savaşı kazandım hakkım” diyerek, bir kısmına “çağırıldım” diyerek devam ediyor.

Şimdi de Ortadoğu’ya biçtikleri yeni gelecek -ki bu bölgenin milletleri için bir felaket senaryosudur- için Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG-PKK ile birlikte yerleşik hale gelmek istiyor.

Türkiye’nin çıkarlarıyla bu hedefler örtüşmüyor. Bizim güvenli bölge anlayışımız ile Amerikalılarınki benzeşmiyor. Bizim Suriye’nin geleceğine ilişkin perspektifimiz ile Amerikalılarınki arasında uzaktan yakından bir ilişki yok.

Biz defalarca deklare ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğünü istiyoruz. güney sınırımızda terör örgütü istemiyoruz.

Amerika parçalanmış Suriye istiyor. Terör örgütü ile Türkiye’yi buluşturmayı tasarlıyor. (Jeffrey’in son önerisi bu yöndeydi. H.Ö)

Şimdi sorular şu:

Güney sınırımızda biz güvenli bölgeyi kendi başımıza sağlayabilir miyiz?

Güneyimizde Suriye rejiminin varlığı mı daha büyük tehdittir terör örgütlerinin varlığı mı?

Ve son: Türkiye’nin Amerikan stratejisine direnmekten başka çaresi var mıdır?

Takipteyiz.

Tartışmaya devam edeceğiz.

Raison d’Etat: ‘Devlet Gereği’...
Raison d’Etat: ‘Devlet Gereği’...

‘Koskoca G20 Zirvesi’nden daha büyük, ABD-Çin-Hindistan liderleri ve bir dizi orta-üst deste küresel oyuncuyla görüşmeyi, ‘ABD Başkanı yumuşak konuştu ama bakalım Pentagon ne diyecek, göreceğiz’ sığlığında boğmaya çalışıyorlar.. Şöyle tersleyebiliriz...

Video: Raison d’Etat: ‘Devlet Gereği’...


S400’ler uçaklara yüklendi ve siz bu satırları okuduğunuzda, konşimentodaki teslim adresi bu yorumları yapanların ‘üzerinden geçmiş’ olacak...

Zirve görüntülerini anlatmayı dış politika okuması sayıyorlar, ikili, çoklu, kapalı oturumlar bu denli yüzeysel olabilir mi?..

***

Ya şöyle olduysa...

Amerika’nın S-400/F35/Türkiye’ye Trump ziyareti yumuşaklığının karşılığı, ABD’nin İran’a yönelik kuşatmasında Ankara’nın desteğini değilse dahi ‘tarafsızlığını’ getirebilir mi?

İki ülke bu bağlamda anlayış geliştirmiş olabilir mi?

Ağır bir soru değil mi...

Hele Rusya-İran-Türkiye Astana Süreci’nin dirildiği, üzerine, Türkiye-Rusya-Fransa-Almanya-II zirvesinin yenileneceği dönemde.

Hele hele, ABD’nin Almanya’dan Suriye’nin kuzeyine-kendi askerlerinin yerine-asker istediği ama reddedildiği günlerde. (‘Washington s’adresse au gouvernement allemend pour remplacer une partie des troupes americaines en Syrie’, 07/07.)

Daha bir-iki satırda, “yaptırımlar konusundaki belirsizlik” daha doğrusu ‘temennileri’ bayağılaştı değil mi...

İyice karmaşık hale getirelim...

***

Bir başka klişe, “büyük haritanın/resmin” Çin’le ilgili olduğunu söylemek. Yanlış anlaşılmasın, bunu söylemek klişe, altını sağlamlayamamak, “yaptırımlar”la illiyetini kuramamak ne? Yoksa bu bağlamda ne kadar ‘soru işareti’ varsa cevap Çin! (‘Indo-Pacific Strategy Report’, Pentagon, 01/07, temiz bir özet yorumunu okumak için mücerret.com)

Robert D. Kaplan: “Trump yönetimi farkına varsın ya da varmasın, ABD-İran arasında oluşan açmaz ‘çok daha büyük bir şey’le ilgili.

Demek orada da anlamayanlar var. Bizi, bizdekiler yoruyor, bizimkilere yürüyelim...

