Nükleer Teknopark: Devlet aklının stratejik hamlesi

Türkiye artık sadece nükleer tesis kuran bir ülke olmaktan çıkmalıdır. Hedef, teknoloji üreten, kalite kültürünü yerleştiren ve güvenliği kurumsallaştıran bir ekosistem kurmaktır. Nükleer teknopark, bu dönüşümün en somut ve en gerçekçi aracıdır.

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Prof. Dr. Erol Kam / İstanbul Teknik Üniversitesi

Bilim ve teknoloji parklarının tek bir evrensel tanımı yoktur. Ülkeler farklı isimler ve farklı modeller kullanır. Ancak hepsinin ortak noktası aynıdır. Profesyonel bir yönetim altında bilgi temelli kurum ve şirketleri aynı yenilik ortamında buluşturmak. Amaç, üretilen bilgiyi ekonomik ve toplumsal değere dönüştürmektir.

Uluslararası Bilim Parkları Birliği (IASP), bilim parklarını uzmanlar tarafından yönetilen ve inovasyon kültürü üzerinden toplumsal refahı artırmayı hedefleyen yapılar olarak tanımlar. Türkiye’de 4691 sayılı Kanun da benzer bir çerçeve çizer. Üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirmeyi, teknolojik bilgi üretimini desteklemeyi, bilginin ticarileştirilmesini ve teknoloji transferini amaçlar. Bu yasal zemin, nükleer teknopark fikrinin “yenilik ve ticarileştirme” boyutu için temel dayanak oluşturur.

KLASİK TEKNOPARKTAN FARKLI

Nükleer teknoparkı klasik teknoparktan ayıran üç temel özellik vardır. Birincisi, yüksek güvenilirlik gerektiren mühendislik kültürüdür. İkincisi, güçlü bir kalite anlayışı ve denetlenebilir düzenleyici uyumdur. Üçüncüsü ise çift kullanımlı (dual-use) bilgi ve ekipmanın dikkatle yönetilmesidir.

Bu nedenle nükleer teknoparkı yalnızca reaktör teknolojileriyle sınırlamak stratejik bir hata olur. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), radyoizotoplar ve radyasyon teknolojilerinin küresel ölçekte geliştirilmesini desteklemektedir. Bu yaklaşım, nükleer teknolojilerin yalnızca enerji değil; sağlık, sanayi ve çevre gibi birçok alanda geniş bir uygulama alanı olduğunu gösterir.

Bu çerçevede bir nükleer teknopark; ölçüm ve kalibrasyon, metroloji, malzeme ve yakıt davranışı araştırmaları, dijitalleşme ve siber güvenlik, izotop ve radyofarmasötik üretimi, atık yönetimi ve çevresel izleme gibi alanları güvenli bir inovasyon platformunda bir araya getirmelidir.

NEDEN ŞİMDİ?

Türkiye’nin nükleer teknoparka “şimdi” ihtiyaç duymasının ilk nedeni, hedeflerin artık resmî ve takvimli olmasıdır. Enerji Bakanlığı’nın yayımladığı Türkiye Ulusal Enerji Planı, 2035’e kadar nükleer enerjinin birincil enerji tüketimindeki payının yüzde 5,9’a ulaşacağını öngörür. 2035–2053 döneminde ise bu oranın yüzde 29,3’e çıkması hedeflenmektedir. Türkiye’nin 2053 Uzun Dönem İklim Stratejisi de net sıfır hedefini açık bir yol haritası olarak ortaya koyar. Bu hedef, düşük karbonlu dönüşüm için büyük ve uzun vadeli yatırımlar gerektirir.

İkinci neden sahadaki somut gelişmelerdir. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin 2026 yılında devreye alınmasının beklendiği kamuoyuna yansımıştır. Bu, Türkiye’nin artık nükleer teknolojiyi sadece planlayan değil, işleten bir ülke konumuna geçtiğini gösterir.

Kurumsal altyapı da güçlenmiştir. TENMAK, 2020 yılında ilgili kurumların tek çatı altında toplanmasıyla kurulmuştur. Bu yapı, nükleer teknopark için Ar-Ge kapasitesi ve uzmanlık sürekliliği açısından sağlam bir temel sunmaktadır.

Stratejik değer önerisi enerjiyle başlar. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü-Nükleer Enerji Ajansı (OECD-NEA), nükleer enerjinin yalnızca düşük karbonlu elektrik üretmediğini vurgular. Aynı zamanda ısı üretimi ve sistem entegrasyonu yoluyla enerji sisteminin dayanıklılığını artırdığını belirtir. Özellikle sanayi ısısı ve hidrojen gibi elektrifikasyonu zor alanlarda, nükleer uygulamaların karbon azaltım stratejilerine sistemli biçimde dahil edilmesi gerektiğini ifade eder.

