Akdeniz’i Türk gölüne çeviren zafer: Preveze
Akdeniz’i Türk gölüne çeviren zafer: Preveze
27 Eylül 1538, Osmanlı hakimiyetini kesin olarak Akdeniz’de sağlandığının kanıtı olan Preveze Deniz Zaferi’nin yıl dönümü. Osmanlı Devleti’nin sadece karada değil denizlerde de hakimiyet sağladığı ve sayesinde Akdeniz’in Türk gölü hâline geldiği büyük zafer Barbaros Hayreddin Paşa kumandasında kazanıldı.
Yeni Şafak
Miryokefalon Zaferi'nin 842. yıl dönümüne görkemli kutlama
Gündem
Miryokefalon Zaferi'nin 842. yıl dönümüne görkemli kutlama
Miryokefalon Zaferi’nin 842. yıl dönümü, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Türk Tarih Kurumu tarafından düzenlenen panelle kutlandı.
AA
Berlin empati yapmalı
Dünya
Berlin empati yapmalı
AK Parti İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya, Türkiye ile Almanya arasında yeni bir dönemi başlatması beklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaretini değerlendirdi.
Yeni Şafak
Gedik Üniversitesi’nden
bilim ve teknoloji atılımı
Gündem
Gedik Üniversitesi’nden bilim ve teknoloji atılımı
İstanbul Gedik Üniversitesi, bilimin teknolojiyle buluştuğu ve uygulamaya dönüştüğü araştırma odaklı vizyonu ile üniversite ve sanayi işbirliğinin gerçekleştiği uluslararası standartlarda bir dünya üniversitesi olarak dikkat çekiyor.
Yeni Şafak
Varlık Fonu yönetimi maaş almayacak
Ekonomi
Varlık Fonu yönetimi maaş almayacak
Yapısı ve işleyişine ilişkin esaslarda yapılan değişikliğin ardından ilk yönetim kurulu toplantısını gerçekleştiren Türkiye Varlık Fonu yönetim kurulu üyeleri, bünyesinde bulunmayı milli bir görev saydıkları kurumdan maaş almamaya karar verdi
AA
Vatan’da tören
Gündem
Vatan’da tören
Vatan Caddesi'ni dolduran İstanbullular 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı coşkuyla kutladı. Türk bayraklarıyla donatılan caddede göndere Türk Bayrağı'nın çekilmesiyle başlanan resmi geçit törenini vatandaşlar ilgiyle izledi.
Yeni Şafak
Muharrem İnce törende niye yoktu?
Muharrem İnce törende niye yoktu?

30 Ağustos Zafer Bayramı’nı coşkuyla kutladık.

Bu bayram, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri’nde terfilerin gerçekleştiği tarih.

İkinci Ordu Komutanı Korgeneral İsmail Metin Temel terfi etti, Orgeneral oldu.

Video: Muharrem İnce törende niye yoktu?


Afrin operasyonunu yöneten komutan.

Temel Paşa’nın yeni rütbesini Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar taktı.

Törende Muharrem İnce de olmalıydı. (Hiç değilse karpuz keser, balgam sökerdi.)

İnce, seçim öncesi, Temel Paşa’nın apoletlerini sökeceğini söylemişti.

Sebep, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı alkışlamasıydı.

*

Bir komutanın, başkomutanını alkışlamasını kabul edilemez bulan kafa, seçimi kazanamadı.

İyi ki kazanamadı.

Yoksa şimdi Temel Paşa terfi edeceğine, rütbesini kaybedecekti.

Muharrem İnce, rütbenin ne kadarını sökeceğini söylememişti.

Acaba tamamını söküp, er rütbesine mi indirecekti?

Yoksa bir yere gelince, bu kadarı yeter deyip, mesela yüzbaşılıkta mı bırakacaktı?

Geyik muhabbetine son derece müsait bir mevzu.

Öte yandan, İnce’nin rütbe sökme işinin prosedürü hakkında da bilgi sahibi olmadığı anlaşıldı.

Nedir bunun kuralı?

Başkomutan sıfatına sahip Cumhurbaşkanı, kafasını bozan komutanları o şekilde cezalandırma yetkisine sahip midir, değil midir?

*

Varsayalım seçildi.

Dediğini de yaptı, Temel Paşa’nın apoletlerini söktü.

