‘Din ve devlet işlerinin ayrı olması gerektiğine inanmak şirk midir?’
‘Din ve devlet işlerinin ayrı olması gerektiğine inanmak şirk midir?’

Bu Ramazan kadar bereketli bir Ramazan yaşadığımı hiç hatırlamıyorum. Şüphesiz bunda koronanın da etkisi var. Hamdolsun, otuz Ramazan’da otuz beş canlı yayın yaptık, ‘Ayetler Işığında Ramazan Sohbetleri’ gerçekleştirdik. Yapımcı aile efradımız bu sohbetleri Youtube hesabımıza koydular, koyuyorlar. Seviyeli bir takipçi profilimizin olduğunu anladık. Takip edenlerin teşviki ile bundan sonra haftada bir, ‘Kur’an ve Fıkıh’ gibi bir başlıkla Youtube üzerinden canlı bir ders sürdürme kararı aldık. Dua ve destek bekliyoruz.

He gün sohbetimizin sonunda gelen soruları cevaplamaya çalıştık. Çok anlamlı ve seviyeli sorular geldi. Bunlardan birini bugün yazımıza başlık yaptık. Bakalım ne diyebiliriz?

Sorunun laiklikle alakası olduğu belli. Dolayısıyla buna farklı açılardan ve farklı laiklik anlayışlarına göre cevap verilebilir. İslam tabiatı gereği, varlığı bir bütün olarak görür, dinle dünyayı birbirinden ayırmaz. Buna bağlı olarak bilgiyi de dinî ve dünyevî diye ayırmaz. Varlığın hakikatine uygun her bilgi ilimdir, teşvik edilir.

Din dünyayı ahiretin tarlası sayar. O halde tarlasız yaşanmaz ve tarlayı ekip biçenlerin önemli olmadığını, onu başkaları da ve hangi tohumla ekerlerse eksinler dinin yine din olacağını söylemek abes olur. ‘Din muameledir’. ‘Hüküm Allah’ındır’ ifadesi sadece ahireti anlatmaz. Hüküm, egemenlik demektir ve egemenlik ilahi bir öze sahiptir. Bu sebeple yönetenler kendilerini hep en üstte görürler. Yönetici sistemler ya da şahıslar daha üst bir hüküm koyucu kabul etmezlerse kendilerini ilah sanırlar ve egemenliklerini asla paylaşmak istemezler. Tabii olarak Allah da egemenliğini paylaşmaz, paylaşılmasını kendisine ortak, yani şirk koşma olarak isimlendirir.

Bu sebeple devlet işlerine din karıştırılmamalıdır demek, biz hükmümüzde ortak kabul etmeyiz, Allah bile bize karışmamalıdır, O’nu bizim işimize karıştırmaya kalkanları müşrik sayarız ve onlara hayat hakkı tanımayız, cehenneme atarız demektir. O halde Allah’ın da böyle diyeceğini düşünmek anlamlıdır.

Egemenlik kadar vaz geçilemeyen bir başka erk yoktur. Ancak şirk olan, hükümde Allah’a ortak tanıma, O’nun hükmünü reddetme, hatta hükme Allah’ı hiç ortak etmemedir. Ama Allah’ın hükmünü uygulamamakla onu kabul etmemek ayrı şeylerdir. Bunu başaramadığı için yapamayanlar ki, fert fert hepimiz aynı konumdayız, müşrik olmaz.

Ancak burada Müslümanların kendi içlerinde halletmeleri gereken pek çok meseleleri vardır. Bilindiği gibi fıkhın, yani İslam hukukunun oluşturulacağı bilginin yüzde onu naslar, yüzde doksanı o naslardan anlaşılan beşeri içtihatlardır. İçtihatların Allah’ın hükmüne isabeti zannîdir, bunun için de çok farklı içtihatlar doğmuş ve bu farklılıklar da mezhepleri oluşturmuştur. Şimdi İslamî bir yönetim bu mezheplerin hangisiyle hükmedecektir? Mecelle’nin Osmanlı’yı kurtaramamasının bir sebebi de bu problemin aşılamaması değil midir?

Buna bağlı olarak ikinci mesele; düşünce ve içtihat özgürlüğü temel haklardan olduğuna göre, muhammen bir İslam devleti bütün mezheplere aynı uzaklıkta olmalı değil midir? O zaman bunun adına ne diyeceğiz? Üçüncü mesele, tebeanın ya da bugünkü kavramıyla vatandaşların, çoğunluğunun istemediği bir yönetim, şeriat da olsa zorla uygulanabilir mi? Yönetim saltanata dönüştükten sonra bile halifelerin biate onca önem vermelerinin hikmeti nedir? İlk halife Hz. Ebubekir’in tek kişinin bile biat etmemesinden rahatsızlık duyması nedendir? Açıktır ki, Müslümanların bu konularda henüz sistem belirleyici net fikirleri yoktur, çünkü tarih boyunca saltanatların baskısı sebebiyle bir yönetim fıkhı geliştirememişlerdir.

