Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Demokrasi, HDP ve kayyumlar meselesi
Demokrasi, HDP ve kayyumlar meselesi

Demokrasi, salt sandık değil. Sandıkta halk sadece kimi seçeceğini beyan eder. Ancak seçilenlerin de demokrasinin hukuk devleti, insan hakları, ifade özgürlüğü ve muhalefet etme serbestliği gibi ilkelerine uyması gerekir.

Video: Demokrasi, HDP ve kayyumlar meselesi


Yoksa demokrasi sadece sandıktan çıkan çoğunluk oyla, istediği gibi hareket etme manasına gelmez. Demokrasi sadece halk iradesi de değil. Ancak “zahirci/lafızcı” zihinler, demokrasiyi bununla sınırlı görür. Halk iradesi ile beraber normlar da buna eşlik etmeli. Sadece halk iradesini mutlaklaştıran ve bunu da seçime indirgeyen siyasetler popülizm yaparlar. Türkiye’de çoğunlukla sağ siyasette bunu görürüz. Halkın iradesini dışlayan ve sadece prensiplerle yetinerek demokrasinin normatif yönüne bakanlar ise elitistlerdir.

Beyaz Türkler, her zaman “sandık her şey değildir” diye bağırırlar. Bununla devlete mutlak bir anlam atfederler. Ya da batıdan normlar halinde aktarılan siyasal ilkelere göre yönetmeyi yüceltirler. Nitekim Gezi Olaylarında iktidarı popülizmle suçladılar ve sandığın tek başına önemli olmadığını söylediler. CHP, HDP ve diğer muhalefet bu söylemi dillendirdi.

Şimdi ilginç bir biçimde aynı siyasal hatta yer alanlar, bu defa “sandık her şeydir” diyorlar. HDP’nin görevden alınan başkanlarına karşı bu tez ileri sürülüyor. Seçim ile sınırlandırılan bir demokrasi yaklaşımını gerekçe yapıyorlar. Halkın iradesi yok sayılıyor deniyor. Oysa demokrasi ne sadece sandık, ne sadece halkın iradesi ne de sadece oy vermekten ibaret. HDP, demokrasiyi hem popülizm hem de gizli ajandasına bir araç olarak kullanıyor. Oysa halkın seçtiği HDP’li başkanlar, demokratik normlara da uymak zorundalar. Uymadıkları zaman karşılarında kanunları bulurlar. Terör propagandasını yapmak, teröre eleman kaydırmak, kültür faaliyeti adı altında terörü meşrulaştırıcı söylemler üretmek, teröristlerin cenaze namazlarında belediye araçlarını terör bayrağı ile donatmak, terörle işbirliği içinde olmak… Onlarca suçtan soruşturma geçiren başkanlar bunlar. Demokrasinin haklarından yararlanan, ancak demokratik mesuliyeti es geçen davranışlar içinde bulunuyorlar.

HDP ve onun geleneğinde yer alan bütün partiler, bir türlü demokrasi eğitiminde sınıftan geçemiyorlar. Demokrasi onlara kapı açıyor ve demokratik ehliyete sahip olma imkanlarını sunuyor. Ancak bu siyasal çevre demokrasi ile tek yönlü ilişki kurarak hareket etmede ısrar ediyor. Dediğim gibi sadece demokratik hakları kullanıyorlar. Demokrasinin şiddete karşı sıfır tolerans ilkesiyle bir türlü uyumlu hale gelemiyorlar. Dünyanın bütün demokrasilerinde şiddete karşı sıfır tolerans vardır. İspanyadaki ETA için de bu böyle, Britanya’daki İrlanda için de. Silahlı hareketlerle ilişkili olan parti çalışmalarına ve kişilere müdahale edilir.

