KHK’lılar sandığa böyle sızmış
KHK’lılar sandığa böyle sızmış

Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul seçimlerini iptal gerekçesinde terör iltisakı nedeniyle kamudan ihraç edilen KHK’lıların sandıklara nasıl sızdığı tek tek açıklandı.

Yeni Şafak
YSK şaibeyi teyit etmiştir
Gündem
YSK şaibeyi teyit etmiştir

MHP lideri Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli "MHP, YSK’nın gerekçeli kararını tartışmasız şekilde doğru ve isabetli bulmaktır. YSK, şaibeleri teyit etmiş, sandık yolsuzluğunu ortaya çıkarmıştır." dedi.

Yeni Şafak
Yok yok “çalmamışlar”, “deveyi havuduyla yutmuşlar”
Yok yok “çalmamışlar”, “deveyi havuduyla yutmuşlar”

Oylar çalınmamış. Ya ne yapılmış? Deveyi hamuduyla yutmuşlar..!

Türk Dil Kurumu sözlüğünde, hamut ile havut eş anlamlı kullanılıyor ve “Deveyi havuduyla yutmak” deyiminin karşısında şöyle yazıyor:

“Eline geçen ve hakkı olmayan şeyleri kendi menfaati için kullanmak, hiç çekinmeden büyük suistimal yapmak.”

Video: Yok yok “çalmamışlar”, “deveyi havuduyla yutmuşlar”

31 Mart yerel seçimlerinde İstanbul’daki sandıklarda yaşanan alicengiz oyununu Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) gerekçeli kararında ayrıntılarıyla gördük.

Özeti şu:

* Toplamda 300 binden fazla şüpheli oy var.

* 35 bin geçersiz oy CHP’ye yazılmış.

* Ölü, tutuklu ve zihinsel engelliler adına oy kullanılmış.

* 220 bin kamu görevlisi, görev beklerken 754 sandık başkanı kanuna aykırı olarak seçilmiş.

* 108 sandıkta sayım döküm cetvelleri kayıp ya da imzasız.

250 sayfalık gerekçeli kararın özeti aşağı yukarı bu şekilde. Bu özete bakınca, “Çalmışlar” demek hafif kalır. Düpedüz “Deveyi havuduyla yutmuşlar” ve millete de “hazmedin” diye telkinde bulunuyorlar!

MİLLET 23 HAZİRAN’I VE SUÇ DUYURULARININ SONUÇLARINI BEKLİYOR

YSK’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini yenileme kararının bu saatten sonra iki sonucu olacak. Birincisi siyasi sonuç. 23 Haziran’da sandıklar yeniden kurulacak ve seçim yapılacak.

İkinci sonuç ise “adli” ve idari soruşturmalar sürecidir.

İkinci sonucun bir bölümü çoktan başlamış durumda.

Büyükçekmece’deki seçmen kaydırmalarıyla ilgili dava yürüyor. Tutuklu sanıklar var. Hali hazırda 31 Mart’ta yeniden seçilen CHP’li belediye başkanının sanık sıfatıyla ifade vermişliği var. Ve o süreç devam ediyor.

Yakın bir gelecekte YSK’nın yaptığı suç duyurularıyla birlikte il, ilçe seçim kurullarıyla ilgili adli ve idari soruşturmalar başlayacak. Neticesini hep birlikte takip edeceğiz.

Bu arada, araya kaynayıp gitmesin. YSK’nın İstanbul seçimlerini yenileme kararından hemen sonra İstanbul İl Seçim Kurul Başkanı apar topar emekliliğini istedi. Bunu da bir not olarak burada tekraren zikredelim.

İstanbul’daki olup bitenlerin siyasi parti adaylarının yarışının çok ötesinde olduğunu artık görelim ve aklımızın bir köşesinde tutalım.