İşin bir başka boyutu da şudur: İslam, kendi ölçüleriyle adil olmayan bir ülkede tam yaşanamayacağı için, Müslümanlar, nasıl başaracaklarını tam bilmeseler bile, yönetime hep talip olmak zorundadırlar. Böyle olunca İslam ülkelerinde ‘tam’ dedikleri anlamda ne bir demokrasi, ne de yine ‘tam’ dedikleri anlamda bir laiklik gerçekleşebilir. Çünkü Müslüman bulduğu her fırsatta hükmün sürekli Allah’ın olmasını isteyecektir. Bu da erki elinde bulunduranları rahatsız edecek ve dine baskı yapmaya, onun devletin temellerini değiştirmesine asla müsaade etmemenin yollarını aramaya itecektir. Sonunda hayal ya da iddia ettikleri gibi, bütün inançlara eşit mesafede bir laiklik ve demokrasi hiç olmayacak, İslam sürekli baskı altında tutulacaktır. Cuma günü gördük, zorunluluk sebebiyle namaz okul bahçesinde kılınınca Cumhuriyet Gazetesi bunu bile laikliği delme olarak duyurdu.

Yine kripto para konusu
Yine kripto para konusu

Sayın Rifat Oral, kripto para ile ilgili olarak yapılmış bir çalıştayın haberini yazmış, sonunda bu çalıştayın sonuç bildirisinden kendi çıkardığı sonucu da “caiz değildir” şeklinde ifade etmişti, ben de bu haberi paylaşmış, şartlı olarak katılmış. İleri sürülen ve vaki olan sakıncalar ortadan kalkarsa cevaz ile ilgili hükmün değişebileceğini ifade etmiştim.

Bu yazıda, bahsi geçen ve Necmettin Erbakan Ün. Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi’nce icra edilen çalıştayın sonuç bildirisini paylaşıyorum.

Helal Finans Açısından Kripto Paralar Çalıştayı (07 Mart 2020)

Sonuç ve Değerlendirme Raporu

1. İslami finans açısından parada aranan ölçü, kıymette istikrar ve ona itibar edilmesidir. Bunun için de paraların arkasında bir garantör bulunmalıdır. Garantör toplum olabileceği gibi toplumu temsilen devlet veya başka bir müessese hatta paranın dayandığı sistemin kendisi de olabilir. Para olarak kullanılan şeyin ölçüsü, ham maddesinin ne olduğu değil; bu konuda esas olan insanların örfü, yani bir şeyi para olarak kabul etmeleri ve tedavülüdür. Anılan kriterleri taşıdıktan sonra paranın mal, maden, kâğıt, kaydî, elektronik ya da kripto birim olması arasında fark yoktur. Bir şeyin içsel/hakiki değere sahip olup olmaması onun para olma hükmünü etkilememektedir. Nitekim Kur’an ve sünnette neyin para olup olmadığı konusunda bir tanım veya belirlemede bulunulmamıştır.

2. Kâğıt paralardan itibaren tedavüldeki paraların tamamına yakınının itibari veya kaydi nitelikte oldukları unutulmamalıdır. Bunlar madeni paralar gibi hakiki bir değer içermediklerinden, manipüle, aldatma ve değeri dışında dalgalanmalara daha fazla açıktır. Bu sebeple, paranın istikrar ve itibarını koruma imkânlarına yönelik araştırmalar yapılırken diğer taraftan kripto paralar gibi yeni paraların zayıf noktaları ve yol açacağı muhtemel mağduriyetler konusunda da toplum ve ilgili paydaşlar uyarılmalıdır.

3. Bugüne kadar kripto paralar konusunda ortaya konan çalışmaların çoğu en yaygını olan bitcoin merkezlidir. Halbuki tamamen farklı temelde çalışan yine blokzincir teknolojisi temelinde üretilen kripto para birimleri de bulunmaktadır. Çalışmalarda kripto paraların bir bütün olarak ele alınması önem arz etmektedir.

4. Mevcut değerlendirme ve fetvalarda bu paraların dayandığı blokzincir teknolojisinden bahsedilmemekte ya da bir bütün olarak sanki zikredilen olumsuzluklara tüm kripto paraların ve dayandıkları teknolojinin de caiz olmadığı belirtilmektedir. Bundan sonraki çalışmalarda bu teknolojinin merkeze alınması daha gerçekçi sonuçlar verecektir.

