YazarlarO kadar da olur mu?

O kadar da olur mu?

Serdar Tuncer
SerdarTuncerGazete Yazarı

Gözümüzün önünde bir oyun oynanıyor. Çeyrek asır önce Irak-Kuveyt meselesiyle perdesi aralanan bu oyun biz görmeyelim diye gözümüzün önünde oynanıyor. Biz de oturduk seyrediyoruz. Öyle ya, gizli kapaklı bir dalavere çevrilse neler oluyor deyip görmek isterdik belki. Herşeyi o kadar aleni yapıyorlar ki; mecburen seyrediyor ama olup biteni asla görmüyoruz. Biraz olan bitenden işkillenecek olsak içimizden bir ses; “Yok yahu” diyor, “Öyle olsaydı bu kadar açıktan yapmazlardı yapacaklarını.” Bir bahar sabahı sevgilisinin elinden tutup gezmeye çıkan kimse gibi seyrediyoruz hayatı. Yanı başımızda bir cinayet işleniyor, biz; “Film çekiyorlar galiba” diyoruz, “Yoksa bu kalabalıkta olacak iş mi bu?”

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Serdar Tuncer : O kadar da olur mu?
Haber Merkezi30 Kasım 2017, PerşembeYeni Şafak
O kadar da olur mu? yazısının sesli anlatımı ve tüm Serdar Tuncer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

REKLAM

Senaristler bu işi biliyor. Katiller senarist.

Saddam’ı alaşağı edeceğiz diyorlar. Sebep? Kimyasal kitle imha silahları var. Toplanıp geliyorlar, canice katlediyorlar Irak’ı, Saddam’ı uyduruk bir mahkeme sonucunda astırıyorlar. Bakıyoruz ki kimyasal silah filan yok. Buraya kadar gelmişken hiç olmazsa Irak halkına demokrasi getirelim diyorlar. Sonuç? Katledilmiş milyonlarca müslüman, her gün patlayan bombalar, paramparça bir ülke, paylaşılan petrol kaynakları... Biz, “Neler oluyor” diyoruz, ahmaklar; “Belki bu kargaşadan istifade devletimizi kurarız“ diyorlar, Irak halkı; “Eyvah! Demokrasi o kadar da matah bir şey değilmiş” diyor ama “Ba’de harab’ül Basra.”

Akıllanmıyoruz. Baharın gelmesine az bir zaman kalmış Arap coğrafyasına. Bir adam kürsüde konuşuyor, dinleyenler gülüyorlar, kamera birisinin yüzüne odaklanıyor özellikle, o herkesten çok gülüyor. Konuşan diyor ki: “Neden Irak, sebebi ne? Bin Ladin Iraklı mıydı? Hayır değildi. New York’u vuranlar, Pentagon’u vuranlar Iraklı mıydı? Hayır değildi. Irak’ta kimyasal kitle imha silahları var mıydı? Hayır yoktu... Gelen yabancı güç, bir ülkeyi işgal eder ve o ülkenin liderini asar. Biz de köşemizde oturur güleriz. Belki sizden biri bir sonraki asılan olacak. (Salonda kahkahalar...) Siz Amerika’nın dostlarısınız, haydi biz diyeyim ama bir gün Amerika bizi asabilir! Biz birbirimizin düşmanıyız, bunu söylediğim için üzgünüm. Birbirimizden nefret ediyoruz, birbirimizi kandırıyoruz. Bir diğerimizin derdine gizlice seviniyoruz ve birbirimize tuzak kuruyoruz...”

REKLAM

Konuşan Kaddafi, herkesten çok gülen Esed. Kaddafi şimdi yok, ülkesi perişan. Esed’in şimdi bir ülkesi yok, kendisi perişan. O gün o toplantıda kahkaha atanların pekçoğu öldü, öldürüldü, ülkeleri ellerinden gitti. Bu toplantı yapıldığında Barack Hüseyin Obama’nın başkan seçilmesine bir sene vardı, malum 'bahar'a birkaç sene... Müslümanlar, babaannesi müslüman, göbek adı Hüseyin olan adamın başkanlığına, ABD’yi fethetmişiz gibi sevinmişlerdi. Her şey senaristlerin istediği gibiydi yani. Müslüman coğrafyasını alt üst ettiğin vakit karşılaşacağın tepkiyi en aza indirmenin yolu müslüman olduğu zannedilen bir adamı ABD Başkanı yapmaktı. Yaptılar, coğrafya altüst oldu ama tepki olmadı. Slogan güzeldi çünkü: Arap Baharı. Sos enfesti çünkü: Adaletsizliğe, diktatörlüğe, gelir dağılımındaki eşitsizliğe isyan.

