Mor çatı 20 yaşında

Türkiye'de her gün kadın cinayetlerine bir yenisi ekleniyor. Kadına yönelik şiddet konusunda değişen pek bir şey yokmuş gibi gözüküyor. Oysa 20 yılda kadına yönelik şiddetle mücadelenin önünü açan yasal düzenlemeler gerçekleşti. Kadın örgütlerinin de önemli çabasıyla kadına karşı şiddet görünür kılındı ve toplumda önemli bir farkındalık yaratıldı. İşte bu farkındalığın yaratılması için gece gündüz çalışan ve verdikleri mücadeleyle simgeleşen bir kurum olan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı 20. kuruluş yıldönümünü 8 Kasım'da büyük bir buluşmayla kutlayacak

Arzu Akyol
Mor çatı 20 yaşında

Sanat, medya, iş ve eğlence dünyasının ünlü isimleri Mor Çatı için bir araya gelecek. Ünlü isimlerin Mor Çatı için bağışladıkları elbiseler düzenlenen bir müzayedeyle satılacak. Ayrıca Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın futbol ve basketbol takımları da imzalı formalarıyla bu müzayedeye destek verecek. Geceden elde edilen gelirle yeni bir sığınak açılacak. Gördükleri şiddet nedeniyle çatısız kalan kadınların ve çocukların sığınabilecekleri yeni bir çatıları olacak. Gülsün Kanat Dinç Mor Çatı gönüllerinden yalnızca biri. Bir sosyal hizmet uzmanı. İngiltere'de okumuş. Mor Çatı'da çalışmaya 2002 yılında başlamış. Telefonda ya da yüz yüze şiddet gören kadınları dinliyor, onlara haklarını öğretiyor, kendi güçlerinin farkına varmalarını sağlıyor ve yeniden başlamak için umut veriyor. Tıpkı onlarca Mor Çatı gönüllüsü gibi. Gülsün Kanat Dinç'le Mor Çatı için düzenlenen bu özel geceyi ve 20 yıldır sürdürdükleri mücadeleyi konuştuk.

Öncelikle Mor Çatı'nın kuruluş hikayesini anlatan Gülsün Künüt Dinç şu açıklamada bulundu: “Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı 1990 yılında kuruldu. Ama aslında kökleri 80 askeri darbesinden sonraya dayanır. Askeri darbe sonrası kadınlar durumlarını sorgulamaya başladı. Bunun sonucunda ciddi bir erkek egemen sistem olduğunu ve dolayısıyla buna karşı mücadele etmeden, cinsiyet ayrımcılığının yok olmayacağını gördü. Bu düşüncelerle bir takım örgütlenmeler başladı. Derken 1985 yılında Çorum'da bir hakim hamile bir kadının boşanma davasında, “Kadının karnından sıpasını, sırtından sopasını eksik etmeyeceksiniz” atasözünü kararına dayanak yaparak boşanmayı reddetti. Bu olaydan sonra kadınlar bir araya geldi. 1987 yılında İstanbul'da 3 bin kadın 'Dayağa hayır' yürüyüşü yaptı. Bu kadınlar tarafından yapılan ilk demokratik eylemdi. Daha sonra şiddetle mücadele etmenin bir aracı olarak sığınak açmaya karar verdiler. Kuruluşu böyle Mor Çatı'nın.”