5. Kripto paralar ve dayandığı teknoloji konunun etik ve fıkhî boyutu yanında iktisat, finans, bilişim teknolojisi, mühendislik gibi farklı disiplinlerin ortak çalışma alanıdır. Bu nedenle yapılacak değerlendirmelerin ve/veya alınacak kararların ilgili disiplinlerden uzmanların ortak çalışmasıyla oluşturulacak kurullarca alınması gerekir.

6. Mevcut haliyle kripto paraların “para” olarak kullanımı, ortaya çıkan veya çıkması muhtemel olumsuzluklar sebebiyle İslami finans ilkeleri açısından uygun gözükmemekle birlikte bu, ilgili paraların dayandığı blokzincir teknolojisinden kaynaklı değildir. Bu çerçevede İslami finans alanında da blokzincir teknolojisi yanında diğer finansal teknolojilerden azami derecede faydalanılması yoluna gidilmelidir.

7. Kripto paraların bir takım olumsuz yönleri bulunmakla birlikte kara para aklama, illegal yapılara finans sağlama, belirsizliğe bağlı yüksek risk, para sahiplerinin meçhuliyeti, yasal dayanaktan yoksunluk gibi olumsuzlukları da barındırmaktadır.

8. Dijital para birimlerinin üretiminde maliyetler yüksektir. Mecazen madencilik olarak isimlendirilen bu faaliyet için gerekli olan işlemcilerin ve bilgisayarların kurulumu pahalı, tükettikleri elektrik enerjisi oldukça fazladır. Ayrıca üretim tedricen zorlaştığından çok fazla zaman almaktadır. Kripto paralarla ilgili değerlendirmelerde bu konu da göz önüne alınmalıdır..

9. Kripto paralar, şifreli bir elektronik cüzdanda muhafaza edilmektedir. Dolayısıyla şifrenin unutulması veya başkaları tarafından ele geçirilmesi durumunda o paralara ulaşmak imkânsız bir hal alır. Aynı şekilde bu paralara sahip olan bir kimsenin ölmesi halinde paraların miras yoluyla varislerine intikali ile ilgili bir düzenleme henüz söz konusu değildir. Bu da fıkhî açıdan malın korunması maksadına aykırı olarak görülebilir.

10. Konuyla ilgili değerlendirmeler dikkate alındığında netice itibariyle kripto paraların aslen mubah oldukları; ancak bazı İslam hukuk araştırmacılarının yukarıda bahsi geçen mahzurlara yol açtıklarından şer‘an sakıncalı sonuçlara götürmesi kesin veya kuvvetle muhtemel sedd-i zerai konular kapsamına dahil ederek caiz görmedikleri anlaşılmaktadır. Bu olumsuzluklar ortadan kaldırıldığında veya minimize edildiğinde caiz olmalarının önünde bir engel kalmayacaktır.

11. Son olarak finansal teknolojinin bir çok alanı yanında bu konuyla ilgili de daha kapsamlı ilmi toplantıların yapılması ve bu toplantılarda kripto para birimlerinin teknolojisi, niteliği (mal, değer, para), kullanımından kaynaklı spekülatif sorunların boyutu gibi hususlara özellikle yoğunlaşılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu konuda bana sorulan birkaç soruya vaktiyle verdiğim cevabın da bir kısmı şöyle idi:

1. Soru

Kapitalist dünya ekonomi sistemi yavaş yavaş çöküp, kağıt para sistemine veda edip, blockchain formatında “dijitial para” veya “kripto para” sistemine doğru mu gidiyor??

2. Soru

Yoksa dünya reell (islami) banka, sigorta ve borsa ekonomi sistemine mi dönüşecek??

Cevap

Önce şunu söylemem gerekiyor:

Para ve dünyanın geleceği konusu bir kişinin, belli bir branşı olan ilim adamının altından kalkacağı bir konu değildir. Farklı branşlardan birçok ilim adamının teker teker gerekli çalışmaları yaptıktan sonra bir araya gelip ortak akıl ile açıklama ve çözüm üretebilecekleri bir konudur, bir problematiktir.

Kendi açımdan bir cevap denemesi, bir açış olarak söylemem gerekirse:

Kâğıt para zaten çok problemli ve zulüm aleti, istisimar/soygun vasıtası olan bir paradır. Bu para hangi devletinki olursa olsun er veya geç değişecektir. Bu değişim neye doğru olacaktır sorusuna gelince:

Şu anda kripto para maddi değer ve menfaatin mübadelesine aracılık eden bir para değildir; kontrolü devletin elinde olmayan iniş çıkışlarla ve dijital işlemlerle para üzerinden para kazandıran veya kaybettiren bir paradır. Şu halde halihazırda kripto para ne genel olarak kâğıt paranın yerini tutar, ne de sağlam karşılığı ve güvencesi olan, mal ve menfaatin mübadelesine aracılık eden bir paranın yerini tutar.

