Türkçe seslendirmesi de kendisi kadar muhteşem

Türkiyeli sinemaseverlerin 2002'deki ilk bölümünden itibaren üç büyük dublaj ustası, Ali Poyrazoğlu, Haluk Bilginer ve Yekta Kopan'ın sesleriyle özdeşleştirip sevdikleri 'Buz Devri' serisi, üçüncü bölümde işin içine giren dijital üç boyutlu teknolojiyle iyice tadından yenmez bir gösteriye dönüşüyor.

Ali Murat Güven
Türkçe seslendirmesi de kendisi kadar muhteşem

alimuratg@yahoo.com

BUZ DEVRİ-3: DİNOZORLARIN ŞAFAĞI / Ice Age: Dawn of the Dinosaurs

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, ABD yapımı Türü ve Süresi: Animasyon / Serüven / 94 dakika Gösterim Dili: Orijinal seslendirmesi İngilizce olan bu film, ülkemiz genelinde hem Türkçe seslendirmeli, hem de Türkçe altyazılı 35 mm kopyalarla gösterime sunulmuştur. Altyazılı kopyaların sayısı, seslendirilmiş kopyalara göre çok daha az sayıdadır. Ayrıca, aynı film, dijital projeksiyon düzeneğine sahip sınırlı sayıdaki sinemada da üç boyutlu olarak gösterilmektedir. Filmlerin özel bir gözlük yardımıyla üç boyutlu olarak izlenebildiği dijital sinemalardaki bilet ücretleri, normal formattaki sinemalardan ortalama yüzde 50 daha pahalıdır. “Buz Devri-3”ü izlemeye giderken, salon tercihinizi bu “alternatifli gösterim sistemi”ne göre yapmanız gerektiğini önemle hatırlatırız. Yönetmen: Sarlos Saldanha Yardımcı Yönetmen: Mike Thurmeier Senarist: Peter Ackerman Özgün Müzik Bestecisi: John Powell Kurgu Yönetmeni: Harry Hitner Sanat Yönetmeni: Mike Knapp Türkçe Versiyonun Seslendirme Sanatçıları: Ali Poyrazoğlu (Manny), Haluk Bilginer (Diego), Yekta Kopan (Sid), Altan Erkekli (Buck), Ayça Bingöl (Ellie), Umut Tabak (Crash), Ahmet Taşar (Eddie), Aslı Tandoğan (Yavru Dino'nun “Anne” repliği) Türkçe Seslendirme Yönetmenleri: Serdar Çakular ve Fatoş Ceylan Türkçe Çevirmeni: Gülseren Taşdöğen Türkçe Seslendirme Stüdyosu: Vipsaş İthalatçı Şirket: Tiglon Film Dağıtıcı Şirket: Tiglon Film İçerik Uyarıları: Her yaştan izleyici kitlesi için uygundur. Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: www.iceagemovie.com Yıldız Puanı: * * * *

/resim/site/014518442e20181d73dcby.jpg
Sevimli kahramanımız Scrat, bir kez daha -asla ele geçiremediği- meşe palamudunun peşindedir. Ancak, bu kez o meşe palamudunun ardından umutsuzca koşturup dururken “büyük aşkı”yla tanışacak ve gördüğü güzellik karşısında da dikkati fena hâlde dağılacaktır.

Öte yanda, iri kıyım mamut dostumuz Manny ve eşi Ellie heyecan içinde minik yavrularının dünyaya gelmesini beklemektedirler.

Miskinler kralı Sid ise orada burada bulduğu dinozor yumurtalarından çıkan yavrularla kendine geçici bir aile kurmuştur. Fakat, aceleye getirilmiş bu sevgi ve şefkat organizasyonu Sid'in hayatında hiç de hayırlı sonuçlara yol açmayacaktır.

Kılıç dişli kaplanımız Diego'yu soracak olursanız, o da arkadaşlarıyla ilişkilerinde lüzûmundan fazla yumuşak bir tavır sergileyip sergilemediğini sorgulamaktadır aynı günlerde…

Eski dostları Sid'i başına sardığı belalardan kurtarabilmek için çıktıkları yolculukta kendilerini gizemlerle dolu bir yeraltı dünyasında bulan ekibimiz, acımasız dinozor avcısı Tek Gözlü Gelincik Buck'ın eşliğinde, kimi zaman heyecan dolu, kimi zaman da eğlenceli bir serüvene daha atılacaklardır. Bu serüvende ise onları birbirinden tehlikeli dinozorlar, aklını kaçırmış gibi hareketler yapıp duran yepyeni hayvan türleri ve şimdiye kadar gördüklerinden çok farklı bir bitki örtüsü beklemektedir.

