Ülkemiz büyük bir toplantıya ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. COP31 Taraflar Konferansı, 197 tarafın katılımıyla bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Birbirinden değerli başlıklarla COP31’e hazırlanırken zirvenin ülkemiz için doğuracağı fırsatlara ve hangi konularda farkındalık oluşturacağına ilişkin çok sayıda panel ve analiz görmekteyiz.
Aslında bu önemli ev sahipliğini bir başka perspektiften yorumlamak istedim. Bildiğiniz gibi, yarım asırdır ülkemize maddi ve manevi anlamda ciddi yaralar açan terör sorununu sona erdirerek bu meseleyi tarihin karanlık sayfalarına gönderme hedefindeyiz. Güçlü bir iradeyle hayata geçirilen Terörsüz Türkiye süreci de bu hedefin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
TERÖRÜN SONA ERMESİ DOĞANIN GELECEĞİNİ DE DEĞİŞTİRİR Mİ?
Bir ülke iklim değişikliğini gündemine alırken, kendi coğrafyasında güvenlik ve toplumsal huzur ortamının oluşmasının da büyük etkiler doğurduğunu söylemeliyim. Yani sürdürülebilir bir geleceğin inşası, güven ortamının tesis edilmesiyle mümkün olabilir. Unutmamak gerekir ki bir ormanın veya bir vadinin geleceği, o vadide yaşayan insanların huzuru ve geleceğiyle doğrudan ilişkilidir.
Terörün sona ermesi yalnızca insanların güvenliğini değil, doğanın ve çevrenin geleceğini de değiştirebilir mi? Bu soruyu düşünmemiz gerekiyor. İklim değişikliğiyle mücadele ederken şüphesiz en önemli hususlardan biri, sürdürülebilir ve devamlılık arz eden bir kalkınma ortamının varlığıdır. Sizce de bu güven ortamı, varlık âleminin Yaratıcısı’nın bize emaneti olan doğamızın geleceğini değiştirmez mi?
Bu sorunun cevabı bizi şüphesiz önemli bir gerçeğe götürmektedir. Türkiye’nin COP31 ev sahipliği, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası bir sorumluluk üstlenmesinin yanında, kendi coğrafyasında huzuru, güvenliği ve sürdürülebilir kalkınmayı güçlendirme hedeflerini de yeniden değerlendirmesi için önemli bir fırsat sunmaktadır.
DOĞAL MİRASA BÜYÜK ZARAR VERDİ
Terör, yarım asır boyunca ülkemize doğrudan fiziksel tahribatın ötesinde büyük maliyetler yüklemiştir. Ne yazık ki bu tahribat yalnızca bununla sınırlı kalmamaktadır. Terör eylemleri sonucunda ortaya çıkan orman yangınları ve doğal alanların tahrip edilmesi, ekosistemlerin zarar görmesine ve yaban hayatının yaşam alanlarının daralmasına neden olmaktadır. Ayrıca karbon yutak alanlarımızın karbon tutma kapasitesini de ciddi oranda azaltmaktadır.
Doğrudan fiziksel tahribatın yanında, insanların terör nedeniyle kırsal yaşamı terk etmesi ve bu göçün sonucunda çiftçilik, hayvancılık gibi üretim faaliyetlerinin kesintiye uğraması da önemli etkenlerden biridir. Ayrıca bu zorunlu göç nedeniyle kentlerde yetişen yeni neslin kırsal ekonomi ve üretim kültüründen uzak kalması da bu sürecin sonuçlarından biridir. Köylerin tahrip edilmesi, kültürel değerlerin de yok olmasına neden olmuştur.
Terör nedeniyle zengin bitki örtüsüne sahip ülkemizde orman rehabilitasyonu çalışmaları sekteye uğramış; sulama, ağaçlandırma ve kırsal altyapı yatırımlarını hayata geçirmek de hayli zorlaşmıştır. Doğanın süregelen akışının bozulması, doğal kaynakların kullanımını zorlaştırmış ve tarımsal üretim kapasitesinin zayıflamasına zemin hazırlamıştır.
