Sevde Betül Çığ/İletişim Uzmanı
Friedrich Merz’in başbakanlığı ile Almanya her geçen gün daha absürt durumlar, söylemler ve krizlerle karşı karşıya kalıyor. Genç nüfus azalıyor, kalifiye eleman sıkıntısı tırmanıyor; aşırı sağcı AfD ise eyalet seçimlerinde adım adım zirveye yerleşiyor. Hükümet ise halk arasında kaynayan sorunlara ne net bir perspektif ne de çözüm sunabiliyor. Özellikle Başbakan Merz, ciddi eleştirilerin odak noktasında. Güncel anketler de bu durumu doğrular nitelikte; nitekim kamuoyu Merz hükümetinden son derece memnuniyetsiz. Sene başından bu yana gerçekleşen eyalet seçim sonuçları ise seçmenin çözümü aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinde aradığını açıkça gösteriyor.
Mevcut Başbakan Friedrich Merz, bugünlerde “Almanya’nın en sevilmeyen lideri” ünvanını taşıyor. Ulusal çapta yapılan son anket tarihi bir rekoru işaret ediyor: Almanların yüzde 78’i başbakanlarından memnun değil. Bugüne kadar hiçbir şansölye böylesine büyük bir toplumsal reddedişle karşı karşıya kalmamıştı. Aslında Merz’in başbakanlık sürecine bakıldığında bu tablo çok şaşırtıcı değil; ancak tepki oranının bu denli yüksek olması oldukça dikkat çekici. Merz, Mayıs 2025’te Federal Parlamento tarafından ancak ikinci turda seçilebilen ilk başbakan olmuştu. İlk turda kendi saflarından gelen “hayır” oyları, aslında kendisine verilen ilk ciddi ikazdı. Bugün gelinen nokta ise bu belirgin ikazın muhatabı tarafından pek de ciddiye alınmadığını kanıtlıyor. Perspektifsiz kalan Alman toplumu aşırı sağcı marjinal partilere sığınırken Merz ve partisi CDU nasıl bir önlem alıyor?
SCHOLZ’U BİLE SOLLADI
Merkel sonrası kurulan “Trafik Lambası Koalisyonu”, farklı ideolojideki partilerin bir araya gelmesi nedeniyle siyasi ve ekonomik krizlere karşı doğru adımları atmakta zorlanmıştı. Olaf Scholz liderliğindeki o hükümet, yoğun eleştirilerin odağındayken Maliye Bakanı’nın görevden alınmasıyla düşmüştü. Tüm bu kaosa rağmen Scholz hakkındaki memnuniyetsizlik oranı bile yüzde 70 seviyelerinde kalmıştı. Peki, Friedrich Merz’i halk nezdinde bu kadar “antipatik” kılan ve aşırı sağcı AfD’yi bir çekim merkezi haline getiren asıl sebep nedir?
DÜŞÜNMEDEN KONUŞAN KUTUPLAŞTIRICI BİR LİDER
Friedrich Merz, yaptığı sert açıklamalar ve kırdığı potlarla gündemden düşmeyen bir siyasetçi. Ankete katılan vatandaşların birçoğu, onun “düşünmeden konuştuğunu” ifade ediyor. Merz’in bugüne kadar en çok tepki çeken ve insanları sokaklara döken hamlesi ise meşhur “Stadtbild” (Şehir Görüntüsü) skandalı oldu. Düzensiz göçmenleri sınır dışı etme konusunda ivme yakaladıklarını savunan Merz’in, buna rağmen “şehir görüntüsünde bir şeylerin değişmesi gerektiğini” söylemesi bardağı taşırdı. Bu ifade, şehirlerdeki yabancı simaların “temiz görüntüyü bozduğu” iması taşıdığı gerekçesiyle toplumdaki ayrışmayı ve kutuplaşmayı iyice körükledi.
Bu tartışma henüz soğumamışken, Merz bu kez “Familienbild” (Aile Yapısı) tartışmasını açtı. Müslüman toplum içindeki aile yapısını ve kadının konumunu sorunlu bulduğunu ifade eden Merz, kadına yönelik şiddetin kaynağı olarak doğrudan bu kesimi işaret etti. Bu toptancı ve genellemeci yaklaşım, artık Merz’in karakteristik bir özelliği olarak görülüyor.
SOSYAL DEVLETİ SEKTEYE UĞRATAN ADIMLAR
Pandemi sonrası bir türlü toparlanamayan Alman ekonomisi, Merz yönetiminde de beklenen sıçramayı yapamadı. Jeopolitik gerilimler, savaşlar ve ABD’nin gümrük politikaları işleri daha da zorlaştırdı. Hükümet ise ekonomik çıkmazın faturasını yine “küçük adama” kesti. Sosyal politikalarda öngörülen tasarruf paketleri, Merz’e duyulan tepkiyi zirveye taşıdı.
