Halep’ten Fırat’ın doğusuna çıkan dersler: Yanlış hesap Halep'ten döndü

Oyalama taktikleriyle yalnızca SDG/YPG için işlevsel olan masa artık Şam için hem muhtemel bir dış baskıyı sönümlemesi hem de SDG’yi masada taviz vermeye zorlaması sebebiyle işlevsellik kazandı. Masanın devamı için, Trump yönetimiyle ilişkiler ve Türkiye’nin Suriye’ye vereceği destek oldukça kritik olacak.

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Ahmet Arda Şensoy / Doktorant, Nottingham Üniversitesi

Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde bulunan SDG/YPG terör örgütü varlığı, Suriye ordusunun düzenlediği askeri operasyonla dört gün içinde sonlandırıldı. Aralık 2024'teki devrimden sonra bu mahallelerde devam eden SDG/YPG varlığı 10 Mart Mutabakatı'nın konusu olmuş 1 Nisan’da bu mahalleler üzerine Şam ve SDG arasında bir uzlaşı imzalanmıştı. Fakat tüm bunlara rağmen yıl boyunca yaşanan terör saldırıları sebebiyle tartışmalar devam etti. Dolayısıyla yapılan operasyon sayesinde Halep şehri tamamen terörden arındırılmış oldu.

Peki bu operasyon neden son bir yılda değil de şimdi gerçekleşti? Başta Türkiye olmak üzere bölgesel aktörlerin tavırları nasıl oldu? En önemlisi; dört günlük operasyonun Şam yönetimi ve özellikle SDG/YPG’ye dair gösterdikleri nelerdi? Tüm bu soruları cevaplamak 10 Mart Mutabakatının, Fırat’ın doğusundaki terör örgütü işgalinin ve Suriye’nin geleceğini şekillendirecek muhtemel gelişmeleri daha iyi anlamamızı sağlayacak.

İSRAİL SINIRLANDI

Halep’teki YPG varlığı, iç savaşta Esed rejiminin terör örgütüne açtığı alan ve özellikle 2016’da muhaliflere karşı Halep’in kuşatılmasında Esed rejimine yardım etmeleriyle öne çıkmıştı. Daha sonra terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye Milli Ordusu tarafından Afrin’den temizlenmesi sonrası kaçan unsurlar da bu mahallelere yerleşmişti. 2024 Aralık’ta Esed rejiminin devrilmesiyle bu mahalleler, terör örgütünün sivil bölgelere yönelik saldırılarıyla gündeme gelmişti. 10 Mart Mutabakatı ve 1 Nisan anlaşması sonrası mahalledeki YPG/YPJ terör unsurlarının Fırat’ın doğusuna tahliyesi ve ağır silahların teslim edilmesi gerekse de anlaşma tıpkı mutabakat gibi hiçbir zaman uygulanmamıştı. Ayrıca yıl boyunca Halep’teki askeri noktalar, polis güçleri ve sivil noktalara keskin nişancı, kamikaze İHA ve havan toplarıyla saldırılar gerçekleştirilmişti. Tüm bu saldırılar müzakerelerin devam etmesi sebebiyle net bir askeri tırmanmaya sebep olmamış, bu da terör örgütü saldırılarının cevapsız kaldığı bir düzlem oluşturmuştu. Yıl sonu itibarıyla 10 Mart Mutabakatı'nda öngörülen sürenin dolması ve geçen zamanda SDG’nin maksimalist taleplerinden hiçbir taviz vermemesi sebebiyle herhangi bir ilerleme sağlanamamış, dolayısıyla Şam yönetiminin örgüte dair yaklaşımında önemli bir değişiklik olmuştur. Şam yönetimi; SDG’den derhal kendini feshederek orduya bireysel katılımı ve petrol bölgelerinin, sınır kapılarının ve devlet kurumlarının devredilmesi çağrısını yinelemiştir.