20 YILDA ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ

“20 yılda neler değişti?” diye soruyorum. Kadın cinayetleri ve şiddet hala devam ediyor. Ama yasalarda önemli değişiklikler var. Az da olsa bir gelişme, en azından bir farkındalık var toplumda sanki. Gülsun da katılıyor buna. “Gazetelere baktığınızda toplumsal olarak çok şey değişmemiş gibi görünüyor ama çok şey değişiyor. Bir kere her şeyden önce kadınlar konuşmaya başladı. Şiddet görünür kılındı ve devlet de artık şiddeti suç olarak kabul ediyor. Mor Çatı ve diğer kadın örgütlerinin çabasıyla devlet 1998'de 4320 sayılı Aileyi Koruma Kararı'nı çıkarttı. Ve bu yasada kadına karşı şiddetin bir suç olduğunun altını çizdi. Ardından yine kadınların çabasıyla Medeni Yasa değiştirildi. Hemen yine ardından gerçekten çok başarılı bir çalışmayla Türk Ceza Kanunu'nun değişimi sağlandı. Böylece evin içinde yaşanan tecavüzün suç sayılması sağlandı. Evlilik birliğinde kazanılan malların eşit paylaşımı sağlandı. Ve yine bu yasaların uygulanması da kadın örgütleri tarafından sağlandı. Şimdi çok daha güzel kararalar çıkartıyor hakimler. Mor Çatı hep bu çalışmaların içinde oldu. Ve çok ciddi birikimler yaşadık. Evet, kadın ölümlerinin sayısı çok fazla. Ama eskiden üstü kapanan konulardı bunlar. Şimdi görünür kılındı” diye konuşuyor.

MAHKEMEDE MÜDAHİL OLMAK İSTİYORUZ

Gülsun'un isyan ettiği 'haksız tahrik indirimi'ni konuşuyoruz. “Türk Ceza Kanunu'nda namus indirimi olması ve devletin de hala bu konuda adım atmaması üzücü” diyor ve ekliyor: “Emniyet müdürlüğü ve jandarmanın yaptığı araştırmaya göre, ilk altı ay için 226 kadın öldürülmüş. 'Aldatıldım' diyor, öldürüyor. Burada ceza indirimi uygulanıyor. Biz neredeyse dört yıldır mahkemelerde haksız tahrik indirimi olmasın diye eylem yapıyoruz. Ve Mor Çatı olarak bu davalarda müdahillik talep ediyoruz. Maalesef bunu kabul etmiyorlar. Halbuki kabul edilse katiller için de caydırıcı olur.”

BARINAK DEĞİL SIĞINAK

Mor Çatı'nın bir sığınağı var. 17 kişilik. Ama bu sayıya çocuklar da dahil. Sığınakları barınak gibi görmediklerini söylüyor Gülsun ve devam ediyor: “Orada çocukların da en azından ayrı bir yatağı olmalı. Çünkü insan yaşamını iyileştirmeye önce yaşadığı mekandan başlar. Sığınak sayısının çok ve kaliteli olmasını sağlamak zorundayız.”

KIYAFETİ YÜZÜNDEN BİR KADININ EĞİTİMİNİ ENGELLEMEK ŞİDDETTTİR

Şiddetin sınırlarını da konuşuyoruz Gülsun'la. Nerde başlar nerde biter? Pek çok çeşidi var şiddetin. Fiziksel, ekonomik, sözel, psikolojik ve cinsel şiddet. Öldürme sadece fiziken ortadan kaldırma şeklinde de olmuyor. “Yakın zamanda bir kadınla tanıştım ve bana 'Ben babamın beni kör ettiği gün öldüm' dedi. Dayak yemiş, kör olmuş ve hala babasıyla yaşamak zorunda. Her gün ölüyor dolayısıyla” diye anlatıyor Gülsun. Derken söz son günlerde sıkça tartışılan başörtüsü ve eğitim konusuna geliyor. “Bir kadının eğitimini başörtüsü nedeniyle engellemek şiddettir. Bir kadının kıyafeti üzerinden politika yapmak da şiddettir. Bu onu baskı ve kontrol altına almak demektir. Dolayısıyla ister başörtülü ister başörtüsüz hiçbir şekilde kadın olarak benim hakkımda başkaları karar veremez. Bu tamamen benim inanç ve düşüncelerimle ilgili olan bir şeydir.”

KENDİ DEĞER YARGILARIMIZI UNUTMAK ZORUNDAYIZ

“Şiddete uğramış bir kadınla karşılaştığımda kendi değer yargılarımı unutmak zorundayım” diyor Gülsun. “Karşımdaki kişiye cinsiyet ayrımcılığını destekleyen bir cümle mi kuruyorum. Ya da gördüğü şiddeti haklı gösterebilecek nedenler bularak mı dinliyorum, onu yargılıyor muyum? Bütün bunlar önemli. Burada hiyerarşik olmayan bir yapıda çalışıyoruz. Kolektif karar veriyoruz. Ve böyle hatalarda birbirimizi uyarıyoruz. Kalkıp da siz sokaktaki mesajı aynı şekilde iletecekseniz dayanışma gösteremezsiniz. Örneğin; çok eski tarihlerde çalışan bir kadın, çocuğunu bırakıp gelmiş bir kadına. “Ben olsam çocuğumu bırakmazdım” demişti. O kadın arkadaşa bunu aşmadan burada çalışman çok zor demek zorunda kaldık. Şiddet görmüş kadın zaten sürekli kendini yargılıyor, suçluyor. Bizim işimiz onu yargılamak değil, ona güven vermek.

KENDİ GÜÇLERİNİN FARKINA VARMALARINI SAĞLIYORUZ

Şiddet gören kadınlar Mor Çatı'ya telefonla ya da yüz yüze başvurabiliyor. Sadece İstanbul değil Türkiye'nin her yerinden telefon geliyor. Gülsun “Biz kurtarıcı değiliz” diyor ve ekliyor: “Kendi güçlerini fark etmelerini sağlıyoruz. Bu arada bilgiler veriyoruz. Bilgi güçtür çünkü. 4320 sayılı yasadan, yeni genelgeler ve protokollerden bahsediyoruz.”

POLİS VE JANDARMA DA DEĞİŞTİ

Gülsun son dönemlerde polis ve jandarmada da olumlu anlamda bir zihniyet değişimi olduğunun altını çiziyor. “Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü ile BM'in yürüttüğü bir çalışma var. Polis, savcı ve hakimlerin eğitilmesini kapsayan. Ama bu eğitimlere gitmeden değişen polisler de oluyor. Fakat üzücü olan, polis kendisine gelen şiddete uğramış kadını nasıl yönlendireceğini bilmiyor ve bizi arıyor. Biz ona ne yapacağını söylüyoruz. Onlar da sosyal hizmetlere 24 saat ulaşılamıyor olmasından şikayet ediyor. Bunlar tamamlandığı zaman daha iyi olacak. Bunlar için ciddi bütçeler ayrılması gerekir. Sosyal hizmet uzmanı yetiştirmek gerekir. Bir de sosyal hizmetlerde kadınların kalmaları 3 ayla sınırlandırılıyor. Orada çıkıp ya şiddet ortamına geri dönüyor ya da toplumun içinde savunmasız kalıyor.”

HAYATIN KAPISINI YENİDEN ÇALMAK

Mor Çatı sayesinde kendi gücünün farkına varmış, yaşadığı şiddet ortamından kurtulmuş, kendi hayatına sahip çıkmış, onlarca isimsiz kadın var. Gerçek kimliklerini güvenlik nedeniyle saklıyorlar.

P. 49 yıl önce Muş'ta dünyaya gelmiş. Çocukluğu babası ve abisinin ablasına uyguladığı şiddeti izleyerek geçmiş. 'Yağmurdan kaçarken doluya tutuldum' dediği bir evlilik yapmış 15 yaşında. 16 yaşında oğlunu kucağına almış. Kocası 6 aylık hamileyken başlamış onu dövmeye. Sonrası şiddetle ve depresyonla geçen uzun yıllar. Mor Çatı'nın kapısını çalmış. Boşanmak istediğini söylemiş. Psikolojik ve hukuki destek almış. Bugün P'nin boşanmasının üzerinden 3 yıl geçmiş. Ciddi ekonomik sorunları var ama dert etmiyor. Çünkü huzurlu. 'Huzur, özgürlük ve insanca yaşamanın tadı bambaşka. Her sabah bu duyguyla uyanmak çok güzel” diye özetliyor bugünkü durumunu.

***

R de evliliği boyunca şiddet görmüş. En son bu şiddet kızına da yönelince karar vermiş ayrılmaya. Mor Çatı'yı televizyonda duymuş. Kalkıp gitmiş. “Bir iki gün uyumak için yer istediğimi söyledim. Amacım sadece hiçbir şey düşünmeden iki gün uyuyabilmekti. Bir yılım sığınma evinde geçti” diye anlatıyor yaşadığı travmayı. R. Şimdi hayatını temize çekiyor. Hayattan beklentisi çocuklarının mutlu olması, evlenmeleri ve torun sahibi olmak.

