Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Bayramdan sonra bayram yazısı
Bayramdan sonra bayram yazısı

Ramazan Bayramı’nın (Îd-i Fıtr) son gününü iki gün önce yaşadık.

Daha önce benzerini görmediğimiz bir bayram geçirdik.

Bir daha böyle bir bayram yaşar mıyız, bilemem…

Bu cümleyi bir yakınma edasıyla söylemiyorum. Bilakis… Biricik olmasını vurgulamak istiyorum. Sadece sanal ortamda bir iletişim kurabildiğimiz, kucaklaşmalardan, el öpmelerden uzak bir bayram… Gene kendince muhabbeti çoğaltan bir yeni yaşama biçimi…

Ben, kimi arkadaşlarımın ve genelde çoğu kimsenin yaşadığı marazî yalnızlık duygusuna kapılmadım. Bir daha ele geçirilmez bir deneyim olarak algılamak istedim bu özel günleri…

Ve Müslümanın bayramının hiçbir koşulda onun elinden alınamayacağı gerçeğine bir kez daha tanıklık ettim.

Bu cümle beni yıllar önce bir bayram arifesinde karşılaştığımız ve ayaküstü sohbet fırsatı yakaladığımız bir dostumla olan muhaveremi aklıma getirdi. Sohbetten ayrılırken arkadaşımın bayramını kutladım. Fakat o, bu kutlamaya karşı çıktı:

- Biz bayram kutlamıyoruz dostum, dedi.

Nedenini sorduğumda:

- Altmış yıldan bu yana (demek yıl 1983 olmalı) emperyalizmin baskısı altında bulunan bir ülkede bayram kutlanmaz, dedi. Bunun üzerine ben de:

- Hiçbir emperyalist baskı Müslümanın bayramını onun elinden alamaz, cevabını verdim.

Bizim bayramımız faşing gibi, eğlence festivalleri gibi, karnaval veya yılbaşı kutlamaları gibi ahalinin vur patlasın çal oynasın tepinmesi olarak kutlanmaz.

Bizim bayramımız dostlukların pekiştiği, pekiştirildiği, dargınların barıştığı, öteki günlerde görüşme fırsatı bulamayanların birbirlerinin ziyaretini sağlayan huzur ve sürur günleridir… Bu itibarla değil hastalık ve salgın dönemlerinde, savaş zamanlarında bile geçerliğini yitirmez.

Yıllar önce yaşadığım bir gurbet Ramazan’ında gayrimüslimlerin arasında Ramazan’ın ve onun bayramının gerçekte bir bakıma som bir yalnızlık temrini olduğunu iliklerime değin hissetmiştim. Oruçlunun oruçlu olduğunu bir kendi bilir, bir de Allah… Oruç, sıradan günlerin rutinini paramparça ediyor. Ancak bu olağanüstü hal en çok gurbette somutlaşıyordu. Aynı şekilde bayram da sair günlerin rutinini berhava ediyor. Anlamıştım ki Ramazan ve onun bayramı insanın bu dünyada yaşayabileceği müstesna yalnızlık anlarını görünür kılıyor. Mutlak yalnızlık hali ise, ölüm… Ramazan günlerinde itikâfa çekilmenin salık verilmesinin özel anlamı böylece daha bir ortaya çıkıyor… Ancak bütün bu deneyimler kişinin tekil olarak yaşayabileceği haller... Kopyası yok. Paylaşımı yok. Bir başınasın. Kendi benini yalnızca Allah’ın bildiğinin bilincindesin.

Ve bu istisnai anlarda, o, kendini bir başına duyumsadığın nadir anlarda, asırlar önce senin gibi oruç tutmuş olan Hz. İbrahim’le, Hz. Musa ile, Son Peygamber (sav) ve onun ashabı ve bilhassa Hz. Ebubekir ile Hz. Ebu Zer Gıffari ile aynı deneyimi paylaştığını bilmek ne ürperti verici bir saadetti!