“Bürgergeld” (Vatandaş Ödeneği) olarak bilinen sosyal yardım sistemi, artık çok daha sıkı kontrol edilen kısıtlı bir mekanizmaya dönüştürülüyor. Bu yolla yıllık 5 milyar avro tasarruf etmeyi planlayan Merz, halkın büyük tepkisiyle karşı karşıya. Alman Sendikalar Birliği (DGB) verilerine göre; son on yılda Bürgergeld giderleri yüzde 0,33 oranında düşerken, 2025 bütçesinin sadece yüzde 7,6’sı bu alana ayrıldı. OECD ülkeleriyle kıyaslandığında sosyal harcamalar zaten düşüş eğilimindeyken, bu tasarruf hamlesi hem gereksiz bulunuyor hem de derinleşen yoksulluk gerçeğini yok saymakla suçlanıyor. Bu yoksulluktan en çok etkilenen grup ise 18 yaş altı çocuklar. 2025 yılında kiliseler tarafından sunulan “Tafel” (aşevi/gıda bankası) hizmetinden yararlananların yüzde 30’unun çocuk olması durumun vahametini gözler önüne seriyor. Merz liderliğinde alınan kararlarla çocuk, genç ve engellilere yönelik 70 farklı kalemde sosyal desteğin kısıtlanması, hükümeti sol partilerin ve sendikaların doğrudan hedef tahtasına oturttu.
HALKIN DEĞİL MULTİMİLYONERLERİN BAŞBAKANI
Ülkenin ekonomik refah seviyesini koruyabilmek adına kendi çapında yoğun bir mücadele veren Merz'in yöntemleri, halk nezdinde büyük bir tartışma konusu. Bu yılın başlarında Çin ziyaretinden dönen Merz, Almanya'daki çalışanların daha çok çalışması gerektiğini, haftalık çalışma süresinin 4 güne düşürülmesi ve iş-yaşam dengesi gibi prensiplerin artık bir kenara bırakılması gerektiğini savundu. Merz’in bu konuşmasında Çin’i referans göstermesi Çin basınında büyük ilgi görse de, kendi ülkesinde çalışan haklarının zayıf olduğu bir ülkenin örnek gösterilmesi "vizyonsuzluk" olarak nitelendirildi.
Çalışanların fazla “hasta raporu” alıp işten uzak kalmasını Almanya için büyük bir rekabet kaybı olarak gören Merz, yeni bir uygulama ile çalışanların 3. iş gününden itibaren değil, 1. günden itibaren sağlık raporu sunmasını zorunlu kılmak istiyor. Hal böyleyken kamuoyunda, Merz’in “ekonomiyi kurtarma çabalarının” yükünü neden sadece çalışanların sırtına yüklediği soruları yükseliyor. Buna karşılık veraset ve varlık vergilerinin yükseltilmesi yönündeki teklifler ise meclis tarafından reddedildi.
HER BEŞ GENÇTEN BİRİ ALMANYA’YI TERK ETMEK İSTİYOR
Ağır eleştirilerin odağındaki Merz, devlet televizyonu ARD’ye verdiği yaz röportajındaki laf cambazlığıyla yine halkı ve özellikle gençleri kızdırdı. Araştırmalara göre Alman gençlerin yüzde 20’si ülkeyi terk etmek istiyor. Gençler, Almanya’da kendileri için bir gelecek göremediklerini ve bu yüzden alternatif ülke arayışına girdiklerini belirtiyor. Son yıllardaki savaşlar, enflasyon, pandemi ve ekonomik krizlerin genç nesilde yarattığı derin kırılmayı gösteren bu tablo, Hükümet Başkanı Merz’i tedirgin etmesi gerekirken; takındığı pişkin tavır toplumu daha da öfkelendirdi. Her beş gençten birinin ülkeyi terk etmek istemesi üzerine nasıl bir çalışma yürütüldüğü sorulduğunda Merz’in, “Dörtte üçü ülkede kalmak istiyor, bu gayet güzel bir oran” şeklinde yanıt vermesi, sorunlara karşı gözlerini nasıl yumduğunu açıkça gösteriyor.
ZİRVEYE YÜKSELEN GÜÇ: AfD
Geleneksel halk partileri olan CDU ve SPD ortaklığıyla kurulan hükümetin başarısızlıkları, AfD’yi zirveye taşıdı. Ulusal anketlere göre AfD, yüzde 26 ile ülkenin en güçlü partisi konumunda. Mevcut koalisyon ortakları CDU ve SPD’nin toplam oyu bile artık tek başına hükümet kurmaya yetmiyor.
Aşırı sağın Avrupa genelindeki yükselişi bir gerçek ancak Merz’in hatalı hamleleri, ırkçı söylemleri ve ayrıştırıcı dili bu süreci Almanya’da korkutucu bir hızla ivmelendirdi. Merz, bu kışkırtıcı stratejiyle oy kazanmak bir yana, kendi geleneksel seçmenini bile AfD’ye kaptırdı. Saksonya-Anhalt eyalet seçimleri bu gerçeğin en bariz kanıtı. Eylül ayının ilk haftasında yapılan eyalet seçimlerinde Merz’in partisi Hristiyan Demokratlar (CDU), önceki seçime kıyasla yüzde 19 oy kaybı yaşarken; AfD oylarını ikiye katlayarak yüzde 43,8 gibi ezici bir oranla seçimlerin galibi oldu. Geçtiğimiz mart ayında gerçekleşen eyalet seçimlerinde de benzer şekilde oylarını ikiye katlayan AfD için “federal düzeyde birinci parti olma” hedefi artık bir hayal değil. 2029 genel seçimleri, Almanya’da geleneksel partilerin tamamen tasfiye olup olmayacağını belirleyecek tarihi bir dönemeç olacak.