Kazanan Türkiye olsun
Ekonomi
Kazanan Türkiye olsun
İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini tekrarlamaya yönelik karara iş dünyasından farklı yorumlar geldi. ASKON Genel Başkanı Arhan Aydın, seçim hukukunun işletilmesinden kimsenin rahatsızlık duymaması gerektiğini ifade etti. Demokratik akıl ve sandık kültürünün neticede aklıselim bir yol bulduğunu ifade eden İSO Başkanı Erdal Bahçıvan ise “Kazananın Türkiye olması için dikkatli olmak zorundayız” dedi. Tüsiad ve Türkonfed’in Türkiye’yi dışarıya şikayet etme gayretleri dikkat çekti.
Yeni Şafak
Geçici başkan Yerlikaya
Gündem
Geçici başkan Yerlikaya
İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’yı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirdi. Yerlikaya, 23 Haziran’daki seçimde kazanan aday mazbatayı alıncaya kadar bu görevi yürütecek.
Yeni Şafak
MHP İstanbul’a taşınacak
Gündem
MHP İstanbul’a taşınacak
Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP, İstanbul seçimi için çalışmaya Cumartesi günü başlayacak. Bahçeli, teşkilatla bir araya gelerek seçim stratejisini planlayacak. Bahçeli’nin 23 Haziran’a kadar İstanbul’da kalması planlanıyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın da “Teşkilatların tamamı yönünü İstanbul’a çevirecek. Anadolu’yu siyaseten İstanbul’a taşıyacağız” dedi.
Yeni Şafak
Şehir ve medeniyet
Şehir ve medeniyet

Osmanlı Devleti ve onun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti Batı’da görülen dinî zihnî-fikrî-ilmî-siyasî vb. tecrübeyi yaşamadığı için sanayi kuramadı, teknolojide geri kaldı.

Video: Şehir ve medeniyet


Bu durum her yönü ile kapitalizmi doğuran iklimin uzağında (ona tamamen kapalı) olmamız, özetle Âmentü’ye inanmamız ile ilgilidir.

Osmanlı kapitalizmi benimseyemezdi, çünkü Hududullah buna cevaz vermez.

Bizim medeniyetimiz ve şehirlerimiz “tarım toplumu”nun eseridir. Medeniyet tartışmalarında bu temel husus göz önünde olmalı.

Batı’daki gayri ahlâki güç temerküzü sanayi ve teknoloji ile Çağdaş Küresel Medeniyeti kurdu. Bu medeniyet din dışıdır, asla kabul görmemeli.

Tarih şöyle veya böyle tecelli etseydi diye tasalanmayın, mânası yok. Zor oyunu bozar denilmiş. Veyl mağluplara!

Osmanlı gururu uzun süre direndi (Batı’ya giden ilk elçilerimiz onları nasıl da küçümser) sonunda “Düşmanın silahı ile” silahlanmayı kabul etti. Tekrara lüzum yok bildiğiniz “Batılılaşma”.

Bu macera iki yüz yıldır sürüyor. Araftaki aydınlarımız işbirliğini seçmiş olsa da halk inancını ve ruhunu koruyor.

Macera dramatik bir “yarılma” ile neticelendi. Tarih boyunca köle olmayan milletimiz şeklen olan-biteni kabul etse de ruhen direniyor.

Mektep-medrese, alafranga-alaturka, ilerici-gerici, laik-dindar ayrımı bu yarılmanın neticesi olarak sürüyor. Ancak modernleşme hükmünü yürütüyor. Taraflar şu veya bu şekilde modernleşmiştir. “Yaralı bilinç”in tuhaf sonucu: Bir yandan modernleşme öte yandan dindarlaşma. Son elli yıldır seçimleri dindarlar kazanıyor.

“Tuhaf” dedik çünkü kazananlar ile kaybedenlerin hedefi aynıdır: Muasır medeniyete kavuşmak, hatta onu geçmek.

Bu “derin yara”nın analizini akademyaya bırakıyorum.

Şehirlerimize dönelim.

Hemen her şehrin civarında bir “Bağlar” semti vardı. Yaz gelince şehir ahalisi (esnaf-memur-zenaat erbabı) bağlara göçerdi. İstanbul dahil “sayfiye”ye gidilirdi. Ayağımız toprağa basıyordu. Hemen her ailenin mali durumuna uygun bir “bağ evi” vardı. Olmayanlar kiralardı. Bağ komşuluğu mahalle komşuluğu gibiydi. İstanbul dahil şehirlerde dahi her evin küçük de olsa bir bahçesi vardı.

