Balkanlar’daki inanç mühendisliğine karşı: Hacıbektaş deklarasyonu

Edi Rama

Büşra Bağdat Okursoy/Doktorant, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın başkent Tiran’da Vatikan benzeri egemen bir “Bektaşi Devleti” kurma planı, uluslararası diplomasi ve dinler tarihi açısından oldukça kritik bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Sözkonusu girişimin arka planı incelendiğinde, meselenin basit bir dinsel özgürlük ya da hoşgörü projesi olmanın çok ötesine geçtiği görülmekte, sürecin aktörleri, zamanlaması ve medya ayağı yan yana getirildiğinde ise projenin, Orta Doğu ve Balkanlar hattında Türkiye’nin tarihsel ve manevi nüfuzunu zayıflatmayı hedefleyen stratejik bir girişim olduğu öngörülmektedir.

Bu inanç mühendisliğine en net ve gecikmeyen yanıt, Bektaşiliğin tarihsel ve manevi kalbinden, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinden gelmiştir. Türkiye ve Balkanlar’ın önde gelen Bektaşi temsilcileri, akademisyenleri ve dervişlerinin katılımıyla eylül ayında gerçekleştirilen “Tarihten Günümüze Anadolu ve Balkanlar’da Bektaşilik” forumu, inanç üzerinden yürütülmek istenen ayrıştırma operasyonuna karşı tarihi bir duruş sergilemiştir.

BALKANLAR’DA NÜFUZ ARAYIŞI

Analizin başında altını çizmek gerekir ki; Türkiye Cumhuriyeti ile Arnavutluk Devleti ve Başbakan Edi Rama arasındaki siyasi, ekonomik ve stratejik ilişkiler oldukça güçlü, köklü ve dostanedir ıştığı bu devletleşme fikri, ne yazık ki dış aktörlerin manipülasyonuna son derece açık bir zemin yaratmıştır. Burada hedefin doğrudan Arnavutluk devleti veya halkı olmadığı; aksine, Arnavutluk’un jeopolitik konumu ve tarihi mirası kullanılarak, Türkiye ile Balkanlar arasındaki 600 yıllık bağın kesintiye uğratılmasının hedeflendiği düşünülmektedir.

İSRAİL BASININA VERİLEN DEMEÇLER

Sürecin kırılma noktası, söz konusu projenin müstakbel lideri olarak gösterilen Baba Mondi’nin (Edmond Brahimaj) İsrail medyasına verdiği demeçlerdir. Baba Mondi’nin “Kendimi İsrail halkının kardeşi olarak görüyorum” yönündeki açıklamaları ve Siyonist yönetime açık politik yeşil ışık yakması, bu projenin hangi jeopolitik eksen tarafından sahiplenildiğini gözler önüne sermiştir. İsrail’in, Gazze’de ve Orta Doğu’da yürüttüğü yayılmacı ve agresif politikalara karşı en sert, en tutarlı tepkiyi veren Türkiye’yi diplomatik ve kültürel alanlarda kuşatma arzