İşlenen nesil pas tutmaz!

İnsan yetiştirmeye azmetmiş olanlar, öncelikle gençlerin zekâsını işlemelidir. Henüz ilkokula başlayan küçük çocuklardan hayâta atılmaya hazırlanan üniversiteli gençlere kadar her talebeye mutlaka ‘öğrenmenin öğretilmesi’ gerekir.

Haber Merkezi Yeni Şafak
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

HASAN EREN ULU / KÜLTÜR TARİHÇİSİ

Fransızların “Bâzen felâketin de hayırlısı olurmuş” dediği söylenir. Okulların bir yılı aşkın süredir kapalı olması, bu atasözünü düşünmemize vesîle oldu. Felâket elbette çağırılmaz; fakat öğrencilerin yalnızca bilgiye doyurularak yetiştirilebileceği iddiasının ne kadar temelsiz olduğu da bu süreçte ortaya çıktı. Talebelerin, arkadaşları ve hocalarıyla yüz yüze gelmelerinin hattâ eğitim ve öğretimin yüz yüze yapılmasının ne ölçüde gerekli olduğu bir kere daha anlaşıldı.

Ali Fuad Başgil Bey’in Gençlerle Baş Başa başlıklı kitabı, bir kilometre taşıdır. Kitap, gençlere kendilerini nasıl yetiştirebileceklerinin yolunu göstermekle yetinmez; aynı zamanda hocaları da gençleri anlamaya sevk edecek kıvamdadır. Ali Fuad Bey’e göre insan yetiştirmeye azmetmiş olanlar gençlerin zekâsını işlemeli, irâdesini kuvvetlendirmeli ve ruh terbiyesinden geçmeleri için de imkân hazırlamalıdırlar.

ZEKÂNIN İŞLENMESİ

İlk olarak çocukların zekâlarının işlenmesi gerekir. Henüz ilkokula başlayan küçük çocuklardan hayâta atılmaya hazırlanan üniversiteli gençlere kadar her talebeye mutlaka ‘öğrenmenin öğretilmesi’ gerekir. Mehmed Şevket Eygi Bey köşe yazılarında ve özel sohbetlerinde bir gencin hakkıyla yetişmesi için onun meraklı ve dikkatli olmasının yanısıra hâfızasını da geliştirmesi gerektiğinin üzerinde dururdu.

Merak, kendimizi ve dünyâyı anlamak için sorular sormamızın önündeki engelleri bertaraf eder. Meraklı gençlerin bir süre sonra çevresindeki ve dünyâdaki her şeye dikkat etmeleri, önemsiz görünen detaylardan dahi kendilerince anlam çıkarmaya başlamaları onların olgunlaşmalarına işârettir. Bu olgunlaşma, berâberinde rûhî kemâlâtı da getirecektir.

Öğrencilerin öğrenmeyi öğrenmesi ya da sapasağlam bir hâfızaya sâhip olmaları fotografik hâfıza yöntemleriyle çok rahatça başarabilecekleri bir iştir. Hâfıza tekniklerini öğrenen bir kişinin yüzlerce kitabın muhtevâsını aklında tutması, onun olağanüstü bir zekâya sâhip olmasına değil de yöntemini bilerek azimle ve sabırla çalışmasına işâret eder.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın artık bu yeni yöntemleri benimsemesi ve öğrenmeyi öğretmesi gerekiyor. Bakanlık, okula başlayan çocukların hâfıza tekniklerini kademe kademe öğrenmeleri için mutlaka imkân hazırlamalıdır. İnsan yetiştirme iddiasını dillendiren vakıflar da hitap ettiği gençlerin bu metotları öğrenmeleri için çaba harcamalıdır.

DİSİPLİN VE SÜREKLİLİK

Bizde insan yetiştirme stratejisinin en güdük kısmı, bir öğrencinin üstat diye anılan bir kişiye bir kez götürülmesiyle, onun hayâtının değiştirilebileceğine inanılmasıdır. Oysa terbiye ve aydınlanma süreklilik ister. İnsan yetiştirmek, toprağa tohum atmak gibidir. Tohum atmayı düşünen, sonrasını da hesaplamalıdır. Bir kitap okuyarak ya da bir bilgenin sohbetine bir kere katılarak hayâtı değişen neredeyse hiç kimse yoktur. Mühim olan, disiplinli olmak ve sürekliliği sağlamaktır.