  • CHP adayının sırçası dökülüyor, Ak Parti nihayet yekpare görüntü veriyor
  • Şimdi 23 Haziran’a hazırlanıyor siyasi partiler. 31 Mart sürecinde Ak Parti’nin “yekpare” bir görüntü veremediğini biliyoruz. Ak Parti adayı Binali Yıldırım ile Ak Parti teşkilatı arasındaki senkron sorununu sağır sultan bile duymuştu.
  • Ne ki 23 Haziran’a gidilirken bu senkron sorunu çözülmüş görünüyor. Hem Binali Bey, hem teşkilat uyumlu hale gelmiş. Binali Bey’in yüzü daha çok gülüyor. İl Başkanı Bayram Şenocak, Binali Bey’in hemen hemen tüm programlarında yanında yer alıyor.
  • Bu tablonun Ak Parti’nin 23 Haziran’daki en büyük avantajlarından biri olacağına inanıyorum.
  • CHP’nin adayına gelecek olursak. “Mağdur” edebiyatı üzerinden siyaset yapıyor söz konusu aday. YSK mazbatamızı elimizden aldı diyerek dolaşıyor ortalıkta. Bir de sinirlerinin 23 Haziran’a kadar dayanabileceğinden kuşkuluyum. Zira en ufacık bir eleştiride, en ufacık tepkide yüzündeki boyası akıyor.
  • Geçenlerde sosyal medyada bir görüntüsünü gördüm. Yerel bir gazeteci Beylikdüzü’ndeki mal varlığıyla ilgili birkaç soru sorarken, “Başkanım diyeceksin önce” gibi sözler söyleyerek öfke kusuyordu mesela!
  • Diyeceğim o ki Ak Parti ve CHP adayı arasında 31 Mart ile 23 Haziran arasında önemli duruş farkları oluşuyor.
  • Ak Parti adayı Binali Bey’in 31 Mart sürecindeki stratejisini olumlu yönde değiştirdiğine şahit olurken, CHP adayının her geçen gün agresifleşen ve dokunulduğunda bir kenarından dökülen imajına şahit oluyoruz.
  • Bakalım, seçmen iki aday arasındaki bu değişimi ne kadar fark edecek.
  • Takipteyiz.

Ekonomi birincil meselemiz oluyor

Ön görüsüne, izanına çok güvendiğim bir yüksek devlet görevlisine sordum.

“Ekonomi mi, Fırat’ın doğusundaki terör koridoru mu, Doğu Akdeniz mi, S-400 krizi mi? Önceliğimiz hangisi? Hangisi şu anda Türkiye’yi en fazla zorlayan husus?”

Verdiği cevap aynen şu oldu:

“Fırat’ın doğusunu hallederiz. S-400 meselesini de… Hepsi için bir çıkış yolu var. Ama hepsinin tek bir şartı var ekonomi. Ekonomiyi sağlam temellere oturtamazsak bunların hiçbirini yapma şansımız olmaz.”

Anladığım o ki millet bir yere kadar dişini sıkar. Ama cebini her daim düşünür. Cebindeki her bir meteliğin hesabını yapar. Gerektiğinde de o meteliğin hesabını sorar.

Türkiye’de her birimizin son 17 yılda refah seviyesi arttı. Bu yaşam tarzına da millet alıştı. Şimdi bir darboğazda alışkanlıklarının elinden gitmesinden endişe edenlerin sayısı artıyor. Sanırım bu konuda ikna edici, inandırıcı ve gözle görülür adımlar atmak gerekiyor.

Yanılıyor muyum?

İki sebep
İki sebep

Yüksek Seçim Kurulu’nun 6 Mayıs’ta verdiği İstanbul seçimi iptal kararının, 250 sayfalık gerekçeli metni önceki gün kamuoyuyla paylaşıldı. Bu hem uzun, hem de hukuki kavram ve terimler nedeniyle karmaşık olabilen metin, gazeteler ve internet-haber sitelerinde sokaktaki vatandaşın da rahatça anlayabileceği biçimde özetlenmeye çalışılıyor.

Video: İki sebep


Yüksek Seçim Kurulu’nun internet sitesinde (www.ysk.gov.tr) muhalif üyelerin şerhleri de dahil olmak üzere tamamına ulaşılabilecek metnin kısa bir özetini bendeniz de geçmek isterim, zira YSK’nın temelde iki gerekçesi var gibi ve ikisi de oldukça sağlam gözüküyor.

750 SANDIK BAŞKANI MEMUR DEĞİL, 210 BİN OY ETKİLENİYOR

YSK’nın seçim iptalinin temel gerekçesi şu, “sandık kurulu başkan ve asil-yedek üyelerden en az ikisinin kamu görevlisi olması zorunluluğuna uyulmaması”. Kanuna göre, her sandıkta bulunan başkan, asil üye ve yedek üyeden en az başkan ve bir üyenin kamu görevlisi olması şart; ancak İlçelerdeki Seçim Kurulları bu zorunluluğa riayet etmemiş.