Dolayısıyla tarım toplumunun şehirleri de topraktan kopmamıştır. (Geçen asrın ortasına kadar). Günümüzde “Bağlar” semti nisbeten ayakta kalan yaşamaya devam eden Kayseri ile Talas’ı örnek verebilirim. Bağlara göçen ailenin fertleri tıpkı köylüler gibi tarla-bağ-bahçe sular, fidan budar, mahsûl toplar, meyve-sebze kurutur, reçel-pekmez kaynatır, tarhana döker, erişte keser, kışlık erzak olarak ne lazımsa onunla uğraşır. Un-bulgur-yağ-peynir-turşu-kavurma tedarik eder. Biz bu toplumun son nesli çocukken şu tekerlemeyi söyler-oynardık:

Tedariğim / Torba dikim / Yazın koyum / Kışın yiyim

Refik Halit “Şeftali Bahçeleri” adlı hikâyesinde bu hayatı çok güzel anlatıyor.

Sabah işe, yani şehre giden ahali mali durumuna göre kimi fayton, kimi beygir, kimi at arabası, kimi merkep, kimi yaya olarak arkalarında bir toz bulutu bırakarak bağlardan uzaklaşır; ikindi sonrası dönüş başlar. “Bağlar” dediğimiz semtler nüfus artıp, şehirler büyüdükçe imara açıldı, ağaçlar kesildi, yavaş yavaş yok oldu. Yerine apartmanlar dikildi. Bu yüzden her şehrimizin “Yeni Şehir” adlı bir semti vardır.

Şehirlerin imkânlarla dolu kışkırtıcı havası köylünün hizmet alamaması (eğitim-sağlık-iletişim-ulaşım), geçim zorluğu, tarımın ihmali, bürokrasinin, hizmet sektörünün alabildiğine genişlemesi, hantal devlet, montaj sanayi köyden kente göçü hızlandırdı.

Bu hüküm biraz doğrudur.

Aslı şudur.

Başta büyük şehirler olmak üzere hemen her şehirde bir “rant ekonomisi” oluşmuştur. Dün bir hazine arazisi çevirip gecekondu kuranlar bugün han-hamam sahibidir.

“Altına hücum” gibi bir şeydir bu.

İstanbul’a bir bakın.

Çok eskiye gitmeyelim. Yetmişlerin başında “Londra Asfaltı” üzerinde son durak meşhur “Ömür Yoğurtçusu” idi. Ötesi bildiğin tarla. Şimdi şehir neredeyse Tekirdağ ile birleşmek niyetinde.

Bu yazı dizisini takip edenler bilecektir. Bir “kalkınma” tartışması yapmıyorum. Ne filozof, ne ideolog, ne ilim adamı veya iş adamı değilim. Reel-politika ile ilgim yok. Bir doktrin, manifesto, reçete yazmıyorum.

Ben bir hikâyeciyim. İnsanî ve İslâmî olandan “Ahlâk Nizamı”ndan yana tavrımı koydum, ülkemiz ve tüm insanlık için sanayii (endüstri) değil, tarımı seçelim dedim. Yeni bir “ilim kilisesi” kurulmuş, teknolojinin ürettiği tanrılara itaat esas alınmıştır. İnanmayan aforoz edilir.

Ha otomobil, ha cep telefonu. Ha naylon, ha nükleer başlık. Bunlar bizi yönetiyor, biz onları yönetmiyoruz. Hepsi aynı “kafa”nın eseri. Âlete itaat edeceksin, yoksa başına iş açar.

Şehirlerimiz taklide yeltendiğimiz Çağdaş Küresel Medeniyet’in dikey mimarisini benimsemiştir. Şaşırtıcı değil.

“Kendimiz olmak” yarım asır öncesine göre artık çok zor.

Ama imkânsız değil. “Uzun Yol”a çıkmak lazım. Dilim döndüğü kadar “Ahlâk Nizamı”nı anlatmaya çalıştım. Zihniyet değişir, fikir oluşursa bu nizamın şehirlerini kurmak mümkündür.

YSK’nın İstanbul kararının perde arkası
YSK’nın İstanbul kararının perde arkası

CHP’nin eski ünlü isimlerinden Turan Güneş, zamanında partisinde görev yapanları tanımlarken, “Bir CHP’li ‘ileri gelenler’ var, bir de CHP’li ‘ileri gidenler” dermiş.

