Şiddet okula kapıdan değil ekrandan giriyor: Yasak geldi peki yerine ne koyacağız?
04:00, 24/09/2026, Perşembe
Yeni Şafak

Arşiv.
Prof. Dr. Osman Çakmak / İstanbul Rumeli Üniversitesi / Maarif Platformu Başkanı
Yeni eğitim-öğretim yılı başladı, okullar açıldı derken bugün Manisa’dan gelen haberle, sabahları kapı önlerindeki beslenme çantası telaşının yerini yine kaygı aldı. Bu yılın takvimi bir yas defterine döndü. 2 Mart’ta Çekmeköy’de bir lise öğrencisinin bıçaklı saldırısında bir öğretmenimizi kaybettik. 14 Nisan’da Siverek’te eski bir öğrencinin silahlı saldırısında 16 kişi yaralandı. Ertesi gün Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda 8 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybetti, 13 kişi yaralandı. Aynı gün Tarsus’ta okula silahla gelen bir öğrenci son anda fark edildi.
Her olaydan sonra aynı sorular soruluyor: Kapıda güvenlik var mıydı, çanta arandı mı? Bunlar haklı sorular. Ama asıl soru hep dışarıda kalıyor: Bu çocuk o bıçağı eline almadan önce ekranda kaç bin kez şiddete alıştı? Dedektör bıçağı bulur, çocuğun içindeki boşluğu bulamaz.
Maarif Platformu olarak Türkiye Yazarlar Birliği, Uluslararası Sinema Derneği ve diğer paydaşlarımızla hazırladığımız Sanal Kuşatma ve Medya Krizi raporu bu tespitten doğdu. Çıkış noktamız şuydu: Çocuğu artık ne okul büyütüyor ne aile. Öğretmen haftada birkaç saat konuşuyor, ekran ise günde altı saat.
ŞEKERİ ALIRSAN ELMAYI VER
1 Kasım’da 15 yaş altı çocuklar için sosyal medya yasağı yürürlüğe giriyor. Avustralya bu yola bizden önce girdi, Fransa da giriyor. Yasak yerindedir. Fakat çocuğun elinden şekeri alıp eline bir elma vermezseniz, şekeri başka yerde bulur. Milyonlarca çocuğun gününde birkaç saat boşalacak ve bu boşluğu neyin dolduracağı kanunda yazmıyor, yazamaz da çünkü kanunun işi kapıyı kilitlemektir, odayı döşemek değil.
TERMOMETRE VAR, TEŞHİS YOK
Bu alanda ciddi emek harcandı: TÜİK ölçtü, TBMM riskleri saydı, Yeşilay sahada çalıştı. Elimizde hassas bir termometre var ama teşhis yok. Termometre ateşin 40 derece olduğunu söyler, niçin çıktığını söylemez. Bu çalışmalar “Çocuk kaç saat ekranda?” sorusuna cevap veriyor, “Niçin orada?” sorusuna vermiyor.
Raporumuzun ilk farkı, sebep-sonuç ilişkisini ters çevirmesi. Yaygın modelde ekran suçludur. Bizim modelimizde ise ekran, çocuğun içindeki aidiyet ve anlam boşluğuna yerleşen bir işgalcidir.
Boş kalan arsaya ya çöp dökülür ya da biri gecekondu kondurur. Şiddet de o arsaya kurulan gecekondulardan biri. Sözü dinlenmeyen, kendini görünmez hisseden genç, güçlü olduğu tek yeri ekranda buluyor. Orada kahraman silahlıdır. Oyunda ölen karakter bir tuşla yeniden doğar, okul koridorunda düşen öğretmen ise doğmaz. Aynı oyunu oynayan iki çocuktan birini ailesi tutuyor, öteki boşlukta tek başına kalıyor. Aradaki farkı cihaz değil, cihazın çevresindeki hayat belirliyor.
Bu tespit bir ümit kaynağıdır çünkü boşluk doldurulabilir. Mahalledeki spor sahası, bir atölye, bir STK ya da uğruna vakit harcanacak bir dava çocuğu ekrandan zorla koparmaz, ona ekrandan daha tatlı bir yer açar.
HER KURUMA KENDİ ADRESİ
Raporların çoğu “kurumlar eş güdüm içinde çalışmalı” cümlesiyle biter. Oysa adressiz mektup postacının çantasında kalır. Raporumuzun ikinci farkı, her kuruma ayrı bir görev yazması:
Aile Bakanlığı, anne babayı fişi çeken bir bekçi olmaktan çıkarıp çocuğuyla sohbet eden bir rehbere dönüştürmeli: RTÜK ceza kesen bir itfaiye gibi değil, iyi yapımı ödüllendiren bir hami gibi çalışmalı, Gençlik ve Spor Bakanlığı spor alanlarını mahalle ölçeğine indirmeli ve Kültür ve Turizm Bakanlığı da adındaki ilk kelimeyi hatırlamalı.
Listede alışılmadık iki kurum daha var. Diyanet’in kullandığı dil yenilenmeli, kâinat kitabı vaaza ve hutbeye girmeli. Millî Eğitim’de ise çocuk haftada bir saat din dersi, yirmi küsur saat fen dersi görüyor. Fen kitabı kâinatı “kendiliğinden oluştu” diye anlatırsa, o bir saatin düzeltebileceği pek bir şey kalmaz. Bir mektubun mürekkebini tarif etmek ayrı bir iştir, bu tariften “yazan yok” sonucunu çıkarmak ayrı. Biri kâinatı sahipsiz, öteki sahibi kâinatsız anlatınca aradaki boşluğa ekran yerleşiyor.
MUTFAĞA KİM BAKACAK?
Mevcut tedbirlerin hepsi talep tarafında: Çocuğu koru, süreyi kıs, yaşı doğrula. Raporun üçüncü farkı, arz tarafına bakması: Bu içeriği kim üretiyor, onu üreten insanı kim yetiştiriyor?
“Nitelikli iş satmaz” diyen sektör, menüye hiç kuru fasulye koymadan “Millet ev yemeği sevmiyor” diyen lokantacıya benziyor. Türkiye dünyanın önde gelen dizi ihracatçılarından biri. Eksik olan kapasite değil, istikamet. Aynı nehir değirmeni de döndürür, köyü de basar. Hangisini yapacağını yatağının yönü belirler.
Son Söz Yerine
Aile, okul, cami, mahalle ve yapımcı aynı kazanın başına geçmedikçe tek tek alınan tedbirler sonuç vermez. Sıradaki adımımız, gençlerdeki anlam ve aidiyet duygusunu sahada ölçmek ve önerilerin yanına bütçe, takvim ve gösterge eklemek.
Bir aleti yasaklamak kolaydır. Kökleşmiş bir alışkanlığı ise ancak daha güzel bir alışkanlıkla değiştirebilirsiniz. Çocuklarımızı kaybetmiş değiliz, onları geri çağıracak sesi bulacağız. Kasıma kırk gün kaldı. Konuşmamız gereken, yasağın nasıl uygulanacağından çok, yerine ne koyacağımızdır.
Rapor:maarifplatformu.com/sanal-kusatma-ve-medya-krizi-dijital-tehditler-ekranin-kurtulusu-ve-cozum-yollari/