“Yeterince memur yoktu” savunması ise durumu açıklamıyor, çünkü İstanbul’da yaklaşık olarak 220 bin devlet memuru görev yapıyor, İstanbul’daki yaklaşık 30 bin sandık için gerekli memur sayısı ise sadece sandık başkanlarını hesaba katarsak 30 bin. Dolayısıyla İlçe Seçim Kurulları’nın olası “yeterli sayıda devlet memuru yoktu” gerekçesi böylelikle hükümden düşmüş oluyor. İlçe seçim kurullarından neden hukuki zorunluluğun dışına çıkılıp memur olmayanların sandık başkanı yapıldığıyla ilgili makul bir açıklama da gelmedi. YSK’nın sandık kurulu başkanlarının nereden geldiği yönünde bilgi talebinde bulunduğu ama ilçe seçim kurullarının bu konuda bilgi vermediği biliniyor. Üst mahkemeye rest anlamına gelecek bu tavır bile başlıbaşına şaibe anlamına geliyor.

Tespitlere göre İstanbul’da başkanı memur olmayan yaklaşık 750 civarında sandık vardı ve bu sandıklar 210 bin civarında oyu etkiliyordu. Sonuç şu; 31 Mart seçimlerinde ilçe seçim kurulları, sandık başkanlarını mülki amirin verdiği memurlar listesi içinden seçmemiş, neden seçmediklerine ilişkin makul bir açıklama da yapmamış, Yıldırım ve İmamoğlu arasındaki oy farkı da sadece 13 bin olduğu için YSK bu durumun sonuca, yani halkın iradesine doğrudan etki edebilecek bir usulsüzlük olduğu kararına varmış.

SAYIM DÖKÜM CETVELİ OLMAYAN SANDIKLAR: 30 BİN OY ETKİLENİYOR

YSK’nın ikinci temel gerekçesi ise, bazı sandıklarda hiç sayım döküm tutanağının olmaması, bazılarında da yok hükmünde sayılan imzasız tutanakların olması, -ki bunlar toplamda 108 sandık ediyor, etkilenen oy rakamı ise 30 binin üstünde. İmamoğlu ve Yıldırım arasındaki oy farkı ise herkesin bildiği üzere sadece 13 bin. Üstelik bu rakam 29 binlerden 13 bine itirazlar sonucunda, tekrar sayımlar sonrasında peyderpey inmiş.

Yani aradaki fark önce 30 bin 281 bin iken, nedense hep İmamoğlu lehine geçersiz ilan edilen oyların, nedense hep İmamoğlu lehine yapılmış kaydırmaların “düzeltilmesiyle” 13 bine kadar düşmüş bir oy farkı bu. İki aday arasındaki fark bu kadar azken ve yeniden sayılan her sandıkta Yıldırım’a verilmiş oyların –az ya da çok- başka partilere yazıldığı ortaya çıkmışken, 30 bin oyu etkileyen imzasız tutanakları yok mu saymalıydı YSK? Elbette hayır ve sırf bu madde bile tek başına seçim tekrarını şart kılıyor.

Muhalefet kesimleri, son iki gündür muhalefet şerhi düşenler dışındaki tüm kurul üyelerine siyasi karar verildiğini söyleyerek ateş püskürüyor, bir yandan da “YSK gerekçeli kararda “çalma, hırsızlık” ifadelerini kullanmamış o halde hırsızlık yok” şeklinde çocukların bile güleceği bir tarzda dil oyunu yapıyor. Oysa sırf, “nerede 108 sandığın tutanağı?” sorusu bile, başlıbaşına birilerini utandıracak bir sorudur. YSK’nın hukuki bir metinde sokaktaki adamın kullandığı ağzı mı kullanması gerekiyordu?

Öte yandan, bu süreçte, iki aday arasındaki oy farkının bu kadar düşük olmasına rağmen ve iddia edilen usulsüzlüklerin çok az bir kısmı gerçekleşmiş olsa bile bunun İstanbul seçimlerinin kaderini değiştirebileceğini bile bile “fazla da uzatmayalım, verelim gitsin İstanbul’u” mealine gelen yaklaşımlarda, telkinlerde bulunanlar oldu. Buna esef etmemek mümkün değildi, zira partiler nezdinde AK Parti’nin ya da CHP’nin; adaylar nezdinde İmamoğlu’nun ya da Yıldırım’ın kazanması değil; ama adalet, eşitlik, dürüstlük, halkın iradesinin sandığa birebir yansıması mühimdi. En azından biz öyle bilirdik.