Video: YSK’nın İstanbul kararının perde arkası


Bu aralar CHP’nin ‘ileri gidenlerinin’ eylem ve söylemleri bolca karşımıza çıkıyor.

Örneğin Meclis Grup Başkanvekili Engin Altay…

Kendisi, Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul kararını açıklamasına günler kala orada görev yapan hâkimleri, “Kızılay’da sizi yürütmezler, yüzünüze tükürürler” sözleriyle alenen tehdit etmişti.

Dün CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ise, bu tehditleri daha da ileri taşıdı.

Seçimlerin yenilenmesi yönünde karar veren 7 YSK hâkimini çete mensubu ilan etti, bir terör örgütünden söz edercesine ‘yuvalanma’ gibi ifadeler kullandı, üstüne bir de hedef gösterme niyetiyle söyler gibi bu hâkimlerin isimlerini saydı.

Kişilik hakları alenen saldırıya uğrayan bu hâkimler tazminat davası açarlarsa ki, açmaları beklenir, Kılıçdaroğlu’nun ‘tazminat fonunun’ ciddi manada erimesi kaçınılmaz hale gelebilir.

İSTANBUL KARARI NASIL ALINDI?

Önceki güne dönelim…

Yüksek Seçim Kurulu Pazartesi günü 14.30 gibi İstanbul gündemiyle toplandı.

Günün ilerleyen saatlerinde kararın iftar öncesi çıkacağı yönünde haberler gelmeye başladı.

Gardımızı alıp beklemeye koyulduk.

Ankaralıların Ramazan ayının ilk iftarı için kalan dakikaları saymakta olduğu bir sırada, Ak Parti’nin YSK Temsilcisi Recep Özel’in verdiği haber, televizyon kanallarına son dakika olarak düştü.

YSK, İstanbul’da seçimlerin yenilenmesine karar vermişti.

NEDEN SADECE BÜYÜKŞEHİR İÇİN İPTAL KARARI ÇIKTI?

Şunu biliyoruz:

YSK seçim yenileme kararını sandık kurulları ile ilgili itirazları dikkate alarak verdi.

Kamuoyuna açıklanan kısa kararın ilk maddesi, “Bir kısım sandık kurullarının, ilçe seçim kurullarınca kanuna aykırı oluşturulması ve bu hususun da seçim sonucuna müessir olması nedeniyle, 31 Mart 2019 tarihinde yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaliyle yenilenmesine” diyor.

Kararla ilgili, en büyük tartışma şu soru üzerinden yapılıyor:

Madem sandık kurulları kanuna aykırı şekilde oluşturuldu, İstanbul’un diğer seçimleri için (ilçe seçimleri, muhtarlık seçimleri, belediye meclisi seçimleri) neden iptal kararı çıkmadı?

Bu, hâlâ önemini korumakta olan bir soru ve Yüksek Seçim Kurulu’nun gerekçeli kararı çıktığında en fazla işin bu kısmıyla ilgili ne dendiğine bakılacak.

Ama şu an itibarıyla dillendirilen bir gerekçe var, o da şu:

Ak Parti, büyükşehir seçimleriyle ilgili ‘yasal süre’ içerisinde başvuruda bulundu, sandık kurullarının oluşumundaki kanuna aykırılık meselesiyle ilgili itirazlarını iletti.

Ancak İstanbul’un ilçeleri için belirlenen yasal süre içerisinde diğer partilerden itiraz başvurusunda bulunan olmadı. O nedenle karar sadece büyükşehir seçimleri için verildi deniyor.

YSK, İstanbul için ilk toplantısını yaptığında ilçe seçim kurullarına yazı yazmış, “Neden kamu görevlisi sıfatı taşımayan kişileri görevlendirdiniz” sorusuna 5 gün içerisinde yanıt verilmesini istemişti.

Gelen cevapların bir kısmının yanıltıcı beyanlar üzerinden oluşturulduğu belirlendi.

Örneğin kaymakamlıklar ihtiyacın 4 katı isim listesi iletmiş olmasına rağmen, mülki idareden gelen listeler yetersizdi gibi karşılığı olmayan mazeretlere sığınılması.

Bu türden yanıltıcı bilgilerin YSK kararını etkileyen faktörler arasında olduğu söyleniyor.

Ki, kanuna aykırı sandık kurulu oluşturan ilçe seçim kurullarıyla ilgili suç duyurusunda bulunulmasının bir gerekçesi de bu.

KANUN İLE FİİLİ DURUMUN ÇELİŞKİSİ

Üzerinde durmayı hak eden ince bir nokta daha var.

