İsrail yalnızlaşıyor
04:00, 23/09/2026, ÇarşambaG: Güncelleme: 04:38, 23/09/2026, Çarşamba
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım
İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı İsveç’te ve İspanya’da yüzde 78, Hollanda’da yüzde 76, İtalya’da yüzde 75, Almanya’da yüzde 73 ve İngiltere’de yüzde 69. Haliyle Batılı hükümetlerin İsrail politikalarındaki değişimini kamuoylarındaki bu dönüşümden tamamen bağımsız düşünmek mümkün değil.
Dr. Hacı Mehmet Boyraz - Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Gazze’de üç yıldır devam eden vahşi soykırım, İsrail’in karşı karşıya olduğu uluslararası tabloyu belirgin biçimde değiştirdi. 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail’in sözde meşru müdafaa hakkına güçlü vurgu yapan ve Tel Aviv’e geniş siyasi destek veren birçok ülke, bugün İsrail’i açık biçimde eleştiriyor. Filistin devletinin tanınmasından silah kısıtlamalarına, ekonomik tedbirlerden uluslararası yargı süreçlerine kadar uzanan gelişmeler, İsrail üzerindeki baskının çok daha geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.
ULUSLARARASI BASKI GÜÇLENİYOR
Gazze’deki soykırıma karşı yükselen tepki artık belirli birkaç ülkeyle sınırlı değil. Türkiye’den Güney Afrika’ya, Malezya’dan Nikaragua’ya, Şili’den Avrupa ülkelerine kadar dünyanın farklı bölgelerinde İsrail’e yönelik siyasi, diplomatik, ekonomik veya hukuki adımlar atılıyor. Kullanılan araçlar ve politikaların sertliği farklı olsa da İsrail üzerindeki uluslararası baskı giderek daha geniş bir cepheye yayılıyor.
Bunun en görünür göstergelerinden biri Filistin’i tanıyan ülkelerin sayısındaki artış. 7 Ekim öncesinde 138 devlet Filistin’i tanıyordu. Bugünse sayı 160’a yaklaşmış durumda. Sayısal artış kadar yeni tanımaların niteliği de önemli. İngiltere, Fransa, Kanada ve Avustralya gibi İsrail ile uzun yıllardır yakın ilişkileri bulunan Batılı ülkelerin de Filistin’i tanıması, geleneksel diplomatik dengelerdeki değişimi gösteriyor.
Değişim askerî ilişkilerde de görülüyor. İspanya, Ekim 2023’ten itibaren İsrail’e uyguladığı silah ambargosunu Eylül 2025’te yasal zemine taşıyarak savunma malzemeleri ile çift kullanımlı ürün ve teknolojilerin İsrail’e ihracatını yasakladı. Kanada 2024’ten itibaren İsrail’e yönelik yeni askerî ihracat izinleri vermemeye başladı. İngiltere ise Eylül 2024’te Gazze’de kullanılma riski bulunan askerî ürünleri kapsayan 29 ihracat lisansını askıya aldı.
İHRACAT RAKAMLARI HER GEÇEN YIL DÜŞÜYOR
Ekonomik ilişkilerde de benzer bir eğilim söz konusu. Örneğin Slovenya Ağustos 2025’te işgal altındaki Filistin topraklarındaki yasa dışı İsrail yerleşimlerinden gelen malların ithalatını yasakladı. Eylül 2026’da ise Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya, İsveç ve İngiltere yasa dışı yerleşimlerle mal ticaretine yönelik ulusal veya Avrupa düzeyinde kısıtlamaları hayata geçirme, destekleme ya da bu yöndeki tedbirleri değerlendirme niyetlerini ortak bir açıklamayla duyurdu.