Demokrasinin ilkelerine tutunarak, vesayet yıllarında bir profesörle bir çobanın oyunun eşit sayılmasını sağlamaya çalışarak, “devlet adalet üzerinde inşa edilir” diye değerlere vurgu yaparak bugünlere gelmiş pek çok kişideki dramatik kırılmayı görmek de, seçimlere şaibe karıştığını görmek kadar üzücüydü doğrusu…

*S-400’leri aldık. Ne olacak? *ABD bize mi saldıracak? *Bu nasıl bir tehdit dili? *Neye hazırlanıyorsunuz?
*S-400’leri aldık. Ne olacak? *ABD bize mi saldıracak? *Bu nasıl bir tehdit dili? *Neye hazırlanıyorsunuz?

“S-400 alırsanız ABD yaptırım yapacak. Dahası NATO yaptırımı ile karşı karşıya kalacaksınız..” Tehdit bu!

Bazı ABD’li yetkililer; “Türkiye çok gerçek sonuçlarla karşılaşacak” diyor. Birçok basın yayın kuruluşu üzerinden Türkiye’ye ayar veriliyor, şantajlar yapılıyor.

Video: *S-400’leri aldık. Ne olacak? *ABD bize mi saldıracak? *Bu nasıl bir tehdit dili? *Neye hazırlanıyorsunuz?


Daha önce “Patriot verelim” (yalan ve oyalama taktikleri), “ekonominizi çökertiriz”, o silahlar NATO için tehlike, “alırsanız F-35’leri teslim etmeyiz” gibi baskının, tehdidin, şantajın her türünü masaya süren ABD, bu sefer başka türlü bir tehditler karşımızda.

ABD 15 TEMMUZ SALDIRISINDAN SONRA HER ALANDA BİZİ VURUYOR

Olağandışı bir dil bu. Daha çok zihinlerindekini açık eden bir dil. Açıkça “düşman” dili. Artık NATO ittifakı, ABD ile ortaklıklar, Batı bloku ile ilişkiler gibi bağların çoktan aşındığına, belki de koptuğuna, ABD ve Türkiye’nin birbirlerini “tehdit” olarak gördüklerine işaret eden bir dil.

Bunun bir adım sonrası “sizi vururuz” demektir. Bunu herkes biliyor. Hepimiz ABD’nin Türkiye’yi bütün bölgede tecrit etmeye çalıştığını, bu amaçla karşımıza bir Arap Bloku inşa etmeye başladığını, bu ülkeler üzerinden bütün bölgede bir Türkiye nefreti yaydığını biliyoruz. Sudan’dan Somali’ye, Basra Körfezi’nden Suriye’nin kuzeyine kadar her alanda ABD saldırılarıyla yüz yüzeyiz.

15 Temmuz saldırısı bir ABD saldırısıydı. FETÖ üzerinden bir müdahaleydi. Savuşturuldu. ABD ve müttefikleri Türkiye’nin milli direncine yenildi. O çokuluslu proje o an için çöktü. Başarsalar Türkiye Suriyeleşecek, parçalanacak, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra ikinci kez harita çizimlerine geçilecekti.

BELEDİYE SEÇİMLERİNE BİLE MÜDAHALE ETTİLER

Ama 15 Temmuz’dan sonra ABD saldırıları devam etti. Suriye ve Irak üzerinden Türkiye’yi sıkıştırma, güneyden çevreleme çalışmaları hızlandı. PKK ve DEAŞ bu amaçla etkin biçimde kullanıldı, kullanılıyor.

İçeride terör örgütleriyle bazı siyasi partiler arasındaki ortaklık, sonradan bunlara bazı “Muhafazakar Muhalefet” çevrelerinin de katılması Türkiye’yi köşeye sıkıştırma planının parçasıydı. Son İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminde bile bu çokuluslu organizasyonun nasıl müdahil olduğuna tanık olduk.

ABD ve İsrail, daha genişanlamda, S. Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üzerinden Türkiye’ye yönelik bölgesel ölçekte saldırılar yürütüyor. Medyadan siyasilere, içeriden dışarıya, Türkiye karşıtı kim varsa bu iki ülke üzerinden fonlanıyor, ülkemize karşı daha da kışkırtılıyor. Yine bu ülkeler üzerinden Türkiye’nin bütün bölgesel varlığı, etkisi, birimleri hedef alınıyor.

