Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Kupada hakem skandalı: Yeni Malatyaspor'un golü verilmedi
Spor
Kupada hakem skandalı: Yeni Malatyaspor'un golü verilmedi
Türkiye Kupası'nda oynanan Yeni Malatyaspor-Kırklarelispor maçında hakem skandalı yaşandı. Mücadelede ev sahibi ekibin kale filelerine çarparak sahaya geri dönen topu gol olarak sayılmadı.
Yeni Şafak
Eldeki projelere
408 milyar lazım
Ekonomi
Eldeki projelere 408 milyar lazım
Türkiye’de birikmiş proje stokunun tamamlanması için ilave 408,4 milyar liraya ihtiyaç var. Söz konusu kaynakta eksiklik olmazsa projeler 4,6 yılda tamamlanabilecek. 3 bin 212 projenin 17,8 milyar lira tutarındaki 859 adedi bu yıl içinde bitirilecek.
Yeni Şafak
Fırtına gençlerle turladı
Spor
Fırtına gençlerle turladı
Trabzonspor, Ziraat Türkiye Kupası 4. Turu’nda deplasmanda 2. Lig ekibi Bugsaşspor’u Amiri ve Selim’in (kendi kalesine) golleriyle yenerek üst tura yükseldi. Bordo-mavililerin teknik direktörü Ünal Karaman, ilk 11’de altyapıdan yetişen 7 futbolcuya şans verdi.
Yeni Şafak
Yunanistan’a sert uyarı
Gündem
Yunanistan’a sert uyarı
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik Yunanistan’ın karasularını kademeli olarak artıracağına dair açıklamalarına cevap verdi. Bunun savaş sebebi sayılacağını duyuran 1995 tarihli TBMM deklarasyonunu hatırlatan Çelik, bu yönde bir girişime en sert yanıtın verileceğini kaydetti.
Yeni Şafak
Fatih sondaj gemisi Akdeniz’de
Fatih sondaj gemisi Akdeniz’de

2018 yılının ilk günlerinde Fatih sondaj gemisi Türkiye’ye gelince, sondaj gemisini görmek, teknik özelliklerini anlamak ve yapılacak çalışmaları yerinde görmek için basın mensuplarıyla beraber gemiye çıkmıştık.

Video: ‘Kan: Bir Hristiyanlık eleştirisi’


O günden bugüne geçen yaklaşık 10 ay içerisinde Fatih sondaj gemisinin teknik özelliklerinin yenilenmesi ve ekipmanların güçlendirilmesiyle, misyonunu gerçekleştirmek için Salı günü sondaj yapmaya yani doğal gaz ve petrol aramaya başladı.

Tabi Türkiye’nin satın aldığı bir sondaj gemisiyle petrol ve doğal gaz aramasına çıkması ve bu aramayı Akdeniz’den başlatarak sonrasında Karadeniz’de de devam ettirme niyeti, yıllarca “neden aramadık” sorularının da cevabını vermiş olacak.

Yanı başımızda birçok ülkenin doğal gaz ve petrol araması ve çoğunun bu sondaj çalışmalarında yeni doğal kaynakların keşfini gerçekleştirmesi göz önüne alındığında; biz neden aramıyoruz sorusunun sorulması da oldukça doğal ve normal.

İşte bugün Akdeniz’de bölge ülkelerinin yaptığı gibi biz de doğal gaz ve petrol arıyoruz. Sondaj çalışmaları başarıya ulaştığında, yani yeni enerji kaynakları keşfedildiğinde ise bu çalışmaların akılcı enerji politikalarının bir ürünü olduğunu hep birlikte görmüş olacağız.

FATİH SONDAJ GEMİSİ NE ANLAMA GELİYOR?

Fatih sondaj gemisi birçok özelliği ile Türkiye’nin enerji alanında ilklerini barındırıyor. Türkiye tarihinde ilk defa bu kadar derin sondaj yapıyor. Enerjide yerlileşme hamlesinin büyük bir atılımı olan ilk yerli sondaj gemisi Fatih ile aynı zamanda ilk defa derin denizde sondaj çalışması yapmış olacağız.