OECD-NEA’nin nükleer inovasyon çalışmaları da gündemin genişlediğini gösterir. Dijital teknolojiler ve yeni kullanım alanları öne çıkmaktadır. Endüstriyel ısı, hidrojen ve dijitalleşme gibi alanlar, nükleer Ar-Ge’yi disiplinler arası bir inovasyon alanına dönüştürmektedir. Bu nedenle nükleer teknopark, enerji güvenliğini sadece “kurulu güç” üzerinden ele alan bir yapı olmamalıdır. Sanayi uygulamalarıyla bütünleşen, çok yönlü bir teknoloji merkezi olarak tasarlanmalıdır.

TASARIMDAN İTİBAREN UYUMLU BİR YAPI OLMALI

Ulusal güvenlik ve dış politika açısından nükleer teknoparkın temel ilkesi “uyumlu inovasyon”dur. Yani yenilik üretirken uluslararası kurallara tam uyum sağlamak. Nuclear Suppliers Group (NSG), sivil görünümlü ancak hassas alanlarda kullanılabilecek çift kullanımlı mal ve teknolojilerin ihracatına ilişkin ortak kurallar belirler. IAEA’nın güvence anlaşmaları, nükleer materyalin barışçıl amaçlarla kullanılıp kullanılmadığını doğrulamak için bir çerçeve sunmaktadır. Ek Protokol ise bu doğrulama kapasitesini güçlendirmekte. Bu iki mekanizma birlikte düşünüldüğünde, nükleer teknoparkın teknoloji transferi ve ticarileştirme süreçlerini; ihracat kontrolüne uyum, bilgi sınıflandırması, izlenebilir kayıt sistemi ve güçlü bir kurumsal etik yapıyla birlikte tasarlaması gerekmektedir.

Güvenli inovasyonun ulusal temeli 7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu’dur. Bu Kanun; barışçıl kullanım ilkesi doğrultusunda çalışanların, halkın, çevrenin ve gelecek nesillerin korunmasını esas almaktadır. Aynı zamanda düzenleyici kontrol ve sorumluluk rejimini tanımlamaktadır. Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK), düzenleme, yetkilendirme, denetim ve gerektiğinde yaptırım süreçlerini açık biçimde ortaya koyar. Bu yaklaşım şunu gösterir: Nükleer teknopark “sonradan uyum sağlayan” değil, “tasarımdan itibaren uyumlu” bir yapı olmalıdır.

GÜVENLİK UNSURLARI AYRI AYRI DEĞERLENDİRİLEMEZ

Uluslararası düzeyde ise IAEA Safety Standards seti temel referanstır. Safety Fundamentals, Safety Requirements ve Safety Guides başlıkları altında güvenliğin çerçevesini çizer. Siber güvenlik artık ayrı bir konu değildir; nükleer güvenliğin ayrılmaz parçasıdır. IAEA, bilgisayar güvenliğini doğrudan nükleer güvenliğin temel unsuru olarak ele alır. Acil durum hazırlığı konusunda IAEA’nın yayımladığı GSR Part 7 – Nükleer veya Radyolojik Acil Durumlara Hazırlık ve Müdahale Gereklilikleri raporu temel referanstır. Bu rapor, olası bir nükleer ya da radyolojik olay karşısında hangi kurumların nasıl hazırlanması gerektiğini ve müdahalenin hangi standartlara göre yürütüleceğini açıkça tanımlar.

Bu çerçeve şunu açıkça göstermektedir. Nükleer teknoparkta güvenlik unsurları ayrı ayrı düşünülmemelidir. Siber güvenlik, fiziksel güvenlik, güvenli veri altyapısı, düzenli tatbikatlar ve kalite sistemleri tek ve bütünleşik bir yapı içinde tasarlanmalıdır.

Stratejik değer, teknoloji egemenliğiyle ölçülür. Bu egemenlik ise tedarik zincirinin kalitesine bağlıdır. OECD-NEA, tedarik zinciri gözetiminin nükleer alanda kritik bir risk alanı olduğunu vurgular. Tedarikçi denetimi, kalite güvencesi, sahte veya şüpheli parça riski ve yeni teknolojilerin entegrasyonu güvenli işletim için hayati önemdedir. Bu nedenle yerlileşme sadece “yerli üretim” demek değildir. Aynı zamanda standart, kalite ve denetim kültürü demektir. Nükleer teknoparkın görevi firmaları sadece tedarikçi yapmak değil; onları nükleer kalite ve izlenebilirlik disiplinleriyle buluşturarak güçlü bir tedarik ekosistemi oluşturmaktır.

Bilimsel ve endüstriyel kapasite, “nükleere hazır” Ar-Ge ve test altyapısı olmadan sürdürülemez. Prototip geliştirme, test, demonstrasyon ve sertifikasyon süreçleri hem maliyetli hem de uzun solukludur. Bu nedenle ortak test altyapıları, güvenli veri alanları, simülasyon ve doğrulama sistemleri ile izlenebilir kalite yönetimi yapının temelini oluşturur. Ululararası Atom Enerji Ajansı, bilgi eksikliğinin güvenli karar alma kapasitesini zayıflatabileceğini açıkça belirtir. Bu yüzden kurumsal bilgi yönetimi programları hayati önem taşır. Üniversite-sanayi iş birliği de bu çerçevede yeniden tasarlanmalıdır. Ortak laboratuvarlar, ortak doktora programları, eş finansmanlı Ar-Ge çağrıları ve güçlü veri yönetimi sistemi kurulmalıdır. 4691 sayılı Kanun teknoloji transferi için bir temel sunar. Ancak fikri mülkiyet ve veri yönetimi, güvenlik ve ticari hedefler arasında dengeli biçimde yapılandırılmalıdır.

NÜKLEER TEKNOPARKIN EN ÖNEMLİ SINAVI

Çevresel ve toplumsal kabul, nükleer teknoparkın en önemli sınavıdır. Bu alanda söz değil, somut veriler belirleyicidir. Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE), enerji üretim seçeneklerinin çevresel etkilerini karşılaştırmak için “yaşam döngüsü değerlendirmesi” yöntemini kullanır. Bu yöntem, bir teknolojinin üretimden işletmeye ve bertarafa kadar tüm aşamalarını birlikte değerlendirir.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’de enerji sistemlerinin yaşam döngüsü emisyonlarını karşılaştırmalı olarak inceler. Böylece farklı enerji kaynaklarının toplam sera gazı etkisi daha net görülür. Ancak en hassas konu radyoaktif atık yönetimidir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın “SSR-5: Radyoaktif Atıkların Bertarafına İlişkin Güvenlik Gereklilikleri” raporu, atık yönetiminde güvenlik ve sorumluluk ilkelerini açık şekilde tanımlar. Gerçek sürdürülebilirlik ise ancak atık yönetimi, çevresel izleme ve şeffaf iletişim mekanizmaları daha en baştan kurumsal bir sistem haline getirildiğinde sağlanabilir.

RİSKLER VE ÇÖZÜMLER

Finansman konusunda temel ilke nettir: Doğru yatırım pahalı olabilir, ancak yanlış yatırım çok daha pahalıya mal olur. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD), bilim ve teknoloji parklarında riski azaltmak için kademeli altyapı yatırımı ve düzenli performans değerlendirmesi önermektedir. Nükleer teknopark için de en doğru yaklaşım budur. Önce temel uyum ve test altyapısı kurulur. Ardından kapasite adım adım büyütülür. Her aşamada sonuçlar ölçülür ve bağımsız değerlendirme yapılır.

Bu büyümenin temel şartı nitelikli insan kaynağıdır. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne bağlı Nükleer Enerji Ajansı’nın yürüttüğü Nükleer Eğitim, Beceri ve Teknoloji Programı (NEST), nükleer alandaki bilgi ve uzmanlığı artırmayı hedefler. OECD raporları ise insan kaynağı açığını sektör için yapısal bir risk olarak değerlendirir.

Bu nedenle nükleer teknopark sadece mühendis yetiştiren bir merkez olmamalıdır. Radyasyondan korunma, kalite ve uygunluk, siber güvenlik, acil durum yönetimi ve güvenlik kültürü alanlarında da düzenli bir eğitim ve sertifikasyon sistemi kurmalıdır.

Riskler nettir: yapının emlak projesine dönüşmesi, kurumlar arası parçalanma, düzenleyici uyumda gecikme, tedarikte kalite zafiyeti, siber tehditler, bilgi kaybı ve nitelikli insan açığı. Çözüm de nettir: güçlü ve tek merkezli yönetişim, tasarımdan itibaren düzenleyici uyum, aşamalı yatırım ve bağımsız değerlendirme, tedarik zinciri gözetimi, siber ve fiziksel güvenliğin entegre yönetimi, bilgi ve eğitimde süreklilik.

Türkiye’nin 2035–2053 enerji projeksiyonları, 2053 net sıfır hedefi ve Akkuyu’nun devreye alma süreci birlikte değerlendirildiğinde tablo açıktır. Türkiye artık sadece nükleer tesis kuran bir ülke olmaktan çıkmalıdır. Hedef, teknoloji üreten, kalite kültürünü yerleştiren ve güvenliği kurumsallaştıran bir ekosistem kurmaktır. Nükleer teknopark, bu dönüşümün en somut ve en gerçekçi aracıdır.