İndus Suları birleştirmelidir
04:00, 05/11/2026, Perşembe
Yeni Şafak

Arşiv.
Mahmut Osmanoğlu/Gazeteci
Su anlaşmazlıkları neredeyse tarihin kendisi kadar eski olsa da günümüze doğru yaklaştıkça anlaşmazlıkların yoğunlaştığı bir gerçektir ve ileriye doğru büyük anlaşmazlık ve hatta savaşların yaşanması kaçınılmaz gibi gözükmektedir. Afrika’da Nil Nehri, Orta Doğu’da Fırat ve Dicle nehirleri, Alt Kıta’da (Güney Asya’da) İndus nehir sistemi, Orta Asya’da Amu Derya ve Siri Derya, Çinhindi’nde Mekong Nehri, ABD ile Meksika arasında sınır oluşturan Rio Grande gibi nehirleri dünya su anlaşmazlık haritasının önemli noktalarını oluşturmaktadır.
Pakistan ile Hindistan arasındaki su anlaşmazlığı da önemli bir gerginlik oluşturmaktadır. İki taraf arasındaki Keşmir sorunu hâlâ çözülememiştir. İngiliz sömürgesinin 1947’de bölgeden çekilmesi sonrasında coğrafya ikiye bölününce su kaynakları da bölünmüştür. Keşmir’in jeo-stratejik konumu yanında, bir başka hayati önemi daha vardı; alt Kıta’ya hayat veren su kaynaklarının buradan kaynaklanması ya da buradan geçmesi. Bu durum her iki ülke için de yaşamsal önemi haizdi. Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah “‘Keşmir bizim şah damarımızdır’ demişti. Bu sözün derin anlamı bugün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Günümüzde “Nükleer Parlama Noktası” olarak tanımlanan Keşmir, son dönemde su krizini de tetiklemiştir.
KANLI “BÖLÜNME” SONRASI İLK GERÇEK UZLAŞMA
Coğrafyanın bölünmesi ile su krizi de baş göstermiştir. Başından beri yukarı havza ülkesi olan Hindistan 1948’den itibaren suyu bir baskı enstrümanı olarak kullanmış ve kullanmaktadır. İlerleyen dönemlerde, Dünya Bankası araya girmiş, 1950’den 1960’a kadar 10 yıl süren müzakerelerin ardından iki ülke “İndus Sularını Paylaşım Anlaşması’nı” imzalamıştır.
Dünyanın en iyi su paylaşım anlaşmalarında biri olarak gösterilen bu anlaşma kanlı bir ‘bölünme’ sonrası iki taraf arasındaki ilk gerçek uzlaşma idi. Burada “kanlı” bir bölünme derken, iki ülkenin bölünmesi esnasında demografik yer değiştirmelerde, birçok kaynağa göre hayatını kaybeden 500 bin ila bir milyon kişiden bahsediyoruz.
Anlaşma gereği Doğudaki Beas, Ravi ve Sutlej nehirlerinin kontrolü yüzde yüz Hindistan’a, Batı’daki İndus Nehri ve iki kolu Chenab ve Jhelum Pakistan’a bırakılmış ama Hindistan’a ‘tüketim dışı, elektrik üretimi ve tarım amaçlı, sınırlı, su kullanma izni’ de verilmiştir.
PAHALGAM SALDIRISI DÖNÜM NOKTASI OLDU
İyi niyetle devam edilse İndus Su Anlaşması diğer sorunların çözümü için bir başlangıç teşkil edebilirdi. Yine de Hindistan ile Pakistan arasında devam eden gerginlik ve savaşlara rağmen Anlaşma 1999’a kadar ayakta kaldı. 1990’lı yıllarda Hindistan’ın, Pakistan’ın itirazlarına rağmen barajlar kurmaya başlamasıyla sihir bozuldu. İlerleyen yıllarda, Hindistan anlaşmanın revize edilmesini de istemeye başladı.
Hindistan kontrolündeki Keşmir’in Pahalgam bölgesinde, 2025’te 26 kişinin hayatını kaybettiği silahlı saldırı iki ülke arasındaki su anlaşmazlığında bir kırılmaya da neden oldu. Pakistan bir dahlinin olmadığını savunup, bağımsız bir soruşturma çağrısında bulunsa da Hindistan Pakistan’ı suçladı ve İndus Suları Anlaşmasını “askıya” aldığını ilan etti. Hatta, bu iddiadan hareketle mayıs ayında Pakistan’a saldırdı ama bu sınırlı savaşta önemli bir hezimet de yaşadı.
SUYU ENGELLEME SAVAŞ SEBEBİDİR
Anlaşmanın askıya alınması Pakistan’ın sert tepkisine yol açtı, Pakistan “Su akışının engellenmesi savaş sebebidir” açıklamasını yaparak, konuyu Lahey’deki Daimî Arbitrasyon Mahkemesi’ne taşıdı. Lahey’deki Daimî Tahkim Mahkemesi 2026’nın ağustos ayı sonunda Pakistan lehine karar vererek, Hindistan’ın kararını hukuk dışı buldu, Hindistan’ın nehirler üzerindeki projelerine, Dünya bankası uzmanının 2027 Temmuz’unda vereceği rapora kadar kısıt getirdi. Mahkemenin konuyla ilgili yetkisinin bulunmadığını savunan Yeni Delhi kararı reddetti. Pakistan da muhtemelen 2027’nin temmuzunda verilecek Dünya Bankası uzmanının görüşünü bekliyor ama bu bekleme bir savaş ihtimalini azaltmıyor.
Gelinen nokta itibarıyla, Pakistan’ın, her seçeneği masada tutarak, suyla ilgili iddialarını uluslararası hukuk yoluyla sürdüreceğini, Hindistan’ın ise yukarı havza olma avantajını da kullanarak daha da dayatmacı bir boyuta evrilebileceğini söyleyebiliriz. Gelişen dünya şartlarında her iki ülkenin de kabul ettiği üzere, anlaşmanın revizeye ihtiyacı vardır. Ancak bu revize dayatma altında değil, müzakerelerle gerçekleştirilmeli, sonradan ortaya çıkmış güncel sorunlar da ele alınıp çözüme bağlanmalıdır.
Güzel örnekler göz önüne alınıp her tarafa zarar veren anlaşmazlık yerine iş birlikleri ve dayanışmalar sorunların çözümünde her iki taraf içinde uygun bir yol olarak gözükmektedir. İndus suları bölünmemeli aksine birleştirmelidir.