***

T. eğitimli bir kadın. Veterinerlik fakültesinden mezun. Babasından uzun yıllar şiddet gören T. için de o kötü günler geride kalmış Mor Çatı sayesinde. “Bu akşam ne olacak kaygısıyla yaşadığım günler çok uzakta şimdi. Karanlıktan ve korkudan kurtuldum. Yaşadıklarım ve Mor Çatı deneyimim hayata, kadınlara her şeye bakışımı değiştirdi. Yıkılmış özgüvenimi onarmayı başardım. Şimdi daha olgun, sorumlu ve duyarlıyım. Benim gibi sorunlar yaşayan kadınların yanındayım. Dayanışmaya ihtiyacımız olduğunu biliyorum. Başım dik ve ruhum özgür, hayatın kapısını yeniden çalıyorum ve o kapı açılıyor” diyor.

SİZ DE YARDIM EDEBİLİRSİNİZ

Yardım için illa büyük paralar bağışlamanız gerekmiyor. Küçük yardımlar da çok önemli. Örneğin; bir paket çocuk bezi, bir çorap, deterjan, çamaşır suyu, yağ, şeker, salça, el kremi, iç çamaşırı, pijama, dış fırçası, diş macunu çarşaf, akbil, tuvalet kağıdı, ıslak kuru mendil… Bu küçük yardımlar vakfın nakit desteğe olan ihtiyacını azaltıyor ve büyük destek sağlıyor.

İŞ, SPOR, SANAT VE EĞLENCE DÜNYASI MOR ÇATI İÇİN BİRARADA

Mor Çatı 20. yılını 8 Kasım'da büyük bir buluşmayla kutlamaya hazırlanıyor. Gecede; Ajda Pekkan, Emel Sayın, Gönül Yazar, Hülya Koçyiğit, Hülya Avşar, Lale Belkıs, Nilüfer, Orhan Gencebay, Sezen Aksu, Tarkan, Tuncel Kurtiz, Türkan Şoray ve Zuhal Olcay gibi Türk sanatçıların yanı sıra Buika ve Monica Molina gibi yabancı sanatçıların da kostümleri satışa sunulacak. Ayrıca Fenerbahçe Galatasaray ve Beşiktaş kulüpleri de imzalı formalarla geceye destek verecek. Müzayede fikri Sezen Aksu'nun “Mor Çatı için bir şey yapmak istiyorum” diyerek elbiselerini vakfa bağışlamasıyla doğmuş. “Biz bu elbiseleri nasıl değerlendiririz diye düşünürken, Zarakol'un desteğiyle de böyle bir organizasyona giriştik. Geceye; iletişimde; Rafineri, halkla ilişkilerde; Zarakol, interaktif ve event organizasyonunda;Trafo, açık arttırmada; Alif Art, mekan ve ikramda; Otto Santral gönüllü olarak destek veriyor. Gecenin danışmanları ise Gülay Kamaz, Berrin Yoleri ve Deniz Marşan.” diye anlatıyor Gülsun. Neden magazin figürleri diye sorduğumda ise “Evet Mor Çatı 20. yılında çok farklı bir şey yapıyor. Medyanın daha çok ilgisini çekebilmek için böyle bir yol seçtik. Çok güzel insanlarla tanıştık. Mesela Beren Saat bizim tişörtümüzü giydiğinde medya ilgileniyor ve bütün Türkiye duyuyor” diye cevap veriyor. “Sığınağımızın ekonomik ihtiyaçları Şişli Belediyesi tarafından karşılanıyor. Aslında çok iyi yönetilirse çok büyük paralar gerekmiyor. Ama bina almak ve bina yenilemek ve bir de binanın çoklu kullanıma uygun hale getirilmesi masraflı oluyor. Dolayısıyla bizim güçlü ama bağımsız bir ekonomiye ihtiyacımız var. Bu müzayede bizim bağımsız olmamızı sağlayacak” diye ekliyor.