Siyasi, askeri ve ekonomik anlamda ülkemize karşı yürütülen bir saldırı kampanyası var.

TÜRKİYE’Yİ SAVUNMASIZ BIRAKMAK İSTİYORLAR? NEDEN, BİR HAZIRLIK MI VAR?

ABD ve İsrail’in bölge ülkeleri ve terör örgütleri üzerinden yürüttüğü saldırıların dışında artık açıktan saldırının, doğrudan saldırının zemini oluşturulur oldu. S-400 meselesi doğrudan saldırı gerekçesi yapıldı. Neden?

Türkiye’yi neden hava savunmasız bırakmak istiyorlar?

Türkiye’ye yönelik bir operasyon/saldırı yapılacak da, S-400’ler bu saldırıyı mı engelleyecek?

Türkiye’nin hava sahasının güçlendirmesi ABD ve müttefiklerini neden rahatsız ediyor? Ne demek istiyorlar? “Zayıf halde bekleyin, bizim size bir sürprizimiz olacak, o zamana kadar hiçbir hazırlık yapmayın” mı diyorlar bize?

EGE VE DOĞU AKDENİZ’DE ZORLU BİR MÜCADELE BAŞLADI, YAKLAŞAN FIRTINAYI GÖRMELİYİZ..

Bu çok ciddi bir durum var ortada. Tehlike ABD ve İsrail’den geliyor. Türkiye için açık, yakın ve en büyük tehdit burasıdır. Tehlike onların truva atları olan devletlerden geliyor. Hep beraber Türkiye’ye içeriden müdahale, olmazsa doğrudan müdahale yapmaya çalışıyorlar.

Türkiye hemen, hiç vakit kaybetmeden hava savunma gücünü artırmak zorunda. Olağanüstü bir hız ve kararlılıkla bunu yapmak zorunda. Milletimiz ve devletimiz güneyden ve Batı’dan gelecek yeni tehditlere, saldırı girişimlerine karşı teyakkuza halinde olmalı.

Yaklaşan fırtınayı görmeliyiz. ABD ve müttefikleri İran’ı tehdit ederken Ege, Doğu Akdeniz ve Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye bir müdahale söz konusu olabilir. Doğu Akdeniz’deki yığınak, enerji çevreleri üzerindeki kavganın sertleşmesi, Türkiye’yi bölgenin dışına itme çabaları, Ege’de İsrail ve Yunanistan’la birlikte Türkiye’yi kışkırtma çabaları..

Bunlar sıradan, olağan gerilimler değil.

YSK, İstanbul ile ilgili kararının gerekçelerini açıkladı
Gündem
YSK, İstanbul ile ilgili kararının gerekçelerini açıkladı
Karar, seçmenin kafasındaki tüm sorulara çok net yanıtlar veriyor...
Yeni Şafak
YSK 24 Haziran seçimini neden iptal etmedi?
Gündem
YSK 24 Haziran seçimini neden iptal etmedi?

YSK, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline ilişkin 4'e karşı 7 üyenin oy çokluğuyla aldığı kararın gerekçesinde, süreçte merak edilen soruların yanıtları yer aldı. YSK'nın gerekçeli kararında yer alan bir detay da dikkati çekti. CHP'nin İstanbul seçiminin iptal edilmesinin ardından yaptığı 24 Haziran seçimleri de iptal edilsin başvurusuna değinilerek "Sandık kurullarının aynı şekilde oluşturulduğu 24 Haziran seçimleri neden iptal edilmedi?" sorusuna YSK'nın gerekçeli kararında "24 Haziran 2018'de Cumhurbaşkanlığı ve 27. Dönem Milletvekili Genel seçimi yapıldı. Seçim sonucunda, 'sandık kurulu başkanlarının kanuna aykırı belirlendiği' yolunda itiraz yapılmadığı için Kurul, bu konuda değerlendirme yapmadı" denildi.

AA
Özel: Artık eski içtihatlar geçersiz kalmıştır
Özel: Artık eski içtihatlar geçersiz kalmıştır

AK Parti YSK Temsilcisi Recep Özel, YSK'nin İBB Başkanlığı seçiminin iptaline ilişkin gerekçeli kararını değerlendirdi. Özel, "Muhalefet şerhlerine sarılanlar artık yürürlükte olmayan kanuna göre verilmiş içtihatlara dayanıyorlar. Ortada açık, değişmiş bir kanun hükmü var. Artık eski içtihatlar geçersiz kalmıştır" dedi.

AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.