***

22 Temmuz’da Pakistan Başbakanı ABD ziyareti gerçekleştirecek ve Başkan Trump’la buluşacak. Bu ziyaretin resmî olarak duyurulması, Amerika’nın ‘Belucistan Kurtuluş Ordusu’nu terörizm listesine eklemesinden sonra geldi...

4-6 Eylül’de Rusya-Vladivostok’ta ‘Doğu Ekonomik Forum’u var, Pakistan lideri ‘özel konuk’, Hindistan lideri ‘baş konuşmacı” olarak Moskova tarafından davet edildi...

Bu iki organizasyonun verdiği mesajları/bağlantıları, “yaptırımlarda belirsizlik var”ın neresine yapıştırsak, o yorumcuların alnına mı?

Rusya’nın Çin-Hindistan rekabetini işbirliğine çevirme planları ipucu olsun.

***

İran, ABD yaptırımlarının bu Beyaz Saray iktidarında sonuç almayı başaramayacağı, hatta “savaş” olursa, bunun Amerika-İsrail beklentilerini karşılamayacağı kararına vardıysa, sonuçları kadar Türkiye’nin Tahran’a göre nerede duracağını ekranda “batı güzellemeleri” döktüren dış politika entelektüellerine (!) sorsak ne yanıt alırız?

Bunun ABD’nin uygulayacağı S-400 yaptırımlarına, ABD Başkanlık seçimlerine etkisini anlatabilirler mi?

Veya ABD’nin İran yaptırımlarının aşılması, Avrupa ülkelerinin Tahran ile ticaretlerini sürdürmesi için oluşturulan özel ödeme mekanizmasının (INSTEX) işe yarayıp yaramayacağını söyleyebilirler mi?

Kıyamam, yine ipucu vereyim... İran BM Daimi Temsilcisi Ravanchi: “INSTEX şık bir otomobil ama ‘yakıtı’ yok”...

***

Kördüğüm yapalım...

Dünyada binlercesinin içinde dokuz “özel” ABD/NATO radar istasyonu/sistemi var. Bu büyük kulaklar/gözler hayati önemde. Ağırlıklarınca istihbarat altını bunlar. Aralarında önem hiyerarşisi de var. Acaba Kürecik kaçıncı sırada ve bunun S-400 bağlamında yeri ne? Rusya-Çin-İran coğrafyasında ne anlatıyor? Olası ABD-İran çatışmasında rolleri ne?

“Pençe Harekâtı 40 günü geride bırakırken bölgede kalıcı adımlar atılmaya başlandı. Bu kapsamda Hakurk operasyonu ile ‘kalıcı’ güvenlik koridorları oluşturulacak. Denetimi sağlanan önemli noktalara karakollar inşa edilmeye başlandı”... (06/07.)

Yani?

***

Kafalarını suyun altında daha fazla tutmak istemem ama şunu da yazmak şart...

İngiltere’nin ABD büyükelçisinin Londra’ya yazdığı elektronik postalar faş edildi. Büyükelçi’nin Başkan Trump hakkında yazdıkları dünyaya mâl olunca iki “kardeş” arasında niza çıktı.

Amerika ve İngiltere’nin arasını kim bozuyor?

Kanlı-bıçaklı olmalarına rağmen G20 zirvesinde buluşan Başbakan Theresa May ve Rusya Devlet Başkanı Putin, görüşmeden sonra da ateş püskürmeye devam etmişlerdi. Daha doğrusu özellikle May! Oysa aynı odadaydılar!

İşte ‘Birleşik Krallık”ın bileşenlerinden biridir sızdıranlar. Yetmezse arkası da gelir ama Trump olay üzerine, “neyse ki yakında yeni bir Başbakan olacak” dedi zaten... (‘Daha fazlası’ için; The embassy leak will damage far more than the special relationship’, 08/07, The Guardian.)

***

Her yeni bilgide işler karıştıkça karışırken nasıl oluyor da Ankara bu sarmallardan sıyrılıp kurtulabiliyor?

Dış politika ve ulusal güvenlik vasatla yürümez.

CHP tipi ‘not tutmayan diplomatlar’ iddiaları ya da FOX tipi, ‘görüşmelerde Hollywood güzellemesi’ türünden muhalefet nefesi bu basınca dayanabilir mi? Keza, hükümete yakın çiğ yorumcularla da zor.

‘Devlet gereği’ neyse onu anlayacak ve yapacaklar lazım.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.