Sermaye piyasaları ve birikim sahiplerinin gerçeklik dünyası
04:00, 29/10/2026, Perşembe
Yeni Şafak

Fotoğraf: Arşiv
Hekimoğlu Süleyman Özcan - Gazeteci - Yazar
Türkiye’nin ekonomik altyapısının en ehemmiyetli kolonlarından biri menkul kıymet piyasalarıdır. Bu mecra; tasarruf sahiplerinin birikimlerini reel sektöre aktaran, sanayicinin likiditeye erişmesini sağlayan, can damarı niteliğinde bir yapıdır. Dolayısıyla şeffaflığı ve emniyet ortamını zedeleyecek her türlü hamlenin karşısında durmak milli vazifemizdir. Ancak son dönemde kamuoyunu meşgul eden olumsuz gelişmeler, sistemin işleyişine dair haklı soru işaretleri uyandırmıştır.
ÇÖZÜM MASASINDAKİ ÇELİŞKİ
Ortada somut bir kriz ve merkezinde bir çözüm masası var. Fakat insan sormadan edemiyor: Hadiseyi ilk anından itibaren bizzat gözlemleyen, süreci detaylarıyla bilen, hatta bu sıkıntının doğmasında şu ya da bu şekilde bürokratik yetki taşıyan isimlerle aynı masa etrafında toplanarak ne kadar kalıcı, adil ve muvaffakiyet dolu bir netice üretebiliriz? Açıkçası bu hususta ciddi endişelerim var.
Ekonomi yönetimimizin ve finansal güvenliğinden mesul en üst düzey kurulların süreçleri yakından izlemesi gerektiği açıktır. Makroekonomik dengeleri kurma teorileri ve finansal regülasyon paketleri ciddi bir mesai gerektirmektedir. Ancak makro dengeler inşa edilirken, sermaye piyasalarımızın kılcal damarlarında küçük yatırımcıyı mağdur eden usulsüzlüklerin gözden kaçmaması için denetim ağlarının çok daha dinamik işletilmesi şarttır. Yetişmesi yıllar alan, devlet hafızasını ve liyakati temsil eden bürokratlarımızın bu süreçlerdeki proaktif rolü hayati önem taşır. Beklentimiz, bu kadroların hedef alınması değil; aksine denetim zafiyetlerini hızla giderecek bir kurumsal refleksin acilen devreye sokulmasıdır.
Devletimizin bin bir emekle yetiştirdiği bu kıymetli uzman kadrolarının korunması çok önemlidir. Sermaye piyasalarını denetleyen bu yetişmiş beyinlerin, maaş yetersizlikleri ve özlük haklarındaki dengesizlikler nedeniyle özel sektöre kaptırılması devlet hafızası için ciddi bir kayıptır. Kamu bürokrasisindeki nitelikli insan kaynağını korumak, zafiyetleri önlemenin ilk adımıdır. Bu nedenle, kritik kurumlardaki kadroların çalışma şartlarının, özel sektör cazibesine yenik düşmeyecek şekilde optimize edilmesi bir devlet politikası haline getirilmelidir.
STATÜKOYA NEŞTER
Finansal mekanizmalarda yaşanan aksaklıkların, yani sistem kılcallarına sızan yozlaşmaların kesin çözümü; aynı koltukta uzun yıllar hiçbir yenilik üretmeden oturan statükocu yapıya neşter atmaktan geçer. Bürokraside mevkileri kişisel imtiyaz alanlarına dönüştüren bu durağanlık, denetim gücünü zayıflatmaktadır. İhtiyacımız olan, mevcut sivil yönetim sistemimizi her türlü olumsuzluğa karşı çelik zırhlarla kuşatırken; demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve evrensel insan haklarını titizlikle koruyan adil bir rotasyondur.
Bürokrat ve teknokratlarımızın motivasyon kaynağı, Batı kaynaklı pratiklerin dayattığı “havuç-sopa” gibi tamamen maddi ödüllendirme sistemleri olmamalıdır. Maddi imkanlar uzmanlarımızın özel sektöre heba edilmemesi için asgari birer güvence olarak sunulmalıdır ancak en üst düzey motivasyon kaynağı bu olamaz. Devleti yöneten kadroların asıl gücü, milli ve manevi değerlere olan sarsılmaz bağlılıkları ile vatanseverlik şuurundan gelmelidir. Kamusal vazife maddi bir pazarlık alanı değil, millete hizmetkar olma vesilesidir.
HUKUKİ DENGELER VE HAKİKATİN İLETİLMESİNDEKİ AKSAKLIKLAR
Hukukun üstünlüğü ve masumiyet karinesi gereği, kesinleşmiş yargı kararları olmadan kişileri peşin suçlu ilan etmek tarzımız değildir. Ancak finansal usulsüzlükleri korkusuzca ortaya çıkaran gazetecilerin de kanunlarımız tarafından güvence altına alınması şarttır. Denetim süreçlerinin aksamadan yürümesi, bürokratik mekanizmaların sahadan gelen gerçek seslere açık olmasıyla mümkündür. Finansal mimarideki aksaklıkların faturasını milletimizin ve bu millete ömrünü adamış Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ödememesi için, sahadaki gerçeklerin en doğru şekilde yukarıya ulaştırılması elzemdir.
Devletimizin en tepede doğru kararlar alabilmesi, sahadaki hakikatlerin kendilerine engelsiz bir şekilde arz edilmesine bağlıdır. Maalesef son zamanlarda kurumsal iletişim kanallarında ve protokol süreçlerinde yaşanan bazı tıkanıklıklar, bu bilgi akışını zorlaştırmaktadır. Karar vericilerin etrafındaki iletişim mekanizmalarının, yapıcı eleştirileri gölgelemeyecek bir şeffaflıkla çalışması devlet ciddiyetinin gereğidir. Fon skandalları üzerinden toplumsal algıyı karıştırmak isteyen odaklara karşı çok uyanık olmak mecburiyetindeyiz.
Devletimizin denetleyici mekanizmaları, sisteme kasıtlı veya sistematik şekilde kusurlu adımlar atan aktörlere karşı çok daha katı bir duruş sergilemelidir. Finansal düzenin taşlarını yerinden oynatan, bin bir emekle biriktirilen meblağları heba eden ya da manipülatif adımlarla güveni sarsan odakların, dolaylı yollarla dahi olsa bir daha bu sahada boy göstermesine kesinlikle müsaade edilmemelidir. Güven dediğimiz mefhum, bir kez kaybedildiğinde yerine yenisi konamayacak kadar hassas bir sermayedir.