O bir anlık yaşantı bütün bir ömür boyu yaşanan mutlulukların toplamından daha fazlasına denk geliyordu. Yazık ki gündelik rutinin içinde bu istisnai haller layıkıyla duyumsanamıyor…

Öyle de olsa, her türlü koşulda Müslümanın bayramının yaşattığı mehabet, yalnızlık ve meserret duygusunun istisnai yüzü sürüp gidiyor. Hayat yolculuğu ile birlikte sürüp gidecek…

Türkiye'ye borcumuzu ödüyoruz: Eğitimini tamamlayıp ülkemizde kalan yabancı hekimler de Türk meslektaşları ile ön saflarda savaşıyor
Koronavirüs
Türkiye'ye borcumuzu ödüyoruz: Eğitimini tamamlayıp ülkemizde kalan yabancı hekimler de Türk meslektaşları ile ön saflarda savaşıyor
Kovid-19 ile mücadelenin ön saflarında Türkiye’de tıp eğitimi gören yabancı hekimler de var. Yeni Şafak Filistin, Suriye, Gürcistan ve Bangladeş kökenli doktorlarla konuştu. 24 yıldır Türkiye’de olduğunu ve kendini yabancı gibi hissetmediğini söyleyen Filistinli Said Elhaj, “Salgın başladığında da en iyi hizmeti vermeyi borç bildim” diyor.
Yeni Şafak
Gerçeği görmek ya da Hudeybiye
Gerçeği görmek ya da Hudeybiye

Gerçeği görmek yetmiyor, onu kabullenmek de gerekiyor…

Gerçeği görmek deyince aklıma Hudeybiye Barışı geliyor…

Hudeybiye’den çıkarılacak dersler var…

Olumsuz gibi duran koşullardan olumlu sonuçlara ulaşılabileceği mülahazası...

Her yeni koşul altında ondan çıkarılacak dersler tüketilmeden sürüp gidiyor...

Görünüşte Müslümanların aleyhine gibi duran anlaşma hükümleri çok geçmeden her biri Müslümanların lehine doğru sonuçlar vermeye başladı. Bunun üzerine Kureyş, her defasında kendi zaferi olarak antlaşma metnine koydurduğu hükümlerin bazısının kaldırılması için müracaat etmek zorunda kaldı.

Olay şudur: Müslümanlar Hicret’in altıncı yılında Resulullah’ın işaretiyle umre yapmak üzere 1500 kişilik bir kafileyle Medine’den Mekke’ye hareket etti. Mekke’ye yaklaşık 17 kilometre mesafede, Hudeybiye mevkiinde mola verdiler. Kureyş, Müslümanların Mekke’ye savaş için hareket ettiği zehabına kapılarak onları durdurmak istedi. Taraflar arasında elçiler teati edildi ve sonuçta Hudeybiye mevkiinde taraflar arasında bir antlaşma akdedildi. Bu anlaşmaya göre Müslümanlar o yıl umreden vazgeçecekler, umre ziyareti bir sonraki yıla bırakılacaktı... Diğer hükümler de zahiren Müslümanların aleyhine görünüyordu. Ashap derin bir çöküntüye uğradı. Hz. Ömer taşkınlıklar gösterdi. Hz. Ebubekir ise mutmaindi. Ancak ashap öylesine melal içindeydi ki anlaşmanın imzalanmasından sonra Resulullah onlara: “Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz ve başlarınızı tıraş ediniz!” buyurmasına rağmen hiçbiri yerinden kımıldamadı. Ancak Resulullah’ın tıraş olup kurbanını kestiğini görünce harekete geçtiler…

Bu ayrıntıların önemi şurada: Ashap reel koşulun icabına göre düşünmüyordu. Var olan koşulun gerçekliğini değiştirmek istiyordu. Oysa Resulullah hem kendi kalarak hem var olan koşulun gereğini dikkate alarak hareket ediyordu.

İslam fütuhatı dinde zorlama yoktur (Kur’an, Bakara, 256) ilkesini esas alıyor. Muhatabı olduğu gibi kabul etme, onun iradesine müdahale etmeme…

Fetih, İslam ile teması yasaklanmış olan insanların İslam’la teması sağlandığı anda misyonunu ikmal etmiş sayılır. Bu düstur bütün İslam devletlerince benimsenmişti. Nitekim Osmanlı Devleti de fethettiği yerler ahalisinin dilini, dinini, geleneklerini değiştirmeye teşebbüs etmedi. Müslüman olanlar zaten İslam’ın şartlarına göre hareket etmeyi önceden kabul etmiş oldular…

Kendi olarak bırakarak değişimi gerçekleştirmek: bu bizim kültürümüzün özelliği…

Kendi olmaktan çıkararak değişimi gerçekleştirmek: Batı kültürünün özelliği…

Batı kültürü bu özelliğinin sonucu olarak işgal ettiği (fethettiği değil, işgal ettiği) yerlerin ahalisine kendi dilini, dinini kabul etmeye zorladı. Durumu Batı’nın sömürgeleştirdiği her yerde görürüz. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı ülkelerinin mandası altına sokulan yerler 15-20 yıl içinde sömürenin dilini konuşur hale geldi.