Bu gelişmelerin ekonomik sonuçları küçümsenecek düzeyde değil. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre İsrail’in mal ihracatı 2023’te 63,3 milyar dolar düzeyindeyken 2024’te 60,3 ve 2025’te 59 milyar dolara geriledi. İsrail Merkez Bankasına göreyse savaşın başlangıcından 2025 sonuna kadar ekonomide oluşan kümülatif üretim kaybı gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 8,6’sına yani yaklaşık 177 milyar şekele ulaştı. Banka ayrıca savaşın 2023–2026 dönemindeki toplam mali yükünü yaklaşık 350 milyar şekel olarak açıkladı. 2023 başında yüzde 60,5 düzeyinde bulunan kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı ise 2025 sonunda yüzde 68,5’e yükseldi. Bu veriler, savaşın ve İsrail’e yönelik artan uluslararası baskının yaşandığı dönemde ekonominin karşı karşıya kaldığı maliyetin boyutunu gösteriyor.
HUKUKİ SÜREÇ DEVAM EDİYOR
İsrail’in karşı karşıya olduğu baskının bir başka boyutu uluslararası yargı süreçleri. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’e karşı Soykırım Sözleşmesi kapsamında açtığı dava Uluslararası Adalet Divanında (UAD) devam ediyor. Divan henüz İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiğine ilişkin esasa dair nihai bir karar vermiş değil. Bununla birlikte aldığı geçici tedbir kararları, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini devlet sorumluluğu bakımından uluslararası yargının gündeminde tutuyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi ise 21 Kasım 2024’te Başbakan Benjamin Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suç iddiaları kapsamında tutuklama emirleri çıkardı. Böylece İsrail UAD’de yürütülen bir davayla karşı karşıyayken ülkenin üst düzey yöneticileri de uluslararası ceza yargısının konusu haline geldi.
BATILI HÜKÜMETLERDEN SERT ELEŞTİRİLER GELMEYE BAŞLADI
Hukuki baskının yanında Batılı hükümetlerin kullandığı dil de değişiyor. Örneğin İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, bu ayın başında Avam Kamarasında Gazze’de yaşananları dünyanın ve İngiltere’nin vicdanında bir leke olarak nitelendirdi. İngiliz hükümetinin İsrail’in Filistin topraklarındaki devam eden işgalini hukuka aykırı kabul ettiğini açıklayan Miliband, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetini ve Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmesini sert biçimde eleştirdi. Ayrıca İngiliz hükümetinin Batı Şeria’nın bazı bölgelerinde yerleşimciler tarafından Filistinlilere yönelik “etnik temizlik” yapıldığı görüşünde olduğunu açıkladı. Burada dikkat çekici olan, söz konusu ifadelerin İsrail’in geleneksel müttefiklerinden biri olan İngiltere’nin dışişleri bakanı tarafından kullanılmasıdır.
Siyasetteki bu değişimin güçlü bir toplumsal zemini de var. Pew Research Center’ın Haziran 2026’da yayın ladığı ve 36 ülkede 44.657 kişiyle yapılan araştırmaya göre İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı İsveç’te ve İspanya’da yüzde 78, Hollanda’da yüzde 76, İtalya’da yüzde 75, Almanya’da yüzde 73 ve İngiltere’de yüzde 69. Haliyle Batılı hükümetlerin İsrail politikalarındaki değişimini kamuoylarındaki bu dönüşümden tamamen bağımsız düşünmek mümkün değil.
Öte yandan 7 Ekim öncesinde İbrahim Anlaşmaları sayesinde bazı Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştiren İsrail, Suudi Arabistan ile de normalleşme sürecinde önemli mesafe kaydetmişti. Ancak Gazze’deki saldırılar uzadıkça yeni normalleşme alanları açmak çok daha güç hale geldi. Nitekim aralarında Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün’ün bulunduğu birçok bölge ülkesi Filistin devletinin kurulmasını adil ve kapsamlı bir barışın temel şartı olarak vurgulamayı sürdürüyor.
Kısacası son üç yılda yaşanan gelişmelerin her biri, İsrail’in uluslararası alanda yalnızlaştığını gösteriyor. Gazze’deki kanlı saldırılar ve Batı Şeria’daki işgaller devam ettikçe bu yalnızlaşma daha da artacaktır.