HER BÖLÜMDE KALİTE ÇITASI BİRAZ DAHA YÜKSELİYOR

/resim/site/023918444143181d73ddby.jpg
İlk kez 1999'da yapımcı Lori Forte'nin bir projesi olarak doğan “Buz Devri”, üç yıllık titiz bir yapım sürecinin ardından 2002'de sinemalarda gösterilmeye başlandığında, deneyimli animasyon yönetmeni Chris Wedge'in imzasını taşıyan bu öncü bölümdeki teknik kalite dünyanın dört bir köşesindeki izleyicilerin resmen “dibini düşürmüştü”. Film, geleneksel Disney animasyonlarından bütünüyle bağımsız bir üslûp taşıyan sevimli çizgilerine ek olarak, karakterlerin oluşumuna harcanmış yoğun emekle de dikkati çekmekteydi. Daha ilk bölümle birlikte Manny, Diego, Sid ve yeryüzünün en inatçı yaratığı Scrat'i o kadar iyi tanımış, onları simgeleyen belli başlı huyları o denli sağlam kapmıştık ki dört yıllık bir çalışma sonucunda doğan “Erime” adlı ikinci filmdeki tanıdık-tanımadık bütün sanal kahramanlar neredeyse kırk yıllık dostumuz olarak göründüler gözümüze…

2006 tarihli devam serüveninde yönetmen koltuğuna oturan kişi ise ilk filmde Wedge'in asistanlığını yapan Brezilyalı sanatçı Carlos Saldanha'ydı. 2000'lerin başlarındaki ilk tasarım aşamasından itibaren sürekli olarak yaratıcı ekipte bulunan ve bu güzel öykünün kahramanlarını zaman içinde iyiden iyiye içselleştiren Saldanha, yönetmenliğe ilk adımını da yine “Buz Devri” projesiyle atmasına karşılık, ortaya koyduğu performansla koltuğunu hiç yadırgamadığını gösterdi. Saldanha'nın ilkini aratmayan bir devam bölümü çekmesi karşısında baş yapımcı Forte de geçen çarşamba günü gösterime giren üçüncü bölümde, binlerce insanın ortak emeğinin ürünü olan bu iddialı projenin kaptan köşkünü bir kez daha ona teslim edecekti.

/resim/site/0331184451d6181d73deby.jpg
“Buz Devri”nin dünya çapında elde ettiği başarıyı yalnızca sevimli karakterleri ve yüksek tempolu anlatımıyla açıklamaya çalışmak, bu serinin arka planında -ona evrensel bir beğeni standardının altın formülünü uygulamak üzere- çırpınıp duran senaryo ekibine gerçekten de haksızlık olur. Evet, bu öyküyü hepimiz çok sevdik; çünkü aslında orada olup biten bir sürü olay gerçek hayatta tanık olduğumuz olayların da anlamlı birer yansımasını sunuyor bizlere. Ailesinin bütün üyelerini bir kabilenin saldırısında yitirmiş olan Manny'nin ilk filmdeki hüzün verici yalnızlığı, insanlardan gördüğü onca zulme rağmen teselliyi yine bir insan evladında araması, sonrasında ise Ellie'yi tanıyıp tekrar hayata tutunma çabası içine girmesi… Doğasındaki şiddeti bastırmak ve dostlarına ihanet etmemek için vicdanıyla çetin-ceviz bir mücadeleye girişen Diego'nun yaşadığı bütün o zorlayıcı ikilemler… Her şeyi çok bildiğini sanan, ancak çok bildiğini sandığı o şeyleri de sürekli olarak yüzüne gözüne bulaştıran Sid'in acınası saflığı ve yeteneksizliği…

Bunların hepsi insanlığın dünyasından ziyadesiyle tanıdığımız olağan varoluş hâlleri ve o yüzdendir ki 70 yaşındaki bir dede “Buz Devri”nin herhangi bir bölümünü 7 yaşındaki torunuyla ortak bir keyif duygusu içinde izleyebiliyor.

SİNEMANIN EN POLİTİK TÜRÜ: ÇİZGİ FİLMLER

/resim/site/04151844619e181d73dfby.jpg
2006 yılında, bu serinin ikinci bölümünü Yeni Şafak sinema sayfalarında tanıtırken “Çizgi film deyip geçmemek gerek” başlığını atmıştım. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya gibi ülkelerin animasyon sinemayı her geçen yıl ne kadar ciddiye aldıklarını ve bu tür filmlere ne denli yüksek bütçeler ayırdıklarını gördükçe, attığım o başlığa yönelik inancım giderek daha da pekişiyor.

