Savaşın küresel ekonomiye fatura edilen maliyeti: Savaşflasyon

ABD ile İsrail’in başlattığı saldırıların maliyeti ulusal sınırlar içinde kalmıyor, küreselleşmiş hayat pahalılığı olarak dünya halklarına pay ediliyor. Bu nedenle savaşflasyon, sadece iktisadi bir kavram değil, emperyal maliyet ihracının adıdır.

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım

Dr. Yunus Emre Aydınbaş - Ankara Hacı bayram Veli Üniversitesi

28Şubat 2026’da ABD-İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyon, yalnızca Orta Doğu’nun jeopolitik haritasını değil, küresel ekonominin temel denklemlerini de kökten sarstı. Operasyonun 4. haftasında dünya, 1970’lerin petrol krizlerini bile geride bırakan bir enerji şokuyla yüz yüze. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), bu krizi “1970’lerin petrol krizleri ve Ukrayna savaşının toplamından daha şiddetli” olarak nitelendirdi. Bu tablo, iktisat literatüründe yeni bir kavramı zorunlu kılıyor: Savaşflasyon (Warflation).

SAVAŞFLASYON NEDİR?

Savaşflasyon, jeopolitik çatışmaların tetiklediği arz yönlü enflasyon şoklarının, savaş harcamalarıyla finanse edilen yapay talep genişlemesiyle birleşmesinden doğan özgün bir ekonomik sendromu ifade eder. Klasik stagflasyondan farklı olarak savaşflasyonda devlet, borçlanma ve para basma yoluyla ekonomiyi suni biçimde ayakta tutarken, arz şokunun yarattığı enflasyonist baskıyı geniş halk kitlelerine yükler ve böylece sefaleti yaygınlaştırır. Mekanizma şöyle işler: Petrol fiyatları yükselir, üretim maliyetleri artar, reel ücretler erir ancak devlet savaş harcamalarıyla talebi canlı tutarak ekonomik göstergeleri manipüle eder. Sonuç olarak sermaye kesimi savaş ekonomisinden beslenir, maliyet ise geniş halk kitlelerine fatura edilir.

KÜRESEL ENERJİ ŞOKU VE BOYUTLARI

Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin aksaması, küresel petrol arzının yüzde 20’sini bir anda devre dışı bıraktı. Brent petrol, savaş öncesi 68 dolar seviyesinden Mart ortasında 120 dolara fırladı, yüzde 40’ı aşan bu artış, tarihin en büyük arz kesintisi olarak kayıtlara geçti. Orta Doğu’nun günlük petrol üretimi 21 milyon varilden 14 milyon varile geriledi. QatarEnergy tüm LNG ihracatında mücbir sebep ilan etti. Bu durum savaş, doğal afet veya büyük teknik arıza gibi kontrolü dışındaki olağanüstü olaylar nedeniyle, sözleşme yükümlülüklerini cezai yaptırıma uğramadan geçici olarak durdurduğu veya aksattığı anlamına gelir. Avrupa doğalgaz fiyatları bir haftada iki katına çıkarak 60 €/MWh’ı aştı. Stratejik petrol rezervlerinden 400 milyon varillik salım kararı bile piyasaları yatıştırmaya yetmedi.

TEKELCİ SAVAŞ GEÇİRGENLİĞİ

ABD’nin ulusal borcu 39 trilyon doları aştı. 2026 mali yılının ilk çeyreğinde 270 milyar dolarlık faiz ödemesi, savunma harcamalarını geride bıraktı. İran operasyonlarının günlük maliyeti 900 milyon ile 1,2 milyar dolar arasında seyrediyor. Faiz ödemelerinin savunma bütçesini aşması, ABD’nin mali yapısının artık sürdürülemezliğinin en çarpıcı göstergesidir.

İsrail’in 2023-2025 savaş maliyeti 57 milyar dolara (GSYH’nin yüzde 8,6’sı) ulaştı. Savunma bütçesi 48 milyar dolara tırmanırken borç/GSYH oranı yüzde 70’e yaklaştı. Ancak İsrail’in bu maliyetini yalnızca kendi vergi mükellefleri değil, ona destek veren küresel şirketlerin müşterileri de karşılamaktadır. Bu şirketler, kahveden çikolataya, deterjandan dondurmaya kadar ürün fiyatlarını artırarak savaşın maliyetini küresel tüketiciye transfer etmekte ve pek çok piyasada sahip oldukları tekel gücünü bu amaçla kullanmaktadır. Bu mekanizma, klasik iktisat teorilerinde yer almasa da günümüz savaşflasyonunun ayırt edici bir bileşeni olarak tescil edilmelidir. Tam burada gözden kaçan bir mekanizma devreye giriyor, “tekelci savaş geçirgenliği”. İsrail’i açık ya da örtük destekleyen çok uluslu şirketler, savaşın doğurduğu enerji, lojistik ve finansman maliyetlerini küresel fiyatlara yansıtırken sahip oldukları oligopol gücü kullanıyor. Kahveden çikolataya, temizlik ürünlerinden hızlı tüketime kadar geniş bir alanda fiyat artışları sadece maliyet hesabıyla değil, piyasa gücüyle de büyütülüyor. Ve bu şirketlerin ürünlerini kullananlar savaşın finansına alet ediliyor. Bu nedenle boykot, yalnızca ahlaki değil, iktisadi ve insani bir savunma aracıdır.