İleride ne olur?

Bu sorunu cevabı kripto paranın geleceği ile islâmî kurallara uygun bir para sisteminin muhtemel geleceğine bağlıdır. Müslüman ilim adamlarının hem kripto para üzerinde hem de islâmî para üzerinde ciddi çalışmalar yapmaları gerekiyor…

Bezmialem’in ön cephesindeydi Koronavirüs oldu: Doktor Tunç’e moral telefonları
Koronavirüs
Bezmialem’in ön cephesindeydi Koronavirüs oldu: Doktor Tunç’e moral telefonları
Türkiye'de sağlık çalışanları Kovid-19'la mücadelenin ön saflarındaki mücadeleleriyle büyük takdir toplarken bazı doktorlar vatandaşların canını kurtarmak isterken koronavirüse yakalandı. Genç yaşına rağmen sağlık alanında başarılı işlere imza atan ve Bezmi Alem Hastanesi'nde 2 aydır koronavirüs hastalarını tedavi eden Doktor Muhammet Tunç de bu isimlerden biri. Tunç, ramazan ayında yaptırdığı koronavirüs testinin pozitif çıkmasının ardından görev yaptığı hastanede tedavi altına alındı.
Yeni Şafak
AFAD’dan karantinada bin üç yüz sefer : AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu Yeni Şafak'a konuştu
Koronavirüs
AFAD’dan karantinada bin üç yüz sefer : AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu Yeni Şafak'a konuştu
AFAD, koronavirüs salgını sürecinde yurt dışından getirilen 75 bin Türk’ün karantinada tutulmalarının ardından evlerine ulaştırılmasında önemli rol oynadı. AFAD, 430 araç ile bu kişileri 1300 seferle taşıdı. AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu, “40-50 şehre birden tahliye gerçekleştirdik. Tüm çalışanlar iyi bir ortaklık gözeterek bunu sağladı” dedi
Yeni Şafak
Gök taşı 54 bin kilometre hızla geldi: Parçalanmış olma ihtimali üzerinde duruluyor
Teknoloji
Gök taşı 54 bin kilometre hızla geldi: Parçalanmış olma ihtimali üzerinde duruluyor
Türkiye’nin doğusunda 27 Mayıs’ta görülen gök taşının atmosfere giriş hızının saatte 54 bin kilometre olarak hesaplandığını bildiren Doç. Dr. Ozan Ünsalan, “Gök taşı, çok yüksek ihtimalle Gürcistan, Ermenistan veya Rusya dolaylarında düştü” bilgisini verdi. Uzmanlar, ‘arazilerde boşuna gök taşı aramayın’ dedi.
Yeni Şafak
Şehit Atakan Arslan'ın naaşı tekbirlerle memleketi Samsun'a uğurlandı
Gündem
Şehit Atakan Arslan'ın naaşı tekbirlerle memleketi Samsun'a uğurlandı
Diyarbakır'ın merkez Bağlar ilçesinde uğradığı hain saldırı sonucu şehit olan polis memuru Atakan Arslan'ın naaşı tekbirlerle Diyarbakır Havalimanı'ndan baba ocağı Samsun'a uğurlandı. Şehit Arslan'ı havalimanında yüzlerce silah arkadaşı yolcu etti.
Diğer
İHH Başkanı Bülent Yıldırım: Bana benzeyen 3 kişiyi vurdular
Dünya
İHH Başkanı Bülent Yıldırım: Bana benzeyen 3 kişiyi vurdular
İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı tarafından, Gazze'ye insani yardım götürmek için yola çıkan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince 31 Mayıs 2010 tarihinde yapılan saldırının 10. yılında TVNET ekranında Mavi Marmara davası ve şahitleri konuşuldu. Mavi Marmara davası Avukatı Uğur Yıldırım İsrail askerlerinin planlı bir şekilde cinayet işlediklerini anlatırken, 'Gemiye müdahale için gelenlerin ellerinde özel kişilerin olduğu fotoğraflı liste vardı. Şehitlerimizden İbrahim Bilgen, Raid Salah'a benzediği için şehit edildi' ifadesini kullandı. İHH Başkanı Bülent Yıldırım ise İsrail askerlerinin, kendisine benzeyen 3 kişiyi vurduğunu ifade etti.
Yeni Şafak
Kuyuönü Hes Projesi 10 Bin Hanenin Enerji İhtiyacını Karşılayacak
Gündem
Kuyuönü Hes Projesi 10 Bin Hanenin Enerji İhtiyacını Karşılayacak
Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, çalışmaların devam ettiği Kuyuönü Hidroelektrik Santralinde incelemelerde bulunarak, yapılan çalışmalar hakkında bilgiler aldı.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.