REKLAM

Miadını dolduran Obama’nın gidişiyle bu kez akıllıca işler yapacak birisine ihtiyaç duyuldu. Yapılacak iş o kadar akıllıcaydı ki ancak bir deli eliyle yapılırsa dikkat çekmeyecekti. Deliyi buldular. Üstelik o kadar inandırıcıydılar ki sayıları az bazı akıllı Amerikalılar bile isyan etti bu duruma. Belki de bizi adamın deliliğine inandırmak için bazı Amerikalıları bile isyan ettirdi senaristler. Dünyanın gözü önünde silah satabilmek için bir Katar krizi icat etmek, Rusya’nın desteğiyle gelmiş gibi yapıp Rusya’yla ilişkileri bu kadar germek, Suud’a aba altından sopa gösterip ılımlı İslam’a yeni bir mevzi bulmak ve nihayet ABD elçiliğini Kudüs’e taşıma niyetini açık edip ortalığı karıştırmak bir akıllı tarafından yapılsa dünyanın görebileceği şeylerdi ama dünya görmesin, sadece seyretsin isteniyorsa bütün bu işler ancak bir deliye yaptırılabilirdi. Yaptırıldı.

REKLAM

İmam-hatip sıralarında otururken bize anlatıldığı vakit; olmaz o kadar da dediğimiz şeyler vardı: Orta Doğu’yu karıştıracaklar, parça parça edecekler,  bir Kürt devleti bile kurduracaklar, sıra en son Türkiye’ye gelecek, bütün bunlar da Büyük İsrail Devleti’nin kurulması için yapılacak. Dinler, hislenir, kitap okur, slogan atar ama yok canım o kadar da olmaz derdik. Olmaz dediğimiz ne varsa oldu. İsrail’in dilediği gibi hareket edebilmesi için bütün şartlar inceden inceye gergef gibi örülerek, hem de gözümüzün önünde hazırlandı. Biz hâlâ olmaz o kadar diyoruz.

Söyler misiniz Allah aşkına, ABD’nin elçiliği taşıma bahanesiyle Kudüs’ü Jerusalem yapma hamlesine Türkiye’den başka ses çıkarabilecek kim kaldı? Hiç kimse! Saddam belki diktatördü ama bu işe 'hayır' derdi, Kaddafi deliydi ama bu işteki hinliği sezecek kadar aklı vardı, Esed ve Mübarek bile hiç olmazsa halkından utandığı için bu işlere tepki verecek kişilerdi ama bir bahar yağmuru silip götürdü hepsini. Katar’ın eli dünden bağlandı, Suud başına gelecek olan gelmesin diye ılımlı İslam havariliğine soyunarak ABD’nin kanatları altına girmeye mecbur edildi. Türkiye’de Gezi ile 17-25 Aralık’la ve nihayet 15 Temmuz’la yapılmak istenen bugünden geriye bakınca çok daha net ve berrak bir şekilde anlaşılabiliyor. Düşünsenize 15 Temmuz’da FETÖ’cü hainler başarılı olsaydı bugün Kudüs’ün İsrail başkenti olmasına karşı sesini çıkaracak bir Türkiye de olur muydu?

REKLAM

Anlaşılan o ki, planın son ve büyük halkası Türkiye’dir. Ağaçla, hendekle, yolsuzluk tapesiyle, algı operasyonuyla, darbe teşebbüsüyle yapamadıklarını bir yol bulup yapma peşindeler. Zarrab ne dedi diye, Kılıçdaroğlu bu hafta hangi kâğıtları sallayacak diye tam da bugünlerde meşgul ediliyorsak boşuna değil! Doksanlarda, olmaz o kadar dediğimiz şeyler için bugün sandığımızdan da fazlası olabilir diyoruz çünkü hiçbir şeyi bilmiyorsak bile görünen köyün kılavuz istemediğini biliyoruz artık.

Türkiye sesini çıkartıyor da ne oluyor diyebilirsiniz. Şöyle masaya yumruğunu vurunca ABD’nin delisini akıllandıracak, İsrail’i bu hevesinden vazgeçirecek kadar gücün yoksa verdiğin tepkiden ne olacak diyebilirsiniz. Belki de haklısınızdır. Keşke bu güçte bir ülke olabilseydik fakat haydi itiraf edelim, parçalanmamış, Batı’ya zihni ve ruhuyla peşkeş çekilmemiş bir Türkiye, sadece var olmaya devam etmekle bile senarist katillerin tekerine sokulmuş okkalı bir çomaktır. Bu ülke bizim hayal ettiğimiz gibi olamadı hâlâ kabul ama unutmayalım ki senaristlerin istediği gibi de olmadı.

REKLAM

Kendimize sormamız gereken tek soru var: Bu ülke yok olsun diye uğraşanlara alkış tutanlardan mıyız, bu ülke var olsun diye her şeyi göze alabilenlerden mi?

Türkiye herşeyi göze alarak vatanına sahip çıkanlarla var olmaya devam edecek.

Türkiye var olsun!