İşgalci İsrail'in Gazze'de 7 Ekim'de başlattığı katliam ikinci ayında sürerken, İngiltere'nin saygın yayın kuruluşlarından The Guardian gazetesi dikkat çeken bir analiz yayınladı. 'Bir halkı, bir milleti, bir kültürü, bir kimliği silmek ne anlama gelir? Gazze'de öğrenmeye başlıyoruz' başlığıyla yayınlanan analizde, okuyucularına bir soruyla başlıyor: Gazze'de sanatçılar öldürüldü, gazeteciler susturuldu, kütüphaneler ve camiler yıkıldı. Hayatta kalanları birbirine bağlayacak ne kalacak?
Analizin devamında ise okuyucuyu savaşın insani boyutuna dikkat çekerek, "Bir insanı insan yapan nedir?" "Birini ne siler?" Ve Gazze'de olup bitenler bu soruyu acil hale getiriyor. Çünkü ölüm ve yerinden edilme dehşetinin yanı sıra başka bir şey daha oluyor; varoluşsal, nadiren kabul edilen ve potansiyel olarak geri döndürülemez bir şey'' ifadelerine yer veriliyor.
'İsrail, hatıralarımızı silmeye çalışıyor'
Gazze'nin en büyük ve en kadim Camisi olarak bilinen Büyük Ömer Cami, (Ulu Cami) İsrail saldırılarında yıkılmıştı. Gazze'nin ikonik bir simgesi olan camiyi hatırlatan analiz, 45 yaşındaki bir Gazzelinin verdiği röportajı hatırlatarak; "Çocukluğum boyunca orada dua ettim ve oyun oynadım. İsrail, hatıralarımızı silmeye çalışıyor" dediğini aktardı.
İsrail tarihi yapıları yok etti
Gazze'nin en eskisi olan ve tarihi beşinci yüzyıla dayanan ve dünyanın en eski üçüncü kilisesi olduğuna inanılan Aziz Porphyrius Kilisesi, ekim ayında yaşanan başka bir saldırıda da hasar gördü.
Burası, aralarında geçmişi birinci yüzyıla kadar uzanan dünyanın en eski Hıristiyan topluluğunun üyelerinin de bulunduğu yerinden edilmiş insanları barındırıyordu. Şu ana kadar Gazze'de 100'den fazla miras alanı zarar gördü veya yerle bir edildi. Bunlar arasında iki bin yıllık Roma mezarlığı ve bölgenin uzun ve karışık dini ve mimari mirasına adanan Refah Müzesi de yer alıyor.
'Geçmiş kökünden sökülürken gelecek de kısıtlanıyor'
Gazze'de İslam Üniversitesi'nin yerle bir edildiğini hatırlatan analizde, ''Gazze Şeridi'nde 1978 yılında kurulan ve diğerlerinin yanı sıra Gazze'nin doktorları ve mühendislerini yetiştiren ilk yüksek öğretim kurumu olan Gazze İslam Üniversitesi ve 200'den fazla okul yıkıldı. Üniversitenin rektörü Sufian Tayeh, düzenlenen hava saldırısında ailesiyle birlikte öldürüldü. Filistin'de Unesco'nun fiziksel, astrofizik ve uzay bilimleri başkanıydı. Öldürülen diğer tanınmış akademisyenler arasında mikrobiyolog Dr. Muhammad Eid Shabir ve ölümünden sonra "Ölmem gerekiyorsa" adlı şiiri geniş çapta paylaşılan ünlü şair ve yazar Dr. Refaat Alarer da yer alıyor'' ifadelerine yer verildi.
Analizde, ''Ancak gerçeğe tanıklık eden bu hikayenin bile Gazze ve Filistin ulusal bilincine ve tarihine dokundurulması doğru bir şekilde anlatılmasında zorluk çekecek. Çünkü gazeteciler de öldürülüyor. Geçen hafta itibariyle bunların sayısı 60'tan fazla. El Cezire'den Wael al-Dahdouh gibi hayatta kalanlardan bazıları, ailelerinin ölümüne rağmen çalışmaya devam etmek zorunda kaldı. Geçen hafta Dahdouh, bir okula düzenlenen hava saldırısında kendisi de yaralandı. Kameramanı hayatını kaybetti. Amerikalı kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Gazetecileri Koruma Komitesi, savaşla ilgili haber yapanların yalnızca ölüm veya yaralanma riskiyle kalmayıp aynı zamanda "çok sayıda saldırı, tehdit, siber saldırı, sansür ve aile üyelerinin öldürülmesi" riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi'' denildi.
Analiz şu şekilde devam etti:
Bu hikayeleri kamuya açık bir şekilde anlatma yeteneği saldırı altındayken, özel yas ve anma ritüelleri de saldırı altında. New York Times'ın bir araştırmasına göre, İsrail kara kuvvetleri Gazze Şeridi'ndeki ilerlemeleri sırasında mezarlıkları buldozerlerle yıkıyor ve en az altı mezarı yok ettiği bildiriliyor. Gazzeli Filistinli İngiliz yazar Ahmed Masoud, babasının mezarını ziyaret ederken çekilmiş bir fotoğrafını ve kalıntılarının videosunu yayınladı. Babasının gömüldüğü yer olan "Burası Jabalia kampındaki mezarlık" diye yazdı. "Mayıs ayında onu ziyarete gittim. İsrail tankları burayı yok etti ve babamın mezarı da gitti. Onu bir daha ziyaret edemeyeceğim veya onunla konuşamayacağım.
Bir hafıza boşluğu oluşuyor. Kütüphaneler ve müzeler yerle bir ediliyor ve yanan belgelerde kaybolan şeyler, daha büyük bir kayıt tutma maliyetine katılıyor. Bu arada cinayetlerin boyutu o kadar büyük ki geniş aileler tamamen ortadan kayboluyor. Sonuç, bir kitabın sayfalarını yırtmak gibidir. Londra Soas Üniversitesi'nden profesör Dina Matar, Financial Times'a şunları söyledi: "Böyle bir kayıp, hayatta kalanların ortak anılarının ve kimliklerinin silinmesiyle sonuçlanıyor. Önemli olan hatırlamaktır. Sıradan hayatların tarihlerini ve hikâyelerini bir araya getirmek istediğinizde bunlar önemli unsurlardır.”
Bu yazıya size bir soruyla başlayacağım sevgili okuyucu. Sizi ülkenize bağlayan ve onun size ait olduğunu hissettiren şey nedir? Size kimlik ve aidiyet duygusunu veren şey nedir? Elbette fiziksel şeyler; yaşadığınız yer, doğduğunuz yer, ailenizin ve arkadaşlarınızın yaşadığı yer. Ancak bu pratik yönlerin altında, düşünmediğiniz, hafife aldığınız tüm diğer şeylerin yattığından şüpheleniyorum. Müzik, edebiyat, mizah, sanat, sinema ve TV; ülkenizle aranızda bağ dokusu oluşturan kimliğin soyut mihenk taşları.