Türkiye enerjide dışa bağımlılığı azaltma çalışmalarını, sondaj çalışmalarıyla büyük ölçüde destekleyerek önemli adım atmış oldu. Barbaros Hayreddin Paşa ve Oruç Reis sismik araştırma gemileri potansiyel doğal kaynak araştırmaları için çalışmalar yaparken, Fatih ile Alanya-1 kuyusunda sondaj çalışmalarıyla sondajda dışa bağımlılık azalıyor.

Bugün Türkiye Akdeniz’de artık önemli bir aktör konumundadır ve enerji aramalarında ben de varım demektedir. Akdeniz’de hali hazırda doğal gaz ve petrol arayan İsrail, Mısır ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi göz önüne alındığında; Türkiye’nin gür sesiyle ben de varım demesinden kimsenin rahatsız olmaması gerekmektedir.

Milli Enerji ve Maden Politikasının yerlileştirme ekseni kapsamında Türkiye, sondaj çalışmalarıyla enerji arz güvenliğinde çeşitlilik sağlayacak yeni adımlar atma yolunda önemli bir dönüm noktasına geldi.

Akdeniz’de doğal gaz ve petrol aramalarının pozitif sonuçlanması, hem Türkiye’nin enerji arz güvenliğine katkı sağlayacak hem de Türkiye’yi bölgede coğrafi konumu itibariyle en önemli transit rota haline getirecektir. Dolayısıyla, bugünden sonra Doğu Akdeniz’de yeni bir denklem kurulacağı açıktır. Bu denklemin de sabit değişkeni Türkiye olacaktır.

Akdeniz yıllardır Türkiye’yi de ilgilendiren ihtilaflı bölgelerde baş gösteren sorunlara ve anlaşmazlıklara ev sahipliği yapıyor. Bu durum ayrıca bahsi geçen enerji kaynaklarının ekonomiye kazandırılmasının önünde de engel oluşturuyor. Şimdi bu kaynakların ekonomiye kazandırılması ve kaynakların adil dağılımı için önemli bir imkân doğmuş oldu.

Ayrıca bu girişimin Türkiye’nin son dönemde adımlarını attığı “Enerjide Ticaret Merkezi” olma sürecine önemli katkı sağlayacağı da aşikar.

SONDAJ ÇALIŞMALARI YENİ DÖNEMİN İŞARETİ

Doğu Akdeniz’de bulunacak kaynaklar ve ardından Karadeniz’de bulunması olası kaynaklar ile Türkiye yalnız enerji arz güvenliğinde çeşitlenmeye gitmiyor; aynı zamanda orta ve uzun vadede enerjide dışa bağımlılığı azaltacak ve dolayısıyla enerjinin artık ekonomik büyüme için bir engel olmadığı bir dönemin de kapılarını aralıyor.

Her yıl ortalama 50 milyar doların üzerindeki enerji faturasının ülkemiz için önemli bir tehdit haline geldiği günümüzde Türkiye’nin bu enerji faturasının ekonomide oluşturduğu maliyetten muhakkak kurtulması gerekiyor.

Bu kapsamda gerçekleştirilecek arama faaliyetlerinin, beklentilerimizi karşılayacağını ümit ediyoruz.

Millî kültürümüz ve Halloween…
Millî kültürümüz ve Halloween…

Dün Cadılar Bayramı imiş… Bizim ecnebi aydınlarımızla endişeli modern ailelerimiz hafta sonu kutladılar bu garip ‘bayramı’…

Video: Millî kültürümüz ve Halloween…

Hristiyanların çeşitli etkinliklerle kutladıkları bir bayram aslında. Uluslararası adı Halloween… Hristiyan inancının hâkim olduğu ülkelerde başta çocuklar ve de anne babaları, bugünde cadı ya da hayalet kılığına girip ‘eğleniyorlar’…

Çocuklar kapı kapı dolaşıp ‘trick or threat’ (Türkçe’ye biraz da zorlamayla ‘ya malını ya canını’ olarak çevrilebilir) diyerek şeker topluyorlar. Yani bize şeker vermezsen sana bir ‘trick’ yaparız (oyun oynarız) … ‘Oynanacak’ oyun ile ilgili bazı ipuçları var tabii ki ortalıkta… Kesik eller, kollar, bacaklar, çıkarılmış gözler, etraf kan gölü halinde…

