Osmanlı’nın Kudüs’teki hayır kapısı: Her gün 700 aileye sıcak yemek
Ramazan
Osmanlı’nın Kudüs’teki hayır kapısı: Her gün 700 aileye sıcak yemek
Osmanlı devletinin 468 yıl önce Kudüs’de yaptırdığı Haseki Sultan Tekkesi, sadece ramazan ayında değil yıl boyunca fakirlere, yolculara ve Kudüs ziyaretçilerine ücretsiz yemek veriyor. Salgın nedeniyle gelenlerin sayısı artan tekkeden, her gün yaklaşık 700 aileye sıcak yemek ulaşıyor.
Yeni Şafak
Osmanlı çorbaları
Ramazan
Osmanlı çorbaları
600 yıllık geçmişe dayanan Osmanlı mutfağı, birbirinden ilginç çorba tarifleri barındırıyor. Unutulmaya yüz tutan Osmanlı çorbalarının bir ya da birkaçını Ramazan ayında deneyebilirsiniz.
Diğer
“Şehir Düştü” mü?
“Şehir Düştü” mü?

Genel Türk tarihinin ve Osmanlı’nın en büyük simalarından biri Fatih Sultan Mehmet’tir. Onun tarihteki yerini belirlemek ve dünya tarihi üzerine etkilerini tartışmak bu yazının sınırlarının üstündedir. Fakat Osmanlı’nın tarihe karışmasından sonra hatıralarıyla yeni kuşaklara ilham veren biri olduğuna kuşku yoktur. Mağlup olmuş bir medeniyetin çocukları, bir yüz yıl boyunca Fatih’in görkemli hatıralarıyla, tarihteki yerine anlam katmıştır. Muhteşem bir mazinin şanlı hatıraları, millî ve manevî değerleriyle ayağa kalkmak isteyen milletin çocukları için, özünü hatırlamak bakımından, emsalsiz bir değere sahipti. İstanbul bizimdi, Türk yurduydu ve bu şehri İslam medeniyetinin iftihar vesilesi hâline getiren en büyük komutana saygı duymak elbette kimliğin bir parçasıydı.

Fetih Günü’nü kutlamak genel kabul görmüş bir hadiseye dönüşmüş olsa da özellikle rahmetli Necmettin Erbakan’ın 29 Mayıs’ları bir şölene dönüştürdüğünün canlı şahitleriyiz. O da Yahya Kemal gibi Fetih Günü’nü anlatmaktan keyif alırdı. Onu meydanlarda dinleyenler, fetih heyecanı ile zamanlar arasında geçişler yaşamıştır. Yakın mazinin unutuluşa terk edilmesini biraz da bu açıdan düşünmek gerekir. Arif Nihat Asya’nın Fetih Marşı’nı bugünkü kuşaklar elbette beğenerek okuyor veya dinliyordur fakat bu şiir bizden öncekilerle beraber bizim için aynı zamanda ideolojik bir metindi. Bir medeniyetin yeniden dirilişinin heyecanını yansıtan metinlerde İstanbul’un fethinden bahsedilmesi neredeyse bir kuraldı.

O gün tarihte kalmış bir hatıra değildi.

Doğu Roma İmparatorluğu’nun başşehrinde yaşayanların bizim açımızdan fetih olan günü farklı şekilde görmeleri kaçınılmaz bir durumdur. Bizanslı tarihçi Yeorgios Francis, o günü anlattığı eserine “Şehir Düştü” başlığını tercih etmiş. Francis, “sevgili şehrini fetheden ‘imansız’lara karşı çok aşırı bir nefretle dolu”dur fakat yine de objektif gözlemlerle tarih ilmi açısından değerlidir. Bu yazıda kitabın içeriğinden ziyade başlığına dikkat çekmek istiyoruz. Bu başlık, fethedilen şehirde yaşayanların bakışını yansıtmaktadır.

Arif Nihat Asya’nın Fetih Marşı’nı okuduğumuz veya Erbakan’ın coşkulu konuşmalarını dinlediğimiz zamanlardan yıllar sonra Fetih Günü’nün “Şehir Düştü” ifadesiyle gündeme gelmesi ilgi çekicidir. İstanbul Şehir Üniversitesi, ekonomik açıdan taahhütlerini yerine getiremediği için birtakım hukukî süreçlerden sonra Marmara Üniversitesi’ne devredildi. Bu vesile ile İstanbul Şehir Üniversitesi’ne haksızlık yapıldığı iddiasıyla kaleme alınan yazılarda “Şehir Düştü” başlığının tercih edilmesi anlamlıdır. Tercihi yapanların asıl amaçlarını onlar açıklayıncaya kadar bilemeyeceğiz fakat bu ifadenin belli bir yabancılaşmayı yansıttığını belirtmeliyim. Üniversitenin adında geçen “şehir” kelimesinden hareketle Fetih Günü’ne telmih yapıldığını zannetmiyorum. Bu ifadeden, şehir ve medeniyet arasında kurulan ilişkiden hareketle ilmî zenginliğimize darbe vurulduğu gibi anlam çıkarabiliriz. Fakat bunun da çok sorunlu bir ima olduğunu belirtmeliyim. Bunun da oryantalistlerce inşa edilen bir anlam dünyasına yaslandığı, o dünyadan beslendiği açıktır. Oryantalistler bize baktıklarında barbarları görmüşlerdir. Şehir ve medeniyet arasındaki ilişkiden hareketle yapılan bu telmihin de sorunlu olduğu açıktır. Gezi sürecinde İstanbul’da duvarlara yazılan “Zulüm 1453’te başladı” cümlesi, çok derine işlemiş bir yabancılaşmanın yansımasıydı. Her iki ifade İstanbul’la ilgili bir tarafın görüşünü yansıtmaktadır.