Türkiye demokrasi geleneğimizde İslamcılar en muhalif siyasetten yükseldiler. Demokrasi ile çalıştılar ve ona alıştılar. Ona uyumlu hale geldiler. MNP, RP ve oradan Ak Parti’nin doğuşu bunun hikayesi. Ancak aynı başarıyı HDP geleneğinde yer alan partiler gösteremiyor. Onlar demokrasiye alışamıyorlar. Demokrasiyi salt seçime indirgiyorlar. Normatif boyutlarını es geçiyorlar. Bunun sonucunda da Türk demokrasisi onları kabul etmiyor. Etnikçi, bölgeci ve parçalayıcı bir siyasal kimliğin dar sınırlarını aşamıyorlar. PKK gibi silahlı bir terör örgütüyle mesafelerini netleştiremiyorlar. Hatta onu bir parti olarak kabul ediyorlar. Arka bahçe görüyorlar. Demokrasi ile şiddet arasında ürettikleri belirsizlik, yakınlık ve hatta kimi kez beraberlikler ciddi sorunlara yol açıyor. Bir defa, Kürtlerin demokrasiyle uyumlu bir biçimde sorunlarını temsil etme ve çözme arayışlarını sabote etmiş oluyorlar. İkincisi, her zaman çatışmacı bir siyasetin üzerinde duruyorlar. Üçüncü olarak Türk ve Kürt kutuplaşmasını derinleştiriyorlar. Toplumsal yapımızın en tehdit edici fay hattını canlı tutuyorlar ve de hareket geçiriyorlar.

Demokratik yönetimler elbette atananlarla yürümez. Zaten kayyumların atanması (kanunda belirtildiği üzere) geçicidir. Öyle de olmalıdır. HDP, kendisine oyunu emanet eden insanları temsil etme sorumluluğunu duyarak hareket ederse çatışma siyasetinden uzaklaşır. Sonunda buna uygun adaylar gösterir, başkanlar terörün her bir suratı ile ilişkiye girmekten uzak durur ve yönettiği şehirlerin sorunlarını çözmeye yoğunlaşır. Aksi halde devlete ve demokrasiye karşı geliştirdiği ikircilikli tutumlarla, her zaman hem kendisini yıpratacak hem de ona oy veren insanları.

Serbest bırakılan Türk gemiciler Abuja Büyükelçiliğinde
Dünya
Serbest bırakılan Türk gemiciler Abuja Büyükelçiliğinde
Kurtarılan 10 Türk gemici, helikopterlerle Nijerya'nın güneyindeki Edo eyaletinden ülkenin başkenti Abuja'ya getirildi- Türkiye'nin Abuja Büyükelçiliğine götürülen gemiciler, yarın sabah Türkiye'ye getirilecek.
AA
Avrupalı Türkler Farabi’yi kitaplaştırdı
Hayat
Avrupalı Türkler Farabi’yi kitaplaştırdı
Hollanda’da Türk kültür değerlerini Hollandaca ve farklı dillere tercüme etmeye devam eden Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi, yayınlarına Avrasya Yazarlar Birliği ve Al-Farabi Kazak Milli Üniversitesi iş birliği ile ünlü Türk filozofu Farabi ve fikirlerinin tanıtılması amacıyla İngilizce “Al-Farabi: Philosophy of the Second Master” kitabını ilave etti.
IHA
Diriliş Ertuğrul'un yapımcısından yeni proje
Hayat
Diriliş Ertuğrul'un yapımcısından yeni proje
Gelecek sezonun iddialı yapımlarından biri, yapımcı Mehmet Bozdağ tarafından Instagram hesabı aracılığıyla duyuruldu. 'Diriliş Ertuğrul' dizisiyle büyük başarı kazanan Bozdağ Film'in çekeceği 'Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı' filmini Kamil Aydın yönetecek.
Yeni Şafak
Yozgat'ta Kırgız Türklerinden bazıları Nevşehir'e gitti
Hayat
Yozgat'ta Kırgız Türklerinden bazıları Nevşehir'e gitti
Yozgat'ın Yenifakılı ilçesine geçen yıl gelen Kırgız Türklerinden bazıları bölge turizmine katkı sağlamak üzere bu kez Nevşehir'in Avanos ilçesine gitti.
DHA
Kırgız Türkleri geleneklerini devam ettiriyor
Hayat
Kırgız Türkleri geleneklerini devam ettiriyor
Afganistan'ın Pamir Yaylası'ndan 1982 yılında Türkiye'ye göç eden Kırgız Türkleri, 30 yılı aşkın süredir Van'ın Erciş ilçesine bağlı Ulupamir Mahallesinde yaşamlarını sürdürüyor.
AA
Çin Doğu Türkistan'daki tarihi camileri yıkıyor
Dünya
Çin Doğu Türkistan'daki tarihi camileri yıkıyor
Uygur Türkleri, Çin yönetiminin Doğu Türkistan'da yürüttüğü asimilasyon faaliyetleri kapsamında tarihi camileri yıktığını belirtiyor. Çinli insan hakları aktivistlerinin de sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları Doğu Türkistan'da Müslümanlara ait tarihi mekanların birer birer yok edildiğini ortaya koyuyor.
Diğer
Türklerle ilgili konuş ama atıp tutma!
Türklerle ilgili konuş ama atıp tutma!