Ancak 10 Mart Mutabakatı’nın süresinin bitmesi tek başına Halep operasyonunu açıklamaya yeterli değildir. Çünkü Suriye’de devrim sonrası devlet otoritesinin yeniden inşasındaki en büyük dış tehdit olan İsrail saldırganlığı, YPG’ye yapılacak bir operasyona İsrail’in müdahil olma riski sebebiyle kritik bir öneme sahiptir. Tam da bu yüzden, 6-7 Ocak’ta Paris’teki müzakerelerde İsrail ile Suriye arasında yapılan mutabakat bir dönüm noktası olmuştur. ABD’den yapılan açıklamada iki tarafın da derhal askeri gerilimi azaltması çağrısı olduğu düşünüldüğünde, Suriye’ye yönelik kara işgali ve havadan saldırıları süren İsrail’in Trump yönetimi tarafından sınırlandığı sonucuna varılabilir. Şam yönetimi açısından İsrail’e bir tehdit oluşturmadığı fikrinin Trump yönetimine kabul ettirildiği ve saldırgan tarafın İsrail olduğunun dolaylı yoldan ikrar edildiği bu mutabakat, Şam yönetimi tarafından İsrail’in YPG’ye yardıma gelemeyeceği şeklinde yorumlanmış olabilir. Bu da Şam yönetiminin geçtiğimiz bir yıldan farklı olarak terör örgütüne karşı askeri adımlar atmasını mümkün kılmıştır.

ŞAM PSİKOLOJİK ÜSTÜNLÜĞÜ ELE ALDI

Terör örgütünün iç savaş boyunca varlığı bulunan ve çok yoğun nüfusa sahip mahallelerden ciddi bir direniş gösteremeden çekilmek zorunda kalması hem Şam yönetimi hem de SDG/YPG’ye dair çok fazla çıkarım yapma fırsatı doğurdu.

İlk olarak, SDG'nin Fırat'ın doğusundaki işgalinin bir askeri kabiliyet ve kapasite meselesi olmadığı bir kez daha görülmüş oldu. SDG üzerindeki ABD koruma şemsiyesi ve muhtemel bir İsrail desteği durumunda Şam yönetiminin politik olarak altına gireceği maliyetin yüksekliği, şu ana kadar bir operasyon görmememizin ana nedeniydi. Dolayısıyla uluslararası tepkilerin sınırlandığı ve İsrail'in müdahil olmayacağından emin olunduğu şartlarda Suriye ordusu SDG/YPG'nin masadaki uzlaşmaz tavrını sahada askeri olacak hızlıca cezalandırabiliyor. Bu da önümüzdeki süreçte en kritik konunun ABD ve İsrail'in pozisyonlarını öngörebilmek ve Türkiye’nin desteğiyle müdahalelerini sınırlandırabilmek olduğunu gösteriyor.

İkinci olarak Suriye'nin geçtiğimiz bir yılda uluslararası ilişkilerde kat ettiği olağanüstü yolun, Şam yönetiminin elini güçlendirdiği görüldü. Uluslararası tanınırlığın artması ve ekonomik yaptırımların kaldırılması sayesinde Suriye her aktörle ilişki kurabilen ve bu sayede operasyona verilen tepkileri yönetebilen bir pozisyona kavuştu.

Öte yandan bu başarılı operasyonda Suriye ordusunun geçtiğimiz bir yılda katettiği mesafe de görülmüş oldu. Kıyı bölgelerindeki eski rejim unsurlarının isyanı ve Süveyda olaylarında ordu içerisinde yaşanan disiplinsizlik, eski muhalif grup aidiyetlerinin devamı ve bazı insan hakları ihlalleri gibi sorunların hiçbiri Halep’teki terör operasyonunda yaşanmadı. Mahallelerde yoğun nüfusun varlığı bir operasyonda en riskli noktayı oluştursa da sivillerin tahliyesi için vakit verilmesi ve nokta operasyonlarla sivil hassasiyeti odaklı hareket edilmesi Suriye ordusu adına önemli bir sınav oldu. Diğer taraftan terör unsurlarının sivillere saldırıları ve tahliye olmalarını engellemeleri ise böyle bir hassasiyetleri olmadığını göstermesi açısından kritikti.

Tüm bunların sonucunda Şam yönetiminin Süveyda’da kontrolü ele alamaması ve kıyı bölgelerinde yaşanan isyan hareketi sebebiyle kaybettiği ivmeyi ve psikolojik üstünlüğü, bu unsurlara da destek çıkmaya çalışan SDG/YPG’ye karşı alınan bir zaferle tekrar elde ettiği söylenebilir. Bu da her şeyden önce en başta Fırat’ın doğusunda devam eden terör örgütü işgalinin geleceğine dair kaçınılmaz olarak birtakım sonuçlar üretecektir.

