https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Yurttan vatana

‘Yurttan vatana’

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Önce o eğlenceli hikayeyi anlatayım. Kendisini 'reisten çok reisçi' olarak tanımlamada birinci olan bir yazarın acıklı hikayesini yani.

Tarihler 12 Mart 2017 gününü gösterdiğinde, bu abimiz eski başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bir tweetini alıntılayıp üzerine şöyle yazdı: 'Ahmet Bey bizim yurdumuz Türkiye'dir, bizi kendinle karıştırma.' Söz konusu cümleye konu olan Ahmet Davutoğlu tweeti ise şöyleydi: 'İnsanımızın nesillerdir kendisine yurt bildiği ülkelerin en demokratik hakları engelleyen yaklaşımları, tarihlerine utanç olarak geçecektir.'

Meselenin üzerine sevgili dostum Yusuf Armağan, bu aşırı reisçi abimize, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın bir konuşmasının haber metnini gönderdi. Cuımhurbaşkanımız, gurbetçilerimize şöyle sesleniyordu: 'Yaşadığınız ve yaşamaya devam edeceğiniz her yer sizler için vatandır. Azim, gayret ve sabırla çalışarak gurbeti vatan haline dönüştürdünüz.'

Dikkat isterim. Cumhurbaşkanımız, eli artırarak 'yurt' yerine 'vatan' kelimesini kullanmayı tercih ediyordu. Tabii, 'Yusuf Armağan'ın bu hatırlatmasına bu aşırı reisçi yazarımız herhangi bir cevap verdi mi' sorusu aklınıza takılmış olabilir. Elbette vermedi. Tam o esnada çokoprens almaya gitti. Zira kıvraklık bunu gerektirir.

Şimdi bu eğlenceli çaresizliği bir kenara bırakalım ve şu yurt-vatan işine başka şekilde devam edelim biz.

Memleketin ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ordu'da yaptığı konuşmada bütün ulusalcı refleksleri harekete geçirmek için patlatmış cümleyi: 'Evet oyu çıktıktan sonra yapacakları ilk iş 3 milyon Suriyeliye vatandaşlık vermek.'

3 milyon Suriyeliye vatandaşlık vermek gibi bir plan olduğunu zannetmemekle birlikte şöyle bir soruyu da sormak isterim: Eee, ne olmuş? Ülkelerinde çıkan ve ne zaman sona ereceği kestirilemeyen bir savaş yüzünden Türkiye'yi önce yurtları, ardından vatanları bellemiş insanlara vatandaşlık vermenin ne mahzuru var?

Uzmanlara bırakırsak bu işi, elbette bize bir milyon adet mahzur sayabilirler. Fakat boş verin onları ve kendinize, adalet duygunuza, vicdanınıza şunu sorun: 'Zorunlu olarak ülkemize gelmiş insanların bizimle aynı haklardan yararlanmasının tam olarak nesi kötü olabilir?' Çocuklarının okula gitmesi mi, hastanelerden sağlık hizmeti almaları mı, işsizlik maaşından yararlanmaları mı, askere alınacak olmaları mı, oy kullanabilmeleri mi? Sizi bilmem ama bana bunların hepsi makul geliyor.

Bakın, Fransa'nın aşırı sağcı lideri Marine Le Pen'in, kendisi de siyasetçi olan yeğeni Marion Marechal Le Pen, 'yaşadığınız yer vatanınızdır, burada kalıcı olmak için çabalayın, geleceğiniz buradadır' diyen Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a nasıl çemkiriyor: 'Erdoğan, Avrupa'daki Türklerin geleceği Türkiye'dedir.'

Hah. Geldik meselenin ek yerine. 'Hayır verirseniz Suriyelilerin vatandaş olmaları engellenecek' diyerek oy devşirmeye çalışan Kılıçdaroğlu ile Türkleri Avrupa'dan kovma hayali kuran Marion arasında ne fark var? Hiç.

Ya da soruyu şöyle soralım: Sosyal demokrat, solcu-molcu geçinen CHP lideri ile ırkçı Le Pen arasındaki farkı görebilen var mı? İkisi de insana, sadece insan oldukları için düşmanlık etmiyorlar mı?

Burada durup şunu da kesin olarak sorgulamamız gerekiyor. Avrupa ile her gerginlikte 'bak salarım üzerinize mültecileri ha' resti çeken siyasetçilerimizin yöntemleri de kesinlikle kabul edilebilir değildir, kesinlikle insani değildir.

Mülteciler masada kart değildir. Ekmek parası için bir başka ülkede ter akıtan insanın durumu masada kart değildir. En temel anlamda, yaşadığı yeri yurt belleyen insanın durumu masada kart değildir.

İnsan olmanın ve insan kalabilmenin temel şartları siyaset yoluyla zorlanamayacak kadar önemlidir zira.

Ne diyordu Le Pen: 'Yurt-vatan tanımını yapmak için bile bir siyasinin ağzının içine bakan adamlardan değil reisçi, kurufasulyenin yanına soğan olmaz yeğenim. Temel kavramları dahi oynar başlıklı olan bu omurgasızlardan da reise yarar değil, sadece zarar gelir vesselam. Onların tek bildiği bu yazıyı birbirlerine gösterip 'bakın bakın, İsmail yine Davutoğlu'nu savunmuş' demek olacaktır. Anlatabiliyor muyum?'