Çocukların ahlâkî eğitimi ve bazı davranış biçimlerine yönlendirilmeleri noktasında eşsiz bir araç konumunda animasyon sinema… Amerikan uygarlığının yetiştirdiği en sıradışı beyinlerden biri olan Walter Disney bu gerçeğe daha 1930'larda uyandığı için, bütünüyle çocukların beğenisi üzerinde yükselen devâsa bir endüstrinin temellerini attı. Sonra da böylesi vizyonerce yatırımlar pek çok batı ülkesinde şu ya da bu düzeyde tekrarlandı. Batılılar animasyon sinema üzerinden usul usul “kültür ihracatı” yaparlarken, Japonlar ve Hintliler de kendi yerel motiflerini taşıyan alternatif yapımlarla cevap verdiler bu haçlı akınına…

Bizde ise Cumhuriyet'in 90'ıncı yılına yaklaşılırken, bugün hâlâ Türk sinemasını dış kulvarlarda başarıyla temsil edecek bir uzun metrajlı animasyon film örneği ortaya konulamamış durumda… Oysa fena mı olurdu, Türkiye'yi tanıtan, pozitif Türk kahramanlarla bezeli uzun metrajlı bir çizgi sinema örneğinin bütün dünyayı dolaştığını görmek ve bununla böbürlenmek…

Olmayınca olmuyor işte… Böyle bir kültürel harekâta girişebilmek için devlete de özel sektöre de yüksek bir vizyon gerek. Ki o da ulusça en az bulunan meziyetimizdir bizim!

İSTEYENE DUBLAJLI, İSTEYENE ALTYAZILI, İSTEYENE DE ÜÇ BOYUTLU!

/resim/site/05518447270181d73e0by.jpg
İthalatçı ve dağıtıcı şirket Tiglon, yabancı filmleri özgün dillerinde izlemeyi sevenler için, makûl miktarda sinema salonuna “Buz Devri”nin altyazılı kopyalarını dağıttı. Ancak, bu yapıtın Türkçe dublajlı versiyonunu da kesinlikle yabana atmamak gerekiyor. İlk iki filmin orijinal seslendirmesini dinlemiş biri olarak diyorum ki komplekse kapılmamıza hiç gerek yok; biz Türkler bu işte gerçekten çok iyiyiz. Yeter ki dublaj çalışmalarında -DVD piyasasındaki pek çok yabancı filme revâ görülen- “işportacı mantık”tan kurtulalım ve hem kayıt stüdyolarına, hem de seslendirme sanatçılarına maharetlerini en iyi biçimde ortaya dökebilmeleri için gereken zamanı, yanısıra da bütçeyi sunalım.

“Buz Devri-3”ün Türkçe versiyonunu tercih ettiğiniz takdirde, 2002'den bu yana serinin her bölümünde bir araya gelerek tılsımlı bir sonuca imza atan Ali Poyrazoğlu, Haluk Bilginer ve Yekta Kopan'ın ayakta alkışlanacak katkıları eşliğinde, perdede yine dört dörtlük bir seslendirmeyle karşılaşacaksınız. Üstelik bu kez, sevimli kahramanlarımız, fiyat farkına kıyıp da üç boyutlu dijital sinemalarda (normalin biraz daha üzerindeki) biletlerden satın alanlar için öncekilerden çok daha hareketli, zaman zaman perdeden fırlayıp üzerimize düşecek gibi oldukları bir gösteri sunuyorlar.

/resim/site/06518456fd1181d73e1by.jpg
Okulların tatile girdiği ve sıcakların da iyiden iyiye bastırdığı şu günlerde, ailenin bütün üyelerinin hoşça vakit geçirebileceği harika bir gösteri olarak “Buz Devri-3”ü kaçırmayın. Ayrıca, bu denli saygı duyulası bir emeği de perdeden el kamerasıyla çekilmiş rezil korsan kayıtlardan izlemeyi aklınıza bile getirmeyin. Çünkü ses ve görüntü çıtası böylesine yüksek bir film “korsan”dan izlenirse, geriye kalite adına fazlaca bir şey kalmayacağı kesin. Pek çok sinema işletmesinin ekonomik kriz dolayısıyla bilet fiyatlarını 5 ilâ 8 TL'ye kadar indirdiği şu günlerde, en büyük televizyon ekranından daha büyük perdeler ve “Dolby Dijital” ses düzeniyle donatılmış klimalı salonlar sizleri bekliyor.

İşi bilenler vaktiyle ne de güzel demişler:

“Film, sinemada izlenir…”