Terör eylemleri nedeniyle belirli bölgelerde hayatın dönem dönem durma noktasına gelmesi, bölgesel ekonomik eşitsizlikleri derinleştirmiş ve insanları zorunlu göçe yöneltmiştir. Bu durum, köyden kente göçün dönem dönem plansız bir şekilde artmasına neden olmuştur. Ayrıca yerel halkın doğadan kopuşuna zemin hazırlamış, doğayla doğrudan ilişkili üretim süreçleri yerini giderek endüstriyel üretime bırakmıştır.
Yani terör, yalnızca insan hayatına kasteden bir güvenlik tehdidi değildir. İnsan ile doğa arasındaki bağı zayıflatan, üretimi kesintiye uğratan ve gelecek nesillerin doğal mirasını da etkileyebilen çok boyutlu bir tehdit unsuru olmuştur.
GELECEĞİMİZİ İNŞA ETME İRADESİ
Ülkemizin güçlü iradesi ve ortak gelecek anlayışıyla yürütülen Terörsüz Türkiye süreci, yukarıda bahsettiğim tüm başlıklarda refah ve huzurun tesis edilmesi için önemli bir imkân sunmaktadır. Bu sürecin çıktıları yalnızca siyasi olmayacaktır. Kırsal bölgelerde devlet eliyle yeniden bir tarım seferberliği başlatılması, orman alanlarımızın korunup rehabilite edilmesi, doğa turizminin güçlendirilmesi ve bölgesel kalkınma hamlelerinin hızlandırılması mümkün hâle gelecektir. Biz gençlere de kendi memleketlerimizde üretim ekosistemine katılabilmemiz için yeni imkânlar sunulabilecektir. İklim ve çevre teknolojileri ile yenilenebilir enerji kaynakları ekseninde dijital dönüşümün hız kazanması da bu sürecin önemli kazanımlarından biri olabilir. Bu nedenle Terörsüz Türkiye’yi yalnızca bir güvenlik hedefi değil, aynı zamanda uzun vadeli bir toplumsal ve çevresel kalkınma fırsatı olarak değerlendirebiliriz.
COP31’in ülkemize kazandıracağı en önemli fırsatlardan biri de bu dönüşümü uluslararası bir platformda anlatabilme imkânıdır. Güven ortamının güçlenmesiyle kırsal kalkınmanın desteklenmesi, doğal kaynakların korunması ve çevre teknolojilerine yönelik yatırımların artırılması birbirini tamamlayan hedeflerdir. Yenilenebilir enerji, karbon yönetimi, akıllı tarım ve su teknolojileri gibi alanlarda geliştirilecek projeler, hem bölgesel kalkınmaya hem de iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlayabilir. Türkiye, Terörsüz Türkiye vizyonuyla güvenlik ve toplumsal huzurun sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri olduğunu uluslararası iklim diplomasisinin gündemine taşıyabilir. Terörsüz Türkiye, yalnızca geleceğimizi güvence altına alma mücadelesi değil, bu geleceği üzerinde yaşayacağımız toprağı, soluyacağımız havayı ve içeceğimiz suyu koruyarak inşa etme iradesidir.
Terör ve onun yol açtığı tahribat tüm dünya ülkelerinin sorunu iken, ülkemiz böylesine büyük bir çalışmaya ev sahipliği yapmaya hazırlanırken Terörsüz Türkiye vizyonumuzu ve bu vizyonun getireceği kazanımları tüm taraf ülkelere anlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Terörsüz Türkiye hedefi, iklim değişikliğiyle mücadele vizyonunun ülkemizin bütün coğrafyasında hayata geçirilmesine imkân sunan toplumsal bir fırsattır.
Güvenliği sağlarken aynı zamanda doğal mirasını da koruyan bir kalkınma modelini benimsemek, ülkemizin önündeki önemli hedeflerden biridir. Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31’in, Türkiye’nin bu alandaki tecrübelerini uluslararası toplumla paylaşması için önemli bir zemin oluşturacağını düşünüyorum. Terörsüz Türkiye hedefiyle güçlenen huzur ortamını çevre politikaları ve sürdürülebilir kalkınma hamleleriyle desteklemek, gelecek nesillere bırakacağımız en kıymetli miraslardan biri olacaktır. COP31 ise bu anlayışı hem kendi ülkemizde hayata geçirmek hem de dünyayla paylaşmak için önemli bir imkân sunacaktır.
Zirvede görüşmek üzere, selametle…
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.