Ayaklı kütüphane geleneğimizin günümüzdeki temsilcilerinden birisi de Eskişehir’de ikamet eden Hazar kardeşim. Daha çok yabancı kitap, dergi ve gazeteleri takip eder, önemli bulduklarını benim de içinde olduğum bir dost çevresine aktarır. En sevmediği şeylerden birisi, derya deniz olduğuna ve insanlığın kurtuluşunun saklı bulunduğuna inandığı kültürümüze yapılan saldırılar ve ona ilişkin cahilane değerlendirmelerdir. Mesela geçenlerde Açık Öğretim Sosyoloji 1. Sınıf 1. Dönem dersi olan Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar’ın 4. Ünitesi “Aile, Ataerkillik ve Toplumsal Cinsiyet” yazarının kız ve erkek çocuklarına taktığımız isimlerin nasıl onlara toplumun beklentilerini, değerlerini taşıdığına değinirken, kızları duygusal-pasif, erkekleri savaşçı-atılgan yetiştirdiğimize verdiği örnekleri konu etmişti.

Video: Türklerle ilgili konuş ama atıp tutma!


Yazarın verdiği örnekler, Yaprak-Yılmaz; Duygu-Savaş; Sevgi-Hıncal; Gönül-Zeki; Kader-Yaman; Döndü-Hakan idi. Hazar kardeşimiz ise “Hayır” diye itiraz ediyor, “kültürümüzde erkekleri şefkate, sükûnete çağıran da birçok isim var (mesela Müşfik, Halim, Hilmi, Rıfkı, Rauf, Habib, Rahman-Abdurrahman, Rahmi, Sabri, Vedat, Şefik)” diyordu. Haklıydı Hazar; sözünü ettiği ünitenin yazarı kültürümüzde “erkek Fatma” ve “Şoför Nebahat” tiplerinin hiç de olumsuz semboller olmadığından da bihaberdi.

Geçen gün Hazar kardeşimden yeni bir mesaj aldım. Twitterda @azyazarozyazarr namlı, çok takipçisi olan bir arkadaş, şöyle bir tweet atmış: “Türk Tipi Motivasyon: Bu mal yapıyorsa ben de yaparım. Türk Tipi Empati: Aynı şeyi senin anana bacına yapsalar iyi mi? Türk Tipi Sosyoloji: Elalem ne der? Türk Tipi Felsefe: Çok düşünme, kafayı yersin Türk Tipi Sevgi: Ya benimsin ya kara toprağın Türk Tipi Adalet: Allah’ından bul…” İnternette çokça paylaşılan bu tweet, bir arkadaşı vasıtasıyla bizim Hazar’ı da bulmuş. Benim “Türk tipi” geçen başlıklara hassasiyetimi bildiği için hem bu tweeti hem de onu kendisine gönderen arkadaşına yazdığı cevabı bana da ulaştırdı. Cevabında şunları söylemiş: “Türk Tipi Motivasyon: Allah dedim yürüdüm veya gayret bizden tevfik Allah’tan. Türk Tipi Empati: Canı cana ölç. Türk Tipi Sosyoloji: İnsanların çoğu ziyandadır. Türk Tipi Felsefe: Bir ben vardır bende benden içeri veya Benim sadık yarim kara topraktır. Türk Tipi Sevgi: Gel gör beni aşk neyledi veya Ben gelmedim dava için, benim işim sevgi için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim. Türk Tipi Adalet: Şeriatın kestiği parmak acımaz veya Zulüm ile abad olanın akıbeti berbad olur…”