“Büyük Türkiye” idealine hizmet edecek gençleri yoğurma düşüncesi olanların bu konuya dikkat etmeleri ve disiplinli bir şekilde, yıllık bir plâna sâdık kalarak hareket etmeleri gerekmektedir.

KUŞAKLAR ARASINDA BAĞLANTI KURULMALI

Gençler, ancak yaşıtları arasında kendilerini bulur ve boy verir. Bu yüzden kuşaklar arası bağlantının artık kurulması gerekiyor. Öğrencilerin kendilerinden neredeyse yarım asır önce doğan büyüklerine saygıda kusur etmemeleri gerektiğinin farkındayız. Bununla birlikte henüz ömrünün baharındaki gençlerin ancak kendi yaş grubuna yakın olanların çekim alanına gireceklerini de unutmamalıyız. Bu yüzden üniversiteli gençlerle lisede öğrenim gören öğrencilerin mutlaka bir araya getirilmesi ve onların zaman zaman buluşmaları için ortam hazırlanması gerekiyor.

Osmanlı sarayında devlet adamı yetiştirmek üzere kurulan Enderûn’un başarısının anahtarlarından birisi de işte bu uygulamadır. Saraya henüz çocuk sayılabilecek yaşta girenler, kendilerinden yaklaşık on yaş kadar büyük lalaların gözetiminde derslere devam eder ve onların sözünden çıkmazlardı. Kezâ bu lalalar da yine kendilerinden on yaş kadar büyük ağaların yâni rütbelilerin denetiminde Enderûn’daki görevlerine devam ederlerdi. Osmanlı Devleti’nin etkili bir yönetim ağı kurmasında, disiplin ve kuşaklar arasındaki bağlantının kurulmuş olması önemli bir yer tutar. Bugün bizim detay gibi gördüğümüz şu uygulamanın ülkemizde hayâta geçirilmesi için şartların oluşturulması gerektiği açıktır.

ŞEHİR–İNSAN PROJESİ

Kuşaklar arası bağlantının kurulması kadar önemli olan bir başka husus da gençlerin mâziyle bağlarını kuvvetlendirebilmektir. Atalarımız “Bir yerin kıymeti, orada yaşayanlardan ileri gelir” derler. Şehir kültürü üzerinde hassasiyetle durulmasının sebebi, târihî sürekliliğin kişiler üzerinden sağlanabileceği düşüncesidir.

İki yıl önce kaybettiğimiz Ahmet Halûk Dursun Bey bu bağı kurmak için “Şehir–İnsan” başlıklı bir projeyi hayâta geçirmişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen projenin ilk aşamasında A. Süheyl Ünver, Ali Fuad Başgil, Ekrem Hakkı Ayverdi, Fethi Gemuhluoğlu ve Mâhir İz hakkında programlar düzenlenmiş; hattâ bir de kitap yayımlanmıştı.

Projenin sonraki aşamasında, aralarında A. Hamdi Tanpınar, Nurettin Topçu, İ.Hakkı Uzunçarşılı, Kemâl Tâhir, Turgut Cansever, Orhan Kemâl, H. Âli Yücel gibi farklı renklerden isimlerin yer aldığı 40 kişi hakkında çalışmalar yapılması planlanmıştı; fakat ne yazık ki tamamlanamadı.

Böylesi hayırlı bir yükün Millî Eğitim Bakanlığı tarafından omuzlanması yerinde olacaktır. Yahyâ Kemâl Beyatlı’nın “Kökü mâzide olan âtiyim” mısrası en iyi şekilde şehir kültürü üzerinden anlatılabilir.

Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer Bey ile Bakan Yardımcısı Ahmet Emre Bilgili Bey’in bu çalışmayı hayâta geçirmesi, târihî sürekliliği sağlamak için doğru bir adım ve gençlerin mâziyle bağlantı kurması için de yerinde olacaktır.

DÜŞÜNCE GÜNLÜĞÜ
Afganistan’da jeopolitik rekabet ve Türkiye’nin arayışı

DÜŞÜNCE GÜNLÜĞÜ
Dünden bugüne Türkiye-Afganistan ilişkileri