İslamî camianın muhalefet cenahına sürüklenmek istendiğini, yapılan açıklamalardan görebiliyoruz. Hâlbuki Osmanlı’nın son dönemlerine damga vuran ve yirminci yüz yıl boyunca bir medeniyet davasına dönüşen İslamcı düşüncenin hedefleri arasında coğrafyamızın kaderine sahip çıkmak da vardı. Bu yüzden Türkiye’nin bugün takip ettiği siyaset, fetih günlerinde olduğu gibi heyecan uyandırmaktadır. Yüz yıl sonra yeniden var olduğumuzu hatırlamamız çok önemlidir. Bu, birkaç kişinin kerameti kendinden menkul “şehir” düşleriyle izah edilebilecek bir dirilişe işaret etmez. Bu, hakikaten bir medeniyetin yeniden ayağa kalkmasıyla alakalı bir durumdur. 15 Temmuz, kişilerin veya grupların oldukça ötesinde bir millet iradesine işaret etmektedir.

Yaklaşık bir ay boyunca aksi yönde açıklamaları bekledik fakat herhangi bir tashih edici açıklama ile karşılaşmadık. Kişisel kaprislerine yenilenlerin “Şehir Düştü” gibi ifadelerle yabancılaştırıcı bir etkiye yol açmasını geçiştiremeyiz. “Şehir Düştü”yse siz kimsiniz ve nerede duruyorsunuz?

Osmanlı'da Ramazan geleneği: "Baklava Alayı"
Ramazan
Osmanlı'da Ramazan geleneği: "Baklava Alayı"
Osmanlı padişahları tarafından verilen 500 yıllık bir gelenek...
Diğer
Fransa Akka’yı unutmuş: Osmanlı ordusu karşısında hezimete uğramışlardı
Dünya
Fransa Akka’yı unutmuş: Osmanlı ordusu karşısında hezimete uğramışlardı
Libya’da Türkiye ve UMH’ye karşı terörist Hafter’i destekleyerek bölgede mevzi kazanmaya çalışan Fransa, 220 yıl önce benzer hamlede bulunmuş ancak hayal edemediği bir hezimete uğramıştı. Mısır, Orta Doğu, İran ve Hindistan’ı işgal planı kuran Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart, 18 Mart 1799’da geldiği Akka Kalesi’nde Osmanlı veziri Cezzar Ahmed Paşa’yı geçemedi. Paşa kaleyi isteyen Napolyon’a “Devlet-i Ali Osman bu şehri size teslim etmek için beni vezir yapmadı” cevabını verdi. 64 günlük kuşatma sonunda yenilgiyi kabul eden Fransızlar Doğu emellerinden vazgeçti.
Yeni Şafak
Ravza'da Osmanlı mührü
Ramazan
Ravza'da Osmanlı mührü
Mescid-i Nebevi'nin içindeki Hazreti Muhammed'in Ravza-i Mutahhara'sında, Osmanlı Cihan Devleti'nin 14. Padişahı Sultan 1. Ahmed tarafından yaptırılan ve üzerinde o güne kadar tahta çıkan 14 padişahın isminin yer aldığı kitabe varlığını koruyor.
AA
Osmanlı sarayı
Ramazan
Osmanlı sarayı
1670'te Osmanlı topraklarına gelen İngiltere kralı II. Charles'ın sefaret papazı olan Dr. John Covel'in ilgi çekici gözlemleriyle Osmanlı sarayında törenlerin perde arkası.
Yeni Şafak
Tevhid’den hakka bir devri daim
Ramazan
Tevhid’den hakka bir devri daim
Ahmet Haşim, “Müslüman Saati” yazısında, “Saatten kastımız, zamanı ölçen âlet değil, fakat bizzat zamandır” diyor ve ünlü yazısını bitirirken “Şimdi Müslüman evindeki saat, başka bir âlemin vakitlerini gösterir gibi” demekten kendini alamıyordu. Edebi şahsiyetler ve onların eserlerinden esinlenen Gugar Osmanlı Saat ürünlerinde saat 1’den 12’ye Tevhid’den hakka bir devri daim söz konusu.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.