Savaş ve barış
Savaş ve barış

Osmanlı İmparatorluğu’nun bugünkü Ortadoğu coğrafyasına hükmettiği yaklaşık 400 yıllık huzur ve güven fâsılası sona erdiğinde, emperyalist ülkelerin kurduğu yeni düzenin en büyük mağduru Filistin oldu. Bu duruma sadece İngiltere’nin iki yüzlü ve tutarsız siyaseti neden olmadı; daha büyük ve önemli sebep, Araplar arasındaki derin çekişmeler ve Filistin’le ilgili zihinlere baskı yapan belirsizliklerdi. Filistin kimindi ve Filistinliler kimdi? Hangi Arap ülkesi, Filistin’de söz sahibi olacaktı? Filistin ortaklaşa savunulacaksa, kim ne kadar katkıda bulunacak, sonunda ne alacaktı? Filistinlilerin kendileri, bu mücadelenin neresinde olacaktı? Bu ve benzeri onlarca soruya verilen çok çeşitli cevaplar, “Filistin sorunu” olarak özetlediğimiz meselenin tarihini oluşturan karmaşık serüveni meydana getirdi. Karşı tarafta Yahudilerin bulunması, tartışmayı “Araplık” eksenine çekerken, zaman içinde İslâmî ideallerle sürece dâhil olanlar da çıktı. Çerçevenin tasvirindeki farklılıklar, çözüm girişimlerinin de farklılaşmasına yol açtı. Böylece Filistin cephesi kendi içinde sürekli bölünürken, bu kaotik durumdan faydalanan hep İsrail oldu.

Filistin’e başından bu yana “cami avlusunda bulunmuş bebek” muamelesi yapan Arap devletleri, bu bebeği ne nüfusuna geçirip evine alacak kadar sahiplendi, ne de tekmeyi savurup öldürmeyi göze alabildi. Ta İsrail’in kuruluşundan bile öncesine kadar giden zamanlardan beri, Filistin, her Arap liderin önündeki en sıcak iç politika konusu halindeydi. Arap milliyetçiliği güçlendikçe, Filistin de dillerde sloganlaştı, bayraklaştı. Hükümetler ve liderler için, Filistin artık bir meşruiyet aracıydı. Koltuklarını ve tahtlarını sağlamlaştırmak isteyen Arap devlet adamları, halklarının karşısına ağızlarında hep Filistin sakızıyla çıktılar. Ancak fiilî siyaseti yönlendiren esas soru şuydu: “Filistin için kavgaya değer mi?” Bu soruya verilen cevapla halkların beklentileri ayrı istikametlere düştükçe, Arap liderlerin Filistin konusundaki çelişkileri de derinleşti.

***

Yakın tarihin verdiği dersler bağlamında baktığımızda, İslâm dünyasının, İsrail işgaliyle mücadelede şu iki seçeneği tam anlamıyla gündemine almadığı söylenebilir: İsrail’le topyekûn savaş veya İsrail’le topyekûn barış. İşgali durdurmanın, bu ikisinden başka bir yolu yoktur. Ya toplanır, hep birlikte savaşırsınız ve işgali etkisiz hale getirirsiniz. Veya toplanır, kendi aranızda anlaşır, işgalciyi adil ve kapsamlı bir barışa zorlayarak, elini-kolunu bağlarsınız. Zamana ve şartlara göre ikisinden biri tercih edilebilecek olan bu yöntemler istisnasız ve çelişkisiz biçimde uygulanabilseydi, İsrail bugünkü pervasızlığıyla hareket edemezdi.