YSK’nın bugüne kadarki içtihatlarında, geçmişe dönmediği, seçim takvimi içerisinde itiraz süreçleri işletildikten sonra, seçim bittikten sonra yapılan başvurulara itibar etmediği biliniyor.

Sandık kurulları için de 26 Şubat/2 Mart arası olarak belirlenen bir itiraz takvimi var.

Bu durumda, YSK neden “İtiraz takvimi içerisinde itiraz etseydiniz” diyerek ret kararı vermedi sorusu akıllara geliyor.

Oradaki sorun şu:

Kanunda sandık kurullarına itiraz diye bir takvimden söz edilse de, Yüksek Seçim Kurulu ‘Baskı olabilir’ gerekçesiyle o kurulların listelerini partilerle paylaşmıyor.

Sandık görevlilerinin kimlerden oluştuğu da ancak seçim günü anlaşılabiliyor.

Bu durum, kanun maddesi ile fiili durum arasındaki açmazı ortaya koyuyor.

Partiler, kimlerden oluştuğunu bilmedikleri sandık kurulu üyeleri için neye göre, nasıl itirazda bulunabilirler ki?

Hal böyle olunca, sandık kurulları için itiraz takvimi olarak kanunda geçen 26 Şubat/2 Mart aralığının işlevsizliği bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Yani kanun maddesi ile fiili durumu karşı karşıya getiren bir çelişkiden söz edebiliyoruz.

Bu durumda ya itiraz takvimi yasadan çıkarılacak, ya da fiili durum yasaya uygun hale getirilecek.

Öbür türlü, bu sıkıntı bundan sonraki seçimlerde de devam edebilir.

YSK İstanbul’da seçimlerin yenilenmesi kararıyla sandık darbesini engelledi ve millet  iradesi’ne işaret etti.
YSK İstanbul’da seçimlerin yenilenmesi kararıyla sandık darbesini engelledi ve millet iradesi’ne işaret etti.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun,15 Temmuz Kanlı Kalkışmasında FETÖ’yü ve arkasındaki azmettirici hegomonik güçleri aklamak, ve Ak Parti’yi suçlamak amacıyla ortaya attığı ‘’Kontrollü darbe’’ söylemi açık bir algı operasyonuydu.

Video: YSK İstanbul’da seçimlerin yenilenmesi kararıyla sandık darbesini engelledi ve millet iradesi’ne işaret etti.


Bu söylem küresel hegomonik güçlerin istihbarat birimleri tarafından üretilmişti. Esasen CHP’si saflarına katılan bazı gazeteci veya askerlerin CHP ‘ye geçtikten sonra parti içinde çok süratli bir şekilde üst katlara yükselmeleri çok dikkat çekici ve FETÖ ile ilişkili olmalarına bağlanıyordu. Aslında Enis Berberoğlu ve MİT TIR’ları ihaneti ile ilgili ortaya çıkan gerçekler tam da bu duruma işaret ediyordu. Kumpas Ergenekon davasında tutuklanıp daha sonra serbest bırakılan Dursun Çiçek CHP’ye geçmeden önce Haziran 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararı sonrasında bazı televizyon kanallarına yaptığı açıklamalarda ‘’Örgütle mücadele konusunda son 6 aydır gösterdiği kararlı tutumuyla paralel kumpası çökerten ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının konmasından dolayı hem Başbakan’a hem de siyasi iktidara teşekkür etmek bir borçtur’’ diyerek Erdoğan’a teşekkür ediyordu. Serbest kaldıktan sonra CHP’ye geçen Çiçek 18 Eylül 2018 tarihinde bu kez Başkan Erdoğan ve AK Parti’yi kıyasıya suçluyordu. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun kanalı sayılan KRT isimli televizyonda 27 Mayıs Darbesi’nin 57’nci yıldönümüne denk getirilen bir programa katılan Dursun Çiçek sözde Ak Parti FETÖ ilişkisini anlatmak için katıldığı programda asıl kendisinin arkasındaki gücü deşifre edecek skandal açıklamalarda bulunmuştu. ’’Hâkimlerle, savcılarla görüşüyoruz. Onlara bazı yargılamaların, bu soruşturmaların niye sonuçlanmadığını soruyoruz... Onlar da bize, ‘Türk yargısının durumunu biliyorsunuz, hâkim ve savcıların üçte biri sanık oldu, görevinden atıldı dolayısıyla bizim iktidarı yargılayacak gücümüz yok iktidarı düşürmek muhalefete düşer, sizin göreviniz, siyasetçilerin görevi. Onları iktidardan indirin bakın biz onları nasıl yargılıyoruz göreceksiniz’ Bu kumpas sözleri söyleyenler arasında başsavcılar da varmış!” Dursun Çiçek kripto FETÖ’cü olduğu anlaşılan başsavcı veya savcıların isimlerini açıklayamıyor veya açıklamıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Savcılığı’na ifade veren Dursun Çiçek bu hâkim ve savcıların ismini yargıya da vermemişti. Bu isimler neden önemli? Bir iddia veya senaryoya göre’’31 Mart yerel seçimleri FETÖ için hayat memat meselesi ’’ İstanbul ve Ankara’nın AK Parti’den alınmasını surda bir delik açmak olarak görüyorlar. Bu amaçla 31 Mart’ta sandık darbesi planlandı. FETÖ Sandık’ta AK Partiyi tökezletirken Türkiye PENTAGON tarafından Suriye’de S-400 bahanesiyle sıkıştırılacak Küresel Sermaye’nin Amerika ayağındaki hegemonik güç odakları da ekonomik krizi tetikleyecek yaptırımlara yol vererek Türkiye’de siyasi KAOS yaratmayı planlıyorlarmış.