Oysa yüzyıllar boyu Osmanlı Devleti ile bir arada yaşayan ülkeler kendi dillerini ve geleneklerini korudular.

Durum, gerçekliğe hayıflanma yerine olduğu gibi kabul ederek onu aşmanın üstesinden gelme temrini…

Bu virüs de nereden çıktı diye hayıflanmaya gerek yok. O var. Öyleyse önerilen önlemlere riayet ederek, yani gerçeği görüp kabullenerek onu aşmaya bak!

1400 yıl sonra, Hudeybiye bize bu gerçekliği bir daha fısıldıyor…

Trakyalılar rahat nefes alıyor: Hava kirliliği yüzde 70 azaldı
Koronavirüs
Trakyalılar rahat nefes alıyor: Hava kirliliği yüzde 70 azaldı
Koronavirüs salgınına yönelik alınan sokağa çıkma tedbirleri kapsamına uyan Trakyalı vatandaşların evde kalması hava kirliliğini olumlu yönde etkiledi. Hava kirliliği yüzde 70 azaldı.

Trakya'nın önemli akarsuları olan ve sürekli kirliliğiyle gündeme gelen Ergene Nehri ile kollarından Çorlu Deresi, Lüleburgaz Deresi'nde kirlilikte gözle görülür azalma oldu.

DHA
Koronavirüs günlerinde güzel haber: İnsanlar çekildi doğa kendine geldi
Koronavirüs
Koronavirüs günlerinde güzel haber: İnsanlar çekildi doğa kendine geldi
Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde uzun yıllardır kirlilikle boğuşan ve rengi zaman zaman siyaha dönen Lüleburgaz Deresi, koronavirüs günlerinde vatandaşların evde kalması sonucu temizlendi. Tekrar eski günlerdeki gibi yeşil akmaya başlayan derede yeniden kurbağa sesleri duyulurken, kuşların da dere üzerinde uçmaya başladığı görüldü.
IHA
Hamas İsrail'le normalleşmeyi teşvik eden Arap dizilerine tepki gösterdi
Dünya
Hamas İsrail'le normalleşmeyi teşvik eden Arap dizilerine tepki gösterdi
Suudi Arabistan televizyon kanalı MBC'de yayımlanan ve "İsrail'le normalleşme" mesajları içeren televizyon dizilerine tepkiler sürüyor. Hamas Sözcüsü Sami Ebu Zuhri, "İsrail tanklarının yapamadığını bazı siyonistleşmiş Araplar da başaramayacak" ifadelerini kullandı.
AA
Sürücüsünün çalıştırmasıyla alev alan otomobil küle döndü
Gündem
Sürücüsünün çalıştırmasıyla alev alan otomobil küle döndü
Kırklareli'nde sürücüsünün çalıştırdığı park halindeki otomobil, motor kısmından alev aldı. İtfaiyenin müdahalesiyle söndürülen yangında, otomobil kullanılmaz hale geldi.
DHA
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Şahin: Bazı yayıncılar devleti milletiyle ayrıştıran tutum sergilemekte
Hayat
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Şahin: Bazı yayıncılar devleti milletiyle ayrıştıran tutum sergilemekte
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Ebubekir Şahin, koronavirüs sürecinde medya kuruluşlarının dikkat etmesi gereken hususlara ilişkin bir açıklama yaptı. Şahin, koronavirüs pandemisinin ilk gününden itibaren Türkiye’nin tüm hazırlıklarını yaptığını belirterek devletin bu süreçte her zaman milletin sağlığını, huzurunu ve üretim kabiliyetlerini salgınla mücadelenin merkezine aldığını kaydetti.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.