Türkiye’de de sayıları hiç de az olmayan bazı aileler işi iyice abartıp, bahçelerinde düzenledikleri Halloween partisine eş dost ve çocuklarını özel kıyafetlerini giymek koşuluyla davet edip özel sahneler düzenliyorlar… Girin Instagram’a bakın… Yıkılıyor ortalık…

Ölülerin dirildiği mezarlıklar, havuzun içinde ceset, kanlı kıyafetli insanlar, cadılar, kabın içinde kanlı eller kollar, büyülerin kaynatıldığı kaplar, baltalar, kanlı testereler… Profesyonel bir korku filmi seti gibi her şey orijinaline uygun… Zaten pek çok korku filminin de cadılar bayramında geçmesi tesadüf değil…

Nişantaşı’nda bu kıyafetleri ve aksesuarı satan mağazalar varmış… Bir giriyormuşsunuz, binlerce lira verip çıkıyormuşsunuz…

Sosyal medyada Cumhuriyet Bayramı, İstanbul Havalimanı kadar olmasa da onlara yakın bir girdi var…

Eşimin aklına gelmiş, şöyle bir tweet atmış: “Atatürk yaşasaydı, Halloween’i kutlar mıydı?” Çok naif bir soru. Ancak hiç de yersiz değil… Çünkü Halloween’cilerin kahir çoğunluğu Atatürk’ün arkasına saklanmayı bir politik duruş olarak tercih ediyorlar… Peki, Atatürk’ün savunduğu millî kültür ve değerler ne olacak?..

Bu vesile ile Atatürk’ün 10. Yıl Nutku içindeki ünlü sözünü doğru şekliyle bir kez daha hatırlayalım… “Millî kültürümüzü muhasır medeniyetin üzerine çıkaracağız!” Dikkatinizi çekerim… Ekonomiyi falan değil; millî kültürümüzü…

Millî kültürümüz ve Halloween… Olacak iş değil, ancak oluyor…

Bizim bir önce oturduğumuz site sakinlerinin tamamına yakını kutlarlardı Halloween’i… Bir iki yıl bizim kapıya gelen cadı kılığındaki çocukları kırmamak için eşim kapıyı açmış, kendilerine şeker, çikolata yerine hurma vermişti… Çocuklar da almışlar hurmayı annelerine götürmüşler. Merak edip sormuşlar: “Bu nedir anneciğim?” diye…

Sonradan ailelerinden dinlememiş olsaydım, parodi zannederdim… Ancak gerçekten de Halloween’i yıllardır yaşayan çocuklar hurma ile ilk kez karşılaşıyorlardı…

Türkiye ne yazık ki sadece siyasette değil, “devletin temeli” olan millî kültür konusunda da bölünmüştür… Bir yanda Batı’ya bile yaranamayan amorf bir Batı hayranlığı, öte yanda ülkenin tamamını kucaklamaktan uzak kendi içinde onlarca parçaya bölünmüş ve millîliği tartışılır hale gelmiş bir başka amorf cehalet kümesi… Ortalarda bir yerde ise iki tarafın baskısı altında varlığını sürdürmeye çalışan genç cumhuriyetin temel taşını oluşturması niyetiyle ortaya atılmış olup, devletin III. Millî Kültür Şurası vasıtasıyla ortaya koyduğu Millî Kültür Politikaları…

Bakın bir Halloween kutlamasından nerelere geldik…

Cumhuriyet Bayramı capsleri…
Cumhuriyet Bayramı capsleri…

-Kendi devletinin yıkılışını kutlayan tek milletiz…

-İslam coğrafyasını paramparça eden bayram herkese kutlu olsun…

-Celladına gülümseyenlerin şanlı bayramı…

-Müslümansın ama Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorsun, öyle mi?!...

-Çırılçıplak ortada bırakıldın fakat mutlusun; o zaman yaşasın Cumhuriyet!...

-Dağ başını duman almış, sen hala oyun oynaştasın…

-Ceddinin kemikleri sızlıyor, farkında mısın?...

Video: Cumhuriyet Bayramı capsleri…


Pazartesi günü, Cumhuriyet’in 95. yıl dönümünde sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımların bir kısmında bunlar söyleniyordu.