Sebep, kendinden önce görev yapan Cumhurbaşkanı’nı alkışlaması.

O durumda, yeni Cumhurbaşkanı bir yerde konuşurken, orada bulunan komutanların put gibi durması, elini kolunu hiç hareket ettirmemesi gerekir.

Ne olur ne olmaz, bundan sonra gelecek olan da bizim rütbelerimizi indirir endişesiyle.

Devletin üst taraflarında bulunanların, birbirleri arasında uyum olması, İnce ve o kafada bulunanları rahatsız ediyor.

*

Sürekli bir gerginlik olacak ki, adrenalin noksan kalmasın.

Birbirlerine öfkeyle bakacaklar.

O şekilde ifadeleri fotoğraflara yansıyacak.

Bazen biri diğerine anayasa kitapçığı fırlatacak.

Olmazsa çatal, kaşık veya bıçak…

Söylediklerinin zıddına açıklamalarda bulunacaklar.

Hatta uygun zemin bulduklarında doğrudan küfredecekler.

Bütün bunlar evvelce yaşandı.

Hem de çokça.

Neden böyle derseniz, genlerden olmalı.

Babadan dededen gelen genler değil, evvelce aynı makamda bulunmuş olanlardan.

Bir nevi siyasî gelenek.

*

İsmet İnönü, paralardan Atatürk’ü kaldırmış, yerine kendi resmini koydurmuştu.

Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar da onun gibi yapsaydı, bir kural gibi o şekilde devam eder, her gelen kendi devrinde kendi resmini bastırırdı paralara.

Atatürklü, İnönülü, Bayarlı, paralar geçmişte kalır, hatta muhtemelen tedavülden kaldırılır, antika kabul edilirdi.

Bayar öyle bir yol izlemedi.

Bugünkü Atatürkçüler bunu bilir de bilmez gibi davranırlar.

Atatürk’ün unutulmamasını Bayar’a borçlu olduklarını da bilirler.

Fakat yine de Bayar’ı sevmezler.

Hâlbuki bu ülkenin görüp göreceği en koyu Atatürkçü, Celal Bayar’dır.

*

Sonradan gelenler İnönü’nün yolundan gitseydi, Kenan Evren’li, Turgut Özal’lı, Süleyman Demirel’li, Ahmet Necdet Sezer’li, Abdullah Gül’lü ve Recep Tayyip Erdoğan’lı paralarımız olurdu.

Sadece paralar değil, meydanlardaki heykeller için de aynı.

Arada birkaç tane de saymadıklarımız var.

O da hafızanıza biraz mesai kalsın diye.

Atış için gerilmiş çatal sapanı tutan el olmak
Atış için gerilmiş çatal sapanı tutan el olmak

Gilles Deleuze’e göre “Tekrar etmek, belli bir davranış sergilemektir fakat bunu biricik veya tekil olan, dengi veya benzeri olmayan bir şeye ilişkin olarak yapmaktır. Belki de bu dışsal davranış olarak tekrar da kendi hesabına ona hayat veren daha gizli bir titreşimin, tekil içindeki içsel ve daha derin bir tekrarın yankısıdır. Kutlamaların görünürdeki paradoksu da budur: ‘Baştan alınamaz’ olanı tekrar etmek. İlk sefere ikinci veya üçüncü bir sefer eklemek değil, ilk seferin n’inci kuvvetini almaktır. Tekrar, bu kuvvet ilişkisi uyarınca, kendini içselleştirerek tersyüz eder.”

Video: Atış için gerilmiş çatal sapanı tutan el olmak


Malum, geçtiğimiz hafta Malazgirt Zaferi’nin 947. yılıydı. Başkan Erdoğan başta olmak üzere, devlet erkanının katılımıyla mahallinde gerçekleştirilen kutlamaları televizyondan izlerken, Deleuze’ün yukarıda naklettiğim tekrar merkezli tespitlerini hatırladım ve uzun süre etkisinden de kurtulamadım.

Malazgirt Zaferi’nin, atalarımızın Anadolu’yu yurt edinme cehdinin adı ve buna mahsus olarak başlattıkları uzun süreli (deyim yerindeyse çok da çileli) bir fethin ilk adımı olmasının, bu etkilenişimde önemli bir payının olduğunu gözden ırak tutmuyorum.