Geçen yazımda da ifade ettiğim gibi, Arap-İsrail Savaşları (1948, 1967, 1973) olarak tarihe geçen çatışmaların her birinde, Arap ülkelerinin birbirine karşı hesapları da söz konusuydu. Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan ve Suriye gibi devletler, sadece İsrail’le değil, birbirleriyle de mücadele ediyordu. Kamuoyu baskısıyla veya -Kral Faysal örneğinde olduğu gibi- bireysel inisiyatiflerle girişilen savaşlar, istenen neticeyi vermedi. Mısır ve Ürdün’ün İsrail’le bilâhare imzaladığı barış anlaşmaları da, İsrail’i daha da güçlendirmekten başka bir işe yaramadı. Problem aynıydı: İsrail’le savaşlar da barışlar da, çeşitli ülkelerin kendi ajandalarına hizmet eden içten pazarlıklarla ve Müslüman rakiplerini alt etme hedefleriyle malûldü.

Günümüzde Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail’le vardığı normalleşme mutabakatı, geçtiğimiz yüzyılın açmazlarını daha ileri bir noktaya taşıyarak, Arapların masada hiçbir şey kazanmadığı, Filistin’in esamisinin bile okunmadığı, tümüyle İsrail’e alan açan bir hamle olarak dikkatleri çekiyor. Arap kamuoyunda yine “ihanet” olarak algılanan önceki anlaşma ve müzakere süreçlerinde, Filistin tarafının -kısıtlı bile olsa- kazandığı bazı şeyler vardı. Daha doğrusu, İsrail, kendisini Filistin’e taviz vermek durumunda hissediyordu. Fakat Ortadoğu’nun yeni denkleminde, İsrail’in böyle bir mecburiyet hissetmemesi için tamamen rahatlatılması ve bunun da bazı Arap ülkeleri tarafından yapılması söz konusu.

***

Gelecekte Filistin ve İsrail’in tarihi yazılırken, meselenin Müslümanlara bakan taraflarına odaklanan bir bakış açısı, dikkatli okurlar için çok önemli ibretleri dile getirecek. Heba edilmiş on yıllardan alınacak dersler, belki geleceğin Müslümanlarını bugünlerin hatalarını tekrarlamaktan korumaya yardımcı olur.

Osmanlı paşasının torunu Adana'da yaşamını yitirdi: Dedesinin yanına defnedilmek istemişti
Hayat
Osmanlı paşasının torunu Adana'da yaşamını yitirdi: Dedesinin yanına defnedilmek istemişti

Osmanlı Sultanı 2'nci Abdülhamid döneminin Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa'nın torunu Mualla Emine Danyeri Lyoen, yanında kaldığı Sultan 2'nci Abdülhamid'in soyundan gelen yeğeni Ayşe Adile Nami Osmanoğlu Tars'ın Adana'daki evinde 101 yaşında yaşamını yitirdi. Lyoen, ölmeden 2 yıl önce verdiği röportajında, memleketinde ölmek için Fransa'dan Türkiye'ye döndüğünü, ölünce İstanbul Eyüpsultan'daki Hasan Hüsnü Paşa Türbesi'nde dedesinin yanına defnedilmek istediğini söylemişti.