Bu mesajı okurken hem gülümsedim hem de “Türklerin Psikolojisi” kitabımda şu yazdıklarımı hatırladım: “Türklerin bazı davranışlarının tarih boyunca değişmediğine ilişkin görüşleri, ilk kez Türkiyatçı Jean-Paul Roux çalışmalarını okurken fark ettim. Roux, uzun yıllar Türk tarihi çalıştıktan sonra Burdur civarında yaşayan Türkmenlerle karşılaştığında çok şaşırdığını söylüyor. Onu şaşırtan, Türkmenlerin davranışlarının, ‘sanki Orta Asya’nın çok önceki zamanlarından Anadolu’ya henüz dün gelmişler gibi’ olması… Bu tespit, benim için çok enteresandı. Burdur’a çok yakın bir yörede büyümüş bir Yörük çocuğu olarak, Orta Asya tarihi ile bağlantı kurduğu davranış kalıplarına çocukluğumda ben de tanık olmuştum. Hatıralar çok tazeydi hafızamda. Benim ebem (babaannem) de tıpkı Roux’un anlattığı gibi davranırdı. Bizim köydeki insanlar da aynen böyleydi. ‘Demek tüm bu davranışlar Orta Asya’daki derin köklerimizden kaynaklanıyormuş?’ diye düşünmeden edemedim. Beni tarih boyunca değişmeyen davranış kalıpları olduğuna ikna edenler, Roux ve Bahaeddin Ögel, Emel Esin, Abdulkadir İnan gibi Türkiyatçıların, Fuad Köprülü, Ahmet Yaşar Ocak, Ünver Günay, Harun Güngör gibi din tarihçilerinin, Pertev Naili Boratav, Özkul Çobanoğlu gibi halkbilimcilerin, Ziya Gökalp, Orhan Türkdoğan gibi sosyologların, Yaşar Kalafat gibi sosyal antropologların çalışmaları oldu. Sabri Ülgener’in zihniyet kalıplarını araştıran çalışmaları da bir bakıma bizim alanımızla bağlantılı. Onlar, benzer tespitleri ve bunların teorik nedenlerini ve kapsamını kendi alanlarıyla ilgili olarak açıklıyorlardı.

Yine fark ettim ki, aslında benim Yörük köyümün insanları, sadece Orta Asya’dan getirmiş oldukları davranış kalıplarına bağlı değillerdi; bu insanlar aynı zamanda değişmeye ve yeniliklere de çok açıktılar… Bunların üzerinde çok fazla düşünmek gerekiyordu. Kendi adıma düşünmeye çalıştım. Gördüklerimi yazılarımda, kitaplarımda anlatmaya çalıştım…”

Velhasıl, doğrudur; “Türk tipi” diyebileceğimiz, bireysel psikolojimizi aşan kolektif psikolojiyle ilgili davranış kalıplarımız var ama bu konularda konuşurken hayli temkinli ve özenli olmalı, sözünü ettiğimiz alanın birçok bilim dalından katkılar yapılan uçsuz bucaksız bir saha olduğunu bilmeliyiz. Elbette hayatın içinde şaka, ironi vardır ama “Türkler” hakkında canımızın istediği gibi atıp tutma salahiyeti vermez bu durum bize… Yoksa bir Molla Kasım gelir bizi sigaya çeker üzülürüz!...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.