Ancak konu Malazgirt Zaferi olunca, bu etkinin asıl, ilgili kutlamaların yenilenen değil teyit edilen bir varlık beyanı olması bakımında, Deleuze’ün “baştan alınmazın tekrarı’ ifadesini aşan bir karşılığa sahip olmasından kaynaklandığını sanıyorum.

Bunun teorik izahı, Anadolu’yu Türklere hem vatan hem de Batı’ya yürüyüşlerinde bir köprü kılan bir başlangıç tayini olarak Malazgirt zaferinin, dokuz yüz kırk yedi’nci bir sefer olarak kutlanmadığı, diğer bir söyleyişle n’inci kuvvetinin alınmadığı, bilakis bu kuvvetin ilk tezahür ediş şartlarının, mevcut sosyo-politik sorunlara kararlı bir itiraz olacak tarzda güncellendiğidir.

Nitekim Amerika’nın, Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden terör örgütlerini silahla ve parayla tahkim etmesi, Türkiye’nin bu stratejik ortak ihanetine yönelik itirazlarını kırmak için yaptırım tehditlerini ayyuka çıkarması karşısında Türkiye’nin öncelikle bir varlık duruşu göstermesi zorunlu hale gelmiştir.

Dolayısıyla, Malazgirt Zaferi’nin kutlamalar yoluyla güncellenmesi, tekrarın tekrarını aşarak onun şimdiki zamana taşınması anlamına gelmektedir.

Bu yanıyla Malazgirt Zaferi, geçmiş zamana katılmış (yerleşmiş) olmasına rağmen, pratik planda, belirttiğimiz bağlamda bugün zorunluluk arz eden bir varlık teyidiyle birleşerek şimdiki zamana taşınmış ve böylece kendisinin tekrarını feshetmiştir.

Bundan sonra, Malazgirt Zaferi’nin kutlanma tekrarının (söz konusu şartlar devam ettiği sürece) bu esasa bağlı bir tekrar olacağı (yeni bir tekrarı başlatacağı); bu manada kutlanışlarıyla, n’inci kuvvetinin alınmasını değil, ilk kuvvetinin herkesçe görülebilecek bir yere yerleştirilmesini talep edeceği aşikardır.

Haliyle Malazgirt Zaferi, dünyanın rahatlığına gömülerek rehavete kapılan, muhatap olunan şerleri küçümseyen, Amerika’nın tehdit dilinin yol açabileceği yeni olumsuzlukları akıllarına getirmeyen... vatan sahiplerini sarsarak kendilerine getirici bir nitelik de yüklenecektir.

Başkan Erdoğan’ın tören konuşmasında, “Malazgirt’i hatırlamak demek kim olduğumuzu hatırlamak demektir. Maziden atiye uzanan bu büyük mirasa çok iyi sahip çıkın. Selçuklu’ya, Osmanlı’ya sahip çıkın, Evlad-ı Fatihan olan Balkanlar’a sahip çıkın. 15 Temmuz kıyamına sahip çıkın” şeklinde dile getirdiği uyarılar, öncelikle Malazgirt Zaferi’nin yükleneceği söz konusu niteliğin bir teyididir.

Zikredilen çerçevede, vatan sahiplerine düşen görevi, analojik bir dille şöyle de verebiliriz:

İçinde, 1071’de Malazgirt’ten alınıp, 2018’e getirilen bir taşın yer aldığı çatal sapanı, 947 yıldır gerili duran haliyle kavrayan ve o taşı fırlatmak için hazırda bekleyen el olmak!

Buradaki gerili durma teriminden, gerilime düşmeyi (sürekli gerilim içinde yaşamayı) kastetmediğim, yeni zamanın karakterinden ve sapanın hedefinden bellidir.

O hedef ki, vatan sahipleri için geçmiş zamana karışmış Malazgirt vb. zaferlerin tekrarını tekrarlama garantisi oluştururken, aynı zamanda bilinen tüm tekrarları feshederek yeni bir zaferin tekrarlanmaya değer ilk örneğini doğuracak diriliş sürecini de tek başına göstermektedir.

O hedef orada durdukça, geçmişte böyle olan çatal sapan ve el ilişkisi, hâl’de ve gelecekte de böyle olacaktır inşallah.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.