TERÖR ÖRGÜTÜ KAÇINILMAZ SONA DOĞRU GİDİYOR

Halep’te başarıyla tamamlanan operasyondan çıkarılacak belki de en önemli ders YPG’nin bir askeri tırmanma durumunda, geleceği üzerine hesaplar yaptığı dış desteğin hiçbir şekilde gelmemesi oldu. YPG tarafından muhtemel bir çatışma ortamında diplomatik olarak ABD’nin Şam’a baskı yapması, AB’nin YPG lehine açıklamalarda bulunması ve askeri olarak ise İsrail’in Şam’a karşı devreye girmesi bekleniyordu. Hatta 10 Mart Mutabakatı'nda bugüne kadar herhangi bir ilerleme kat edilmeme sebebi de örgütün geleceğine emin olduğu İsrail desteğiydi. Ancak Halep operasyonu gösterdi ki Şam ve Ankara’nın diplomatik adımları dış müdahaleyi sınırlandırarak YPG’nin planını boşa düşürebiliyor.

Bu durumun en büyük yansıması ise Fırat’ın doğusundaki işgal bölgelerine olacaktır. Kısa vadede çatışmalar Deyr Hafir ve Tişrin’de yoğunlaşacak olsa da uygun diplomatik ortam üretildiğinde Rakka ve Deyrezor gibi Arap yoğunluklu şehirler ile petrol bölgeleri de özgürleştirilecektir.

Halep’te örgütün beklediği desteğin gelmemesi ABD ile ilişkilerinde de bir kırılma yarattı. Bölgeden gelen görüntülerde terör örgütü destekçisi sivillerin Haseke’deki ABD üssüne girmeye çalışmaları, iç savaştan bakiye kalan bu ilişkide bir güven sorununu işaret ediyor. Bu güven sorunu ABD’nin Arap aşiretleri de dahil ederek iç savaşta kurduğu SDG çatısı altındaki maaş, güvenlik ve ABD koruma şemsiyesi temelli dizayna zarar vermeye başlarsa, Şam yönetiminin Fırat’ın doğusuna yönelik bir askeri operasyonunda SDG içindeki Arap aşiretlerin taraf değiştirdiği, ABD’nin ise SDG/YPG’ye hava desteği vermediği bir düzlemin oluşmasına sebep olabilir. Bu da terör örgütünün iç savaşta ABD, Rusya ve Esed desteğiyle hormonlu bir şekilde büyüttüğü ve zaten hayal olan terör devleti projesinin tamamen çökmesi anlamına gelecektir.

Sonuç olarak Suriye ordusunun kısa sürede başarıyla tamamladığı Halep operasyonu, öncesi ve sonrasıyla Suriye’nin geleceğine dair çok fazla ipucu barındırıyor. Bunlardan en önemlisi, SDG/YPG’nin uzatılan ele ve şiddetsiz çözüm şansına rağmen ABD’nin koruyacağı ve özellikle İsrail’in yardıma geleceği hayali üzerine kurulu planının çöktüğünü görmek. Masa artık Şam için de işlevsel hale geldi. Öncesinde oyalama taktikleriyle yalnızca SDG/YPG için işlevsel olan masa artık Şam için hem muhtemel bir dış baskıyı sönümlemesi hem de SDG’yi masada taviz vermeye zorlaması sebebiyle işlevsellik kazandı. Bu aşamadan itibaren İsrail riskini sınırlandırmaya devam etmek büyük önem taşıyor. Müzakere masasının devamı için, Trump yönetimiyle ilişkiler ve Türkiye’nin hem sahada hem masada Suriye’ye vereceği destek oldukça kritik olacak.

Kısacası SDG/YPG’nin uzun yıllardır dış desteğe şartlanmış yanlış hesabı Halep’ten döndü. Bakalım örgüt bu gerçeğe uyum sağlayacak mı yoksa başta Suriye olmak üzere bölgeyi ateşe atma riski bulunan ve İsrail desteğinin yolunu gözleyen macerasına devam mı edecek… Suriye’nin geleceği de bu soruya verilecek cevaba göre şekillenecek.