Birleşmiş Milletler Üniversitesi tarafından yayımlanan yeni bir rapor, onlarca yıllık ormansızlaşma, kirlilik, toprak bozunumu, suyun aşırı tahsisi ve kronik yer altı suyu tükenmesinin, küresel ısınmanın da etkisiyle, gezegenin su arzına ve yeniden toparlanma kapasitesine “geri döndürülemez zarar” verdiği konusunda uyardı. Raporda, ‘su stresi’ ve ‘su krizi’ gibi terimlerin artık bugünün sert gerçekliğini doğru yansıtmadığı, bunun dünya çapında “kırılganlık, yerinden edilme ve çatışmayı” tetiklediği savunuluyor. Bilim insanları bir yandan bilime dayalı dönüşüm çağrısı yaparken diğer yandan da dünyanın küresel su iflası döneminin içine itildiğini vurguladı.
‘SU İFLASI’ NEDİR?
UNU raporu, su iflasını, yenilenebilir girişlere ve güvenli tükenme düzeylerine kıyasla yüzey ve yer altı sularından “kalıcı biçimde aşırı çekim” yapılması olarak tanımladı. Her havza ve ülke su iflasında olmasa da BM’nin su alanındaki düşünce kuruluşunun direktörü ve raporun başyazarı Kaveh Madani, artık yeterince kritik sistemin bu eşikleri aştığını aktardı. Su iflası, bir yerin ne kadar ıslak ya da kuru göründüğüyle ilgili değil; denge, hesap ve sürdürülebilirlikle ilgilidir. Her yıl taşkın yaşayan bölgeler bile yıllık yenilenebilir su “gelirlerini” fazla harcıyorlarsa su iflasında olabilir. Bu nedenle rapor, sonuçları sınırları aşarak yayıldığı için su iflasının küresel bir perspektiften ele alınması gerektiğini savunuyor.
ÇATIŞMALARI TETİKLİYOR
Küresel veri setleri ve güncel bilimsel kanıtları kullanarak hazırlanan rapor, su eğilimlerine dair “çarpıcı” bir genel görünüm sunuyor ve “ezici çoğunluğu” insan faaliyetlerine bağlıyor. Buna, 1990’ların başından beri dünya çapındaki büyük göllerin yüzde 50’sinin su kaybetmesi, insanlığın yüzde 25’inin bu su kaynağına doğrudan bağımlı olması ve yılın belli dönemlerinde artık denize ulaşamayan onlarca büyük nehir de dahil. Son 50 yılda, AB’nin yüz ölçümüne neredeyse eşit olan 410 milyon hektar doğal sulak alanlar da ortadan kaldırıldı. BM Genel Sekreter Yardımcısı Tshilidzi Marwala, su iflasının kırılganlığın, yerinden edilmenin ve çatışmanın itici gücü haline geldiğini söyledi.