Daha ağır olanları vardı, ayıp olmasın diye onları yazmadım.

En hafifinden söylüyorum, insan bu kadar aptal olamaz, tarihten, medeniyetten, hayattan bihaber olamaz.

Yahu sen ne anlatıyorsun, nerede yaşıyorsun, kimi kandırıyorsun?!..

Üç kuruşluk çarkın dönsün, etrafına toplanan iki tane akıl fukarası, seni derin adam zannetsin diye, bir milletin istiklal mücadelesiyle nasıl dalga geçersin?!..

Sen bu devletin onurlu tarihini, bu milletin destansı mücadelesini nasıl aşağılarsın?

1923’te, başı belli, sonu belli bir İslam coğrafyası mı kalmıştı ki, Cumhuriyet, İslam coğrafyasını paramparça etmiş olsun.

Medine savunmasından dönen Fahrettin Paşa’dan, Doğu hattının kaderini değiştiren Kazım Karabekir Paşa’dan, büyük taarruzun başkomutanı Mustafa Kemal Paşa’dan, Türk tarihinin tek mareşali Fevzi Çakmak Paşa’dan da mı utanmıyorsun?!..

İktidar mücadelesini, devletin kuruluşundan ayıramayacak kadar körsün, hiçbir şey bilmiyorsun, kulaktan dolma safsataları Türk tarihi zannediyorsun.

Daha açık söyleyeyim…

Sen, bu milletin Müslümanlığını, İslamlığını sırtına post etmişsin, Türk tarihine düşmanlık ediyorsun.

Dünya harbi bütün coğrafyaları sallamış, emperyalizm daha dün kapı komşu olduğun adamın bile aklına karpuz kabuğunu düşürmüş, Anadolu parsellenmiş, herkes kendine bir bayrak çizmiş, almış elline sallıyor…

Sen kalkmışsın, Cumhuriyet, İslam coğrafyasını parçaladı, diyorsun.

Allah Allah, nasıl olacak şimdi…

Biz başka bir tarih mi okuyoruz, bizim okuduğumuz tarih, Ermeni isyan etti, Rum isyan etti, Arap da isyan etti, diyor, seninki başka bir şey mi diyor?

Senin okuduğun tarih Londra’da yazılıp, Berlin’de basılmış olmasın?

Mehmet Akif, o yakıcı yaz sıcağında, Arabistan çöllerinde niçin koşuşturup durdu, “İngiliz altını, sizin gözünüzü kamaştırmış” derken, ne tür bir ihaneti hissetti?

Bugün “Fahrettin Paşa hırsızdı, Medine’nin hazinelerini çaldı” diyen işbaşındaki çakalların dedesi, o gün de Osmanlı askerinin Kabe’yi boşaltması için İngiliz ile işbirliği yapmadı mı?

Yaptı…

Kendi devletimizin yıkılışına seviniyormuşuz, İslam coğrafyasını Türkiye Cumhuriyeti paramparça etmiş, ceddimizin kemikleri sızlıyormuş!..

Terbiyesizliğin böylesi de görülmemişti, neresinden tutsan elinde kalıyor.

Bugün serbest seçim yapılıyor, halkın önüne sandık konuluyor, o sandıktan çıkan meşru hükümetler bile tartışılıyor, sen kalkmışsın hala kaybettiğin bir dünya savaşından sonra eski sistemle yeni devlet hayali kuruyorsun.

Yaşadığın hayatın yüzde doksanını özümsemişsin, benimsemişsin, Cumhuriyet Türkiye’sinin nizamına göre ayarlamışsın, bunlarda bir beis görmüyorsun, iki tane kitabın satsın, yazın okunsun, ortalık karışsın diye fitne fesat işleriyle uğraşıyorsun.

İngiliz kraliyet ailesi yerli yerinde duruyormuş, bizimki neden durmuyormuş…

Çünkü savaşı o kazandı, oyunu o kurdu, bizimki kazanırken de bizimki kuruyordu.

Çanakkale’de durdurduk, Şam’dan girdi, İstanbul’dan kovduk, Mekke’den kovulduk, sen Murat'ın Bağdat’ı, yerinde duruyordu mu sanıyorsun?