İSTANBUL SEÇİMLER YENİLENECEK

YSK İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesine karar verdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi 23 Haziran Pazar günü yeniden yapılacak. YSK kararını sandık kurulu başkan ve üyelerinin kanunun açık hükmüne rağmen kamu görevlisi olmaması nedeniyle aldı. AK Parti’nin itirazları sonucu, 225 sandık kurulu başkanı ile 3 bin 500 sandık kurulu üyesinin kanunun açık hükmüne rağmen kamu görevlisi olmadığı, bu sandıklarda kullanılan oyların da aradaki farkı etkiler nitelikte olduğu sonucuna varıldı.

Mülki İdare, 298 sayılı yasanın 22. ve 23. maddeleri gereği, 134 bin 351 kişilik kamu görevlileri listesini seçim kurullarına vermiş ancak seçim kurulları 62 bin 560 kişinin tamamını bu listelerden ataması gerekirken 19 bin 742 kişiyi kanuna aykırı şekilde bu listelerin dışından belirlemiş.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz, “Savcılık soruşturmaları da gösterdi ki FETÖ unsurları bu organize usulsüzlükte aktif rol almıştır. Sonuç, bir çok açıdan tam kanunsuzluk hali söz konusu. Tam bir seçim yolsuzluğu var. Münferit ve sehven değil, müştereken ve kasıtlı olarak kasıtlı olarak ‘organize usulsüzlük’ yapılmış”

YSK İstanbul’da seçimlerin yenilenmesi kararıyla sandık darbesini engelledi ve millet iradesi’ne işaret etti. Soruşturmalarda ortaya çıkan gerçekler aynı zamanda 31 Mart Seçimlerinin çok açık bir şekilde beka sorunu olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Sultanahmet’te kitap fuarını kovmak
Sultanahmet’te kitap fuarını kovmak

İstanbul’da Ramazan, İstanbulidir. Camilerindeki teravih namazları, iftarı haber veren ezan sesleri, duvar diplerinde gece sahur vakitlerine kadar suren muhabbetler, vakıf ve cemaatlerin iftar sofralarıyla oluşan tatlı selamlaşma ortamları. İstanbul, Ramazan’da başka bir ruha bürünür. İhya olur, arınır, ruhani bir güzelliğe kanatlanır. Ramazan İstanbul’da başka bir hüviyetle varlığa gelir. O nedenle İstanbul Ramazanları üzerine çok şey yazılmış, çok şey anlatılmış.

Video: Sultanahmet’te kitap fuarını kovmak


Otuz yılı aşkındır, İstanbul Ramazanlarına bir kitap fuarı katılıyor. Sultan Ahmet Camii avlusunda ilk defa bu fuar başladı. Dini Yayınlar Fuarı’ydı. İstanbul Üniversitesi’ndeki derslerimizden çıkınca doğru buraya koşardık. Kitaplarla hemhal olan bir İstanbul Ramazanını geçirirdik. Yıllarca böyle devam etti. Sultanahmet Meydanı, minareleri, Ayasofya’sı, Türk İslam Sanatları Müzesi, tarihi anıtlarıyla büyük bir kültür merkezidir. Bu merkezin merkezinde de kitaplar bir ay boyunca başka bir neşe katardı. İnsanlar iftardan sonra aileleriyle beraber kitaplar arasında dolaşır, teravihe katılır ve daha sonra aldıkları kitaplarla evlerine dönerlerdi.

