Füzeler ve anlatılar: Modern savaşın yeni cephesi

Arşiv.

Burak Toraman / İletişim Uzmanı

Orta Doğu’da İran ile İsrail-ABD arasındaki savaş ağırlıklı olarak askeri kapasite, füze sistemleri ve bölgesel dengeler üzerinden tartışılıyor. Analizler genellikle hangi tarafın daha güçlü silahlara sahip olduğu, hangi askeri ittifakların devreye girebileceği ya da olası bir savaşın bölgesel sonuçları üzerine yoğunlaşıyor. Lakin olayın bir diğer boyutuna da dikkat çekmek önemli olacaktır. Modern savaşların önemli bir bölümü artık yalnızca askeri cephede gerçekleşmiyor. Medya alanında yürütülen savaş stratejileri oldukça dikkat çekiciyken bundan daha da ön plana çıkan ise dijital medya oldu.

Nükleer silah caydırıcılığı bir simülasyon olarak tarihte yerini aldı. Bu nükleer silah caydırıcılığı medyada gerçekliğin yerini alırken bugünün savaşlarında ise nükleer silah söylentisi karşılığını hâlâ bulamadı. Sürekli insanlığın nükleer silahla tehdit edilmesi ve güçlü olanın dünyayı savunmak için elinde tuttuğu ama diğerlerine imkan tanımadığı bir medya anlatısının işlemediği artık iyice görünür kılındı. İran ve İsrail-ABD arasındaki savaş bize dijital medyada, deepfake videolar, füze gösterisi gibi içeriklerle bir anlatı oluşturulmaya başlandığını gösterdi.

ULUSLARARASI KAMUOYUNU İKNA ETMEK İÇİN

Son yıllarda uluslararası ilişkiler literatüründe sıkça kullanılan narrative warfare yani “anlatı savaşı” kavramı bu dönüşümü anlamak açısından önemli. Anlatı savaşı, savaşın yalnızca askeri güçle değil, anlatılar aracılığıyla da yürütüldüğünü ifade eder. Devletler, bir çatışma sırasında yalnızca rakiplerini askeri olarak zayıflatmaya çalışmıyor, bir yandan uluslararası kamuoyunu ikna edecek bir hikâye de kurmaya çalışıyorlar. Bu anlatılar savaşın meşruiyetini üretme, düşman imgesini şekillendirme ve küresel kamuoyunun olayları nasıl yorumlayacağını belirlemede büyük bir etki göstermektedir. İran ve İsrail-ABD arasındaki savaş da büyük ölçüde böyle bir anlatı mücadelesi içinde ilerliyor. Savaşın tarafları yalnızca askeri kapasite üzerinden gösteri yapmıyor, kendi eylemlerini haklı gösterecek söylemler üzerinden de gösteriler inşa ediyor. Bir taraf kendisini güvenlik tehdidine karşı hareket eden bir aktör olarak sunarken, diğer taraf saldırganlığı vurgulayan bir anlatı kuruyor. Bu anlatılar uluslararası medya ve diplomatik söylem aracılığıyla sürekli yeniden üretiliyor. Böylece savaşın sadece askeri operasyonlarla ilerlediğini söylemek yanlış olur. Savaş anlam üretimi cephesinde en büyük mücadelesini veriyor.

ALGORİTMALAR SÜRECİ HIZLANDIRIYOR

Bu noktada information warfare yani “bilgi savaşı” devreye giriyor. Dijital medya ve sosyal platformlar, savaşın bilgi boyutunu hiç olmadığı kadar görünür hale getirdi denebilir. Savaş görüntüleri, propaganda videoları, manipüle edilmiş içerikler ve hızla yayılan iddialar küresel bir bilgi akışı oluşturuyor. Bu akışın önemli bir kısmı doğrulanmamış bilgilerden, eksik görüntülerden ya da belirli bir anlatıyı güçlendirmek amacıyla seçilmiş içeriklerden oluşabiliyor. Sosyal medya algoritmaları ise en çok dikkat çeken, en hızlı yayılan ve en güçlü duygusal tepkiyi üreten içerikleri öne çıkararak bu süreci daha da hızlandırıyor. Bu nedenle modern savaşlarda askeri operasyonların kendisi kadar, bu operasyonların nasıl temsil edildiği de önem taşıyor. Hangi görüntünün dolaşıma girdiği, hangi anlatının öne çıktığı ve hangi olayın küresel gündeme taşındığı savaşın algısını doğrudan etkiliyor. Savaşın gerçekliği çoğu zaman bu temsiller aracılığıyla şekilleniyor.

Bu süreç aynı zamanda uluslararası ilişkiler literatüründe “stratejik anlatı” olarak adlandırılan daha geniş bir çerçeveye de işaret etmektedir. Savaştaki taraflar sadece savaşın haklılığını savunma gibi bir pozisyonda anlatılarını geliştirmiyor bunun yanı sıra kendi politikalarını küresel kamuoyuna anlamlı ve meşru gösterecek bir hikâye kurarak çerçeveliyorlar. Dijital medya çağında bu anlatılar çok daha hızlı dolaşıma girmekte ve çoğu zaman viral bir karakter kazanmaktadır. Füze fırlatma görüntüleri, drone videoları ya da yıkım sahneleri askeri operasyonların kaydı olarak sunulmak yerine daha çok küresel kamuoyuna gönderilen güçlü mesajlardır. Bu nedenle modern savaşlarda görüntüler de tıpkı silahlar gibi stratejik bir araç haline gelmiştir.

ANLAMLAR VE ALGILAR

Fransız düşünür Jean Baudrillard, 1991 Körfez Savaşı üzerine yazdığı metinlerde modern savaşın bu medya boyutuna dikkat çekmişti. Baudrillard’a göre çağdaş savaşlar büyük ölçüde medya aracılığıyla deneyimlenen bir gerçeklik üretir. İnsanların büyük çoğunluğu savaşı doğrudan yaşamazken onu ekranlar aracılığıyla görür, yorumlar ve anlamlandırır. Bu nedenle savaşın algısı çoğu zaman savaşın kendisi kadar güçlü bir etki yaratır. İran ve İsrail-ABD arasındaki savaşa bu açıdan baktığımızda sadece askeri bir mücadele olarak değerlendiremeyiz. Cephedeki savaşın yanı sıra küresel ölçekte yürütülen bir anlatı ve bilgi mücadelesi olarak bu savaşı konumlandırabiliriz. Taraflar askeri üstünlük kadar anlatı üstünlüğü için de rekabet etmektedir. Çünkü uluslararası siyasette meşruiyet, destek ve diplomatik güç büyük ölçüde bu anlatılar aracılığıyla şekillenmektedir. Modern savaşların doğası tam da burada değişiyor. Medya ve dijital medyadaki anlatı savaşı durumu belki düşen bombaların etkisini azaltmıyor ya da çoğaltmıyor ama kesinlikle sonrasındaki anlaşmaları ve savaşları yönlendiriyor. Yani bir bakıma savaş yalnızca topraklar üzerinde değil, anlamlar ve algılar üzerinde de veriliyor. Bu nedenle günümüz çatışmalarını anlamak için yalnızca askeri stratejilere bakmak yeterli değildir. Aynı zamanda savaşın hangi anlatılarla temsil edildiğini, hangi bilgilerin dolaşıma girdiğini ve küresel kamuoyunun bu anlatılar aracılığıyla nasıl şekillendiğini de görmek gerekir. Bugünün savaşları yalnızca cephede değil, dijital ekranlarda da kazanılıyor.