DHA
Gaziosmanpaşa'da hastanenin acil serviste tavan çöktü
Gündem
Gaziosmanpaşa'da hastanenin acil serviste tavan çöktü
İstanbul Gaziosmanpaşra'da bulunan özel bir hastanenin acil servisinde tavanın çökmesi sonucu bir kişi yaralandı.
DHA
Yolda bulduğu 110 bin lirayı teslim eden temizlik işçisinin banka borçlarını Hz. Hatice Vakfı ödedi
Gündem
Yolda bulduğu 110 bin lirayı teslim eden temizlik işçisinin banka borçlarını Hz. Hatice Vakfı ödedi
Bursa'da temizlik işçisi Habip Çaylı, çalışırken çöp konteynırının yanında bulduğu ve banka borcunu tam 3 katı olan 110 bin TL'lik parayı polise teslim ederek gönülleri fethetmişti. Çaylı'nın bu davranışının ardından ünlü isimler ile bazı kesimler harekete geçerek borçlarını ödeme sözü vermişti. Bu gelişmelerinin ardından temizlik işçisi Çaylı'nın bankalara olan kredi borcunu Osmangazi Belediye Başkanı Dündar'ın girişimiyle Hz. Hatice Vakfı tarafından kapatıldığı öğrenildi.
IHA
Gaziosmanpaşa’da toprak kayması: Polis kapıları tek tek çalıp binayı boşalttı
Gündem
Gaziosmanpaşa’da toprak kayması: Polis kapıları tek tek çalıp binayı boşalttı
Gaziosmanpaşa'da temeli yeni atılan bir inşaatta toprak kayması meydana geldi. Olayın ardından bölgeye gelen güvenlik ekipleri olası bir tehlikeye karşı inşaatın bitişiğindeki 5 katlı binayı tahliye etti.
DHA
Gaziosmanpaşa’da toprak kayması: Bir bina tahliye edildi
Gündem
Gaziosmanpaşa’da toprak kayması: Bir bina tahliye edildi
Gaziosmanpaşa’da temeli yeni atılan bir inşaatta toprak kayması meydana geldi. Olayın ardından bölgeye gelen güvenlik ekipleri olası bir tehlikeye karşı inşaatın bitişiğindeki 5 katlı binayı tahliye etti.
AA
Filistin İslâm mülkünün kütüğü
Filistin İslâm mülkünün kütüğü

Filistin, İslâm mülküdür.

Devlet görünümlü Arap valiliklerinin, Amerika’ya vekâlet eden İsrail yönetimine tabi olmalarıyla başlayan yeni süreçte, Filistin hakkında muhtemelen vuku bulabilecek yeni olumsuzluklar bu hükmü asla değişmeyecektir.

Osmanlı’nın Arap Yarımadasında birliği, huzuru sağlayan varlığını işgal olarak niteleyip, yüz yıl önce İngilizlerin çizdiği haritada haraç karşılığında bir valilik kapmış olmanın zilletini mutluluk olarak gören Arap aydınlarının tarihi tahrif etmeleri de yine Filistin’in İslâm mülkü olma gerçeğini değiştirmeyecektir.

Ed-Dehr olarak Rabbimiz’in zamanı, bizim bir nispet / fenomen olarak icat ettiğimiz zamanla aynı tarzda işlemez: Bizim zamanımız esasında Rabbimiz mühlet verir ama asla ihmal etmez.

Bu mühlete tabi olarak İsrailoğulları’nın bugün itibariyle Filistin İslâm mülkünde, işgalci zalimler topluluğu olarak at koşturmasıyla, bunun bizim ihmalimizden, gafletimizden, imtihanımızdan kaynaklanan nedenlerini iyi belirleyerek öncelikle mülkümüzün maddi ve manevi hafızasını diri tutmamız eşit ağırlıktadır.

Gücümüzü yeniden toparlayıp, İşgalcileri mülkümüzden kovacak yetkinliğe ulaştığımızda söz konusu mühlet inşallah bizim lehimize zafer şeklinde değişecektir. Mühletin ölçüsü, mühleti verenin bilgisinde olduğu için bize zikrettiğimiz iki yönde çalışmaktan başka bir şey düşmemektedir.

Buna göre kimimiz, hafızanın diri tutulması esasında Filistin İslâm mülkünün İşgalcilerce yağmalanan kütüğünü yeniden oluşturmakla, kimimiz de işgalcileri mülkümüzden kovacak gücün temerküzünü sağlamakla sorumluyuz.

Kütükten kastım, 1516-1917 yılları arasında yönetimiyle şereflendirildiğimiz Filistin İslâm mülkünün resmî (hazine ve tapu kayıtları, yazışmalar, krokiler, haritalar...) ve ilmî (sosyo-ekonomik) bilgilerin, Filistin’e yeniden hâkim olacak neslimizin de günü geldiğinde istifade edebileceği şekilde yeniden derlenip toparlanmasıdır.