Sultan Ahmet Camii etrafında yeşil alanlar üzerinde iftarlarını açarak minarelerden çıkan ezanlara eşlik ederlerdi. Kitap, iftar, teravi ve kültür eşliğinde büyük bir festival yaşanırdı. Bir gelenek oluşmuştu. Ancak sonra garip bir şeyler oldu! Güya Osmanlı tarihi eğlence ve evleri ile meydan ticaret ve eğlence tarafından gasp edildi. Kitap fuarı buradan Beyazıt meydanına taşındı. Ramazan’ın kitapla, ezanla, iftarla, teraviyle birleşen havası eğlence ve ticarete dönüştü.

Sultanahmet hala İstanbul’un metro ve tramvayı ile kolaylıkla ulaşabileceği bir mekan. Camilerimiz ve tarihi yerlerimiz hala yerinde duruyor. Ancak büyük bir yokluk var. Büyük bir değişme yaşanıyor. Camiler, gün geçtikçe müzeye dönüşüyorlar. Turistler hakim hale geliyor. Cağaloğlu’ndan giden kitapçılar ve Sultanahmet Camii avlusundan kaldırılan kitap fuarı beraberinde büyük bir yoksullaşma getiriyor. Neyin yoksullaşması bu? Kültürel ve ruhani yoksullaşma. Sanat ve estetiğin salt turizme ve paraya bürünerek gelen bir yoksullaşma. Kitaplar etrafında dolaşan, konuşan, satın alan ve tartışan ortamın yokluğuyla gelen yoksullaşma.

30 yılı aşan bir kitap şöleni geleneğinin yıkılması ile karşı karşıyayız bugün. Ne kadar çok kolay gelenekleri yıkıyoruz. Turizm, para ve siyasal değişimler bunu yapıyor. Camilerin iman ve ruhaniyetini besleyen insanlar da gelenek olmayınca çekiliyorlar. Canlılık da kayboluyor. İstanbul’u İstanbul yapan “şehir ruhu” çekiliyor. İstanbul’u İstanbul yapan meydan ve camiler yapılış gayelerinden uzaklaşıyorlar. Fetih İstanbul’unun yok oluşudur bu. Turizmle, parayla ve müzeyle kuşatılan bir İstanbul merkezi, “fetih İstanbul” bilincini kaybeder. Kapitalizm ile fethedilir. Kapitalizmin endüstriyel seyahat ve tüketimleri, alkol ve eğlenceleri şehrin merkezine çöker. Gavur topları, gavur füzeleri ve gavur tankları gezmiyor Sultanahmet meydanlarında. Ancak onlardan daha tehlikeli olan kuvvetlerle işgale uğruyor. Turizm işgal kuvvetleri, salt para işgal kuvvetleri, salt müze işgal kuvvetleri…

Sultanahmet Dini Kitap Fuarı, İstanbul’un ruhaniyetini ve kültürünü besleyen bir kaynak. Menzilde kitabın yer alması kitabın hayatımızdaki merkezini anlatır. Çeyrek yüzyılı aşan bu geleneği daha da güzelleştirmeliyiz. Bu nedenle Sultanahmet Kitap Fuarı’nı ve kitabın Sultanahmet Ramazan günlerindeki hakimiyetini istiyoruz. İstanbul’da kitapla yaşayan, kitapla anlam bulan ve kitapla kültüre katkı sağlayanlar olarak Sultanahmet Dini Yayınlar Kitap Fuarımıza sahip çıkalım. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kültür Bakanlığı ve bütün kitap severleri bu mesuliyete çağırıyorum!

İstanbul iftar vakti sahur saati! 7 Mayıs 2019 İstanbul imsak vakti
İstanbul iftar vakti sahur saati! 7 Mayıs 2019 İstanbul imsak vakti
7 Mayıs İstanbul iftar vakti, sahur saati, ezan saati, imsak vakti ve namaz vakitleri yazımızda. İstanbul'da iftara ne kadar kaldı, akşam ezanı saat kaçta, 7 Mayıs günü İstanbul'da oruç saat kaçta açılacak, sahur saat kaçta bitecek? Tüm bu soruların yanıtlarını bu yazımızda takip edebilirsiniz. İşte 30 günlük 2019 İstanbul Ramazan imsakiyesi.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.