Garp cephesinde açıktan kazandığımız savaşların devamını Şark cephesinde içeriden kaybettik.

Evet, sırtımızdan vurulduk, itirazın var mı, böyle olmadı mı?

Daha bir hafta önce yaşananları anlayamıyorsun, 95 yıl önce kurulan devlete dil uzatıyorsun.

Aslında kızmamak, hiddetlenmemek lazım, çünkü senin muadillerin de var.

“Osmanlı’dan ne kaldı ki” diyen Cenevre hamalıyla, “Cumhuriyet de nedir ki” diyen İskenderiye hamalı arasında bir fark yoktur, bunu çok iyi biliriz.

Tarihin akışına yön veremediğin zaman, tarihin içinde boğulmadan ilerleyebilmenin derinliğini senin gibilerden beklemek, beyhude bir bekleyiştir.

Onun için diyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 95. yıldönümü kutlu olsun.

Cumhuriyetimizin kuruluşunda can veren, kan veren aziz milletin ve o milleti temsil eden şahsiyetlerin ruhları şad olsun.

Görünen ve görünmeyen Türkiye
Görünen ve görünmeyen Türkiye

Türkiye kabuk değiştiriyor.

Kabuk yaklaşık son ikiyüz yıldan bu yana bağlamaya başlamıştı.

Video: Görünen ve görünmeyen Türkiye

Derunundaki öz değişmiş olmasa bile, o günden bu yana gelen kuşaklar Türkiye gerçeğini dışta gördükleri bu kabuktan ibaret sanıyordu. Ve yeni kuşaklar o sanıya göre yetişiyor, yetiştiriliyordu. Onu yetiştirenler de temelde görünen kabuğun ürünü olarak, o kabuğu Türkiye gerçeğinin kendisi sanarak yetişmişti.

Neydi o kabuk?

O kabuk, resmiyette Tanzimat ile başlayıp aşama aşama meşrutiyetlerden günümüze kadar uzanan ve fakat bu ülke insanının özüne yabancı kalan bir zihniyetin ürettiği kabuktu.

Şimdi Türkiye bu kabuktan sıyrılmanın, kurtulmanın savaşımını veriyor...

Kabuk diyorsak, bu kabuk kolay bağlamadı. Çözülüp atılması da kolay olmayacak, olmayabilir. Çünkü uzun yılların birikimi söz konusu... O kabuk kendine özgü kuşakları yetiştirmeyi başardı. Milletlerin hayatında yıllar, on yıllar önemli sayılmayabilir. O on yılların üzerinden başka on yıllar, başka yüz yıllar geçince o iki tarih arasındaki mesafenin ne kadar dar olduğu daha iyi fark edilir.

Evet, o kabuktan sıyrılmaya çalışan Türkiye şimdi kendi özüne dönme çabasında...

Açılan hava alanları, ülke sathında girişilen bayındırlık faaliyetleri, tarlayı, bürümüş olan yaban otlarından, taştan tozdan silkeleme girişimleri olarak telakki edilebilir. Dışımız ne kadar kabuk bağlasa da, bilinçaltı yaşantımız bizi terk etmez. O bilinçaltında duran ve güdücü etken olarak iş gören birikim, görünen Türkiye’nin altından görünmeyen Türkiye’nin aslını temsil ediyor.

O bilinçaltında bu ülke insanının bütün bir tarihî birikimi yaşıyor. Kültürel ve manevi nirengileri yaşıyor.

Yakın komşularımızdan başlayarak dünya ölçüsünde ortaya çıkan diplomatik girişimlerin ekseninde işte ülke insanının bu bilinçaltı iş görüyor.

Tabii ki çelmeleme hareketleri göz ardı edilecek gibi değil. Ama artık ülke insanının bağışıklık sistemi çelmelemeye karşı da tepki veriyor. Geçmiş günlerin tepkisizliği veya vurdumduymazlığı silkelendi, silkeleniyor.

Dünyanın gözünün Türkiye üzerinde olmasının, Türkiye’de olan bitenin her taraftan dikkatle izlenmesinin nedeni başka ne olabilir?

Görünmeyen Türkiye görünür hale geliyor. Onun tarihî metafizik bilinçaltı giderek bilincini yönetmeye başlıyor...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.