İstanbul Ticaret Odası’nın öncülüğünde Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile Filistin Araştırmaları İmar ve Dayanışma Derneği’nin katkılarıyla kitaplaşan Osmanlı Filistini Yer İsimleri Kılavuzu ve Atlası (1516-1917) adlı çalışmayı buna örnek olarak verebiliriz.

Zekeriya Kurşun, Abdülkadir Steih ve Ali İhsan Aydın tarafından hazırlanan çalışmanın editörleri: Bekir Cantemir ile Esra Karadağ.

Vakıflar, Tapu Kadastro, Devlet Arşivleri genel müdürlükleriyle, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt biriminin arşiv desteğinde bulundukları, Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak üç dilde basılan kitabın bilgisel çerçevesinin yanı sıra, zamansal ufkunu ve vaadini İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekip Avdagiç şöyle belirlemiş:

“İstanbul Ticaret Odası olarak ‘Osmanlı Filistini Yer İsimleri Kılavuzu ve Atlası (1516-1917)’ adlı bu çalışmayı yayınlayarak, sadece tarihe ve yakın geçmişe değil, geleceğe de ışık tutuyoruz. Aynı zamanda Filistin’deki eski yerleşim yerlerinin bulunması ve mülkiyet sorunlarının çözülmesi için önemli bir adım atıyoruz.”

Bu çalışmayı yapan üç ismin takdim yazısındaki, nihai amaçlarının Filistin üzerine araştırma yapmak isteyenlere rehberlik etme beyanını da bir mütevazılık örneği olarak hususen zikretmemiz gerekir.

Zira mezkûr üç isimden biri olan Zekeriya Kurşun’un Yeni Şafak’taki ilgili yazılarından da görülebileceği gibi, nihai amacın maddi ve manevi hafızayı yeni Selahaddinlerin istifadesine sunma maksadını içerdiği âşikârdır.

Osmanlı Dönemi Filistin Coğrafyası (1516-1917) başlıklı Giriş yazısıyla açılan kitabın, birinci kısmının başlığı: Osmanlı Filistini Yer İsimleri Kılavuzudur. Esas kısım ve alt başlıkları ise şu şekildedir:

Birinci Kısım I. Osmanlı Filistini İdari Taksimatı (16. Yüzyıl); II. Osmanlı Filistini İdari Taksimatı (19. Yüzyıl); III. Osmanlı Devleti’nin Son Yıllarında Filistin İdari Taksimatı.

İkinci Kısım, Osmanlı Filistini Atlası (1516-1917); ikisi müstakil büyük boy olmak üzere toplam yüz iki harita.

Erişilmesi-yeniden düzenlenmesi; elde edilmesi-yeniden çizilmesi çok zor olan bilgilerin ve haritaların, nasıl bir uzmanlığı ve mahareti gerektirdiği ancak kitabın kendisinden görülebilir. Dolayısıyla projeyi akledenlerin, hayata geçirenlerin, sebep olanların, kitaplaşmasını sağlayanların hak ettikleri teşekkürün çokluğu da yine ancak kitaptan anlaşılabilir.

Bu kıymetli kitabı, İTO Yayın Kurulu üyelerinden kardeşim Münir Üstün’ün himmetiyle edinebildim. Ehlinin kitaba ulaşması konusundaki kimi güçlüklerin Sayın Başkan Avdagiç’in talimatlarıyla giderileceğini umuyorum.

Bulduğu yüklü parayı polise teslim etmişti: Temizlik görevlisinin borcunu sanatçılar ödeyecek
Gündem
Bulduğu yüklü parayı polise teslim etmişti: Temizlik görevlisinin borcunu sanatçılar ödeyecek
Bursa'da, çalışırken 110 bin lirayı polise teslim eden temizlik görevlisi Habib Çaylı’nın kredi borcu için sanatçılar harekete geçti. Demet Akalın, Alişan ve Mustafa Ceceli, Çaylı’nın 35 bin liralık kredi borcunu ödeme sözü verdi.
DHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.