Rahmetli Demirel’in tarihe mal olmuş bu sözünü sık sık hatırlar olduk bugünlerde. Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü konusunda hükümetin takındığı tavır son derece doğrudur. Güvenlik önlemi alıp, herhangi bir müdahalede bulunmamak… Bir de keşke Cumhurbaşkanını örnek alıp sadece Anayasa’nın 138’inci maddesine gönderme yapıp hiç konuşmasalar.

Yollar yürümekle aşınmaz…

Haber Merkezi Yeni Şafak

Perşembe günkü yazımızda tam da bu hususa dikkat çekmeye çalışmıştık. Bakın Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ne demiş:

“Hak ve adalet, Ankara-İstanbul E-5 karayolunda veya sokaklarda ya da meydanların ateşli nutuklarında değil, hukukun kendi doğal mecrasındaki işleyişinde, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde aranır…” 

Bozdağ, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Enis Berberoğlu hakkında verilen mahkumiyet kararının ardından yaptığı; “yargıya ve yargı mensuplarına yönelik eleştiri sınırlarını aşan, tahkir, tezyif ve tahrik içeren açıklamalarının endişe verici olduğu”nu belirtmiş.

İşte budur. Yani yargının sözcüsü kimdir bu durumda? Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı… İstanbul Adalet Sarayı basın sözcüsü değil… Gerekçeli karar zaten yok ortada… Dosya başından beri gizli… Kim konuşuyor? Adalet Bakanı… Bağımsız yargının sözcüsü değil… Bunları Nedret Ersanel’in Akıl Odası adlı programında Çarşamba akşamı Avni Özgürel ile enine boyuna tartıştık. İnternet’ten ya da alisaydam.com’daki kayıttan izleyebilirsiniz. 

Yargının bizim ülkemizde sözcüsü yok. Yani iletişimi yok. Yargı ile ilgili her şeyin muhatabı, yine bağımsız yargı değil; hükümet, hatta bazen Sayın Cumhurbaşkanının bizatihi kendisi… Yargı üzerinden onlara vurmak ve bu konuda Batı’nın desteğini hemen yanına almak, onlara göre etkili sandıkları bir strateji. 

Kararın gerekçesini bilmiyoruz. Sadece suçlamanın başlıkları ortada…  Vatana ihanet midir, değil midir? Devlet sırrını açıklamak mıdır, değil midir? Söz konusu olan, büyük planlı bir komplonun (tertibin) bir parçası mıdır? Berberoğlu MİT Tırları ile kendisine kimin servis ettiği bilinmeyen dosyayı neden eski gazetesine değil de, Can Dündar’a yayınlaması için vermiştir? Yoksa böyle bir şey olmamış mıdır? Can Dündar neden malzemeyi Enis Berberoğlu’ndan aldığını söylemiştir? Bu işte Alman BND’nin parmağı var mıdır, yok mudur? Yoksa ortada Berberoğlu üzerinden tüm muhaliflere karşı, onları susturmak için yürütülen antidemokratik bir girişim mi vardır?.. Belirsiz… Müphem… Müphem olmayan tek şey var. CHP’nin suçlaması: “Sen benim, benim rızamla dokunulmazlığı kaldırılmış milletvekilime dokundun. Bunu siyasi amaçla yaptın.”

Bu arada kaderin tecellisine bakın ki Avrupa Parlamentosu da Fransız ırkçı, aşırı sağcı partisi lideri Marine Le Pen’in dokunulmazlığını kaldırmış… Ne hikmetse orada kızılca kıyamet kopmuyor… Brüksel’den Paris’e yürüyüşe geçen yok…

Bu arada yürüyüş konusu siyasi iletişim adına iyi numara. Yeter ki, bir bahane uydurularak yarıda kesilmesin. Amacından saptırılmasın. Kesilir ya da saptırılırsa, bumerang etkisi yapar.

İskender efsanesi…

Bu sütunda 25 Mayıs’ta “Markaya titizlenmek şart ve zorunluluktur” başlıklı yazımızda markaların kendilerini koruma altına alma, fikrî mülkiyet haklarını savunmaları konusuna değinmiş; Marmaris Büfe, Sultanahmet Köftecisi, İskender Kebap gibi bu konuda çok büyük fırsatlar yakalamış kurumların ciddî sorunlar yaşadıklarına işaret etmiştik…

İskender markasının sahiplerinden üç kardeş; İlgihan İskenderoğlu Erdem hanım, İskender İskenderoğlu bey ve Neslihan İskenderoğlu Kefeli hanım arayıp Nişantaşı Şakayık Sokak’ta iki ay kadar önce açtıkları yeni şubelerine davet ettiler…

Kendi ücretimizi ödemek koşuluyla daveti kabul ettik, gittik… Müthiş bir zevk, estetik, tarihe ve geleneklere saygı, ciddî yatırım ve olağanüstü bir lezzetle karşılaştık… Bir gün yolunuz düşerse, özellikle duvarlardaki tasarım anlayışına dikkat edin ve tabii havadaki nezahet ve nezakete… Köklü bir Bursa kültür ve değer karması…

İş, yıllar önce İskender bey ile başlamış. Üç oğlu varmış İskender beyin: Nurettin, Cevat ve Süleyman. Nurettin beyin çocukları olmamış. Cevat beyin hepsi birbirinden iyi eğitimli iki kız ve bir oğlunu yukarıda saydım. Süleyman beyin de üç çocuğu olmuş: İskender, Fatih ve Yavuz… Bursa’daki o ünlü Mavi dükkân Cevat beyin çocuklarında kalırken, Süleyman beyin oğlu Yavuz İskender kendi adına İskender markasını diğerlerine paralel yürütmeye başlamış. Ailenin iki kanadı birleşip tek marka altında güçlerini ortaya koyacaklarına, ayrı kollardan ilerleyince, bildiğiniz üzere İskender markası ve kavramı sadece Türkiye’nin dört bir yanına değil dünyanın her yanına yayılmış…

Üç kardeşin Bursa’daki mavi merkez dışında iki tane daha (Korupark AVM ve Carrefour AVM) şubesi varmış. Toplam 4 şube ile franchise vermeden yollarına devam etmeleri çok akıllı bir strateji. Biz bu tür markaların uzun yıllar, sağlıkla, Türkiye’nin önemli özelliklerini tüm dünyaya taşıyarak yaşamasını temenni ediyoruz.



+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.