TÜRKİYE DE ETKİLENDİ

Enerji ithalatının dış ticaret açığındaki belirleyici payı nedeniyle Türkiye, savaşflasyonun en doğrudan etkilerini yaşayan ülkeler arasında. Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış, cari açığı yaklaşık 7 milyar dolar büyütmekte ve enflasyona 1,6 puan eklemektedir. 2026 yıl sonu enflasyonu yüzde 40’a yaklaşabilir, cari açık 55-60 milyar dolara tırmanarak GSYH’nin yüzde 4’üne ulaşma riski taşımaktadır. Merkez Bankası faiz indirimi döngüsünü durdurmak zorunda kaldı, piyasa istikrarı için 10 günde 25 milyar dolarlık müdahale yaptı. Körfez’e ihracat yüzde 40 düştü ve turizm, İran füzelerinin Adana yakınlarına isabet etmesiyle ciddi tehdit altına girdi. Gıda güvenliği de risk altında: Körfez ülkelerinden temin edilen kimyasal gübre arzının aksaması, tarımsal üretim maliyetlerini artırma potansiyeli taşıyor.

KÖRFEZİN KIRILGAN MODELİ

Körfez ülkeleri, çatışmanın en ağır bedelini ödüyor. Goldman Sachs’a göre Kuveyt ve Katar’ın GSYH’si yüzde 14’e varan oranda daralabilir, Suudi Arabistan yüzde 3’lük küçülmeyle karşı karşıya. Deniz suyunu tuzdan arındırma tesislerine yönelik saldırılar insani krize yol açıyor. Gıda ithalatının yüzde 70’inin aksaması tüketici fiyatlarında yüzde 40-120 artışa neden oldu. Bölgenin “güvenli yatırım cenneti” imajı onarılması güç bir darbe aldı.

KÜRESEL EKONOMİK TABLO

OECD, 2026 küresel büyüme tahminini yüzde 2,9’da tutarken ABD enflasyonunu yüzde 4,2’ye revize etti. Goldman Sachs ABD’de resesyon olasılığını yüzde 30’a yükseltti. İngiltere’de enflasyonun yüzde 5’i aşması bekleniyor. Almanya ve İtalya teknik resesyon eşiğinde. Barclays’e göre petrol ortalaması 100 dolarda kalırsa küresel büyüme 0,2 puan düşer, enflasyon 0,7 puan yükselir. Gübre maliyetlerinin artmasıyla gıda fiyatları, özellikle düşük gelirli ülkelerde, tehlikeli boyutlara ulaşacak.

SAVAŞIN GERÇEK MALİYETİNİ KİM ÖDÜYOR?

Savaşflasyon, salt ekonomik bir kavram değildir. Hükümetlerin meşruiyet krizlerini savaş yoluyla aşma girişiminin küresel maliyetini görünür kılan bir analitik çerçevedir. İç siyasette tabanını, dış politikada müttefiklerini kaybetmiş hükümetlerin savaşa sarılması tesadüf değildir. ABD’de faiz ödemelerinin savunma bütçesini geçmesi, İsrail’in GSYH’sinin onda birini savaşa harcaması, bu stratejinin ekonomik sürdürülemezliğinin kanıtıdır.

Savaşflasyonun en sinsi boyutu, maliyetin demokratik denetimden kaçırılmasıdır: Borçlanma ve para basma yoluyla bugünkü savaş, yarının vergi mükellefine fatura edilir. Küresel enerji ve hammadde fiyatlarının yükselmesiyle bu maliyet bir pandemi gibi dünya halklarına yayılmaktadır. Bu durum, koşulsuz küreselleşmenin ve alternatifsiz entegrasyonun sunulduğu kadar iyi bir şey olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Kalıcı barış, yalnızca silahların susmasıyla değil, savaş ekonomisinin yapısal dönüşümüyle mümkündür.

Savaşın gerçek kazananları devletler değil şirketlerdir ama savaşın maliyetini her zaman halklar öder. ABD ile İsrail’in başlattığı saldırıların maliyeti ulusal sınırlar içinde kalmıyor, küreselleşmiş hayat pahalılığı olarak dünya halklarına pay ediliyor. Bu nedenle savaşflasyon, sadece iktisadi bir kavram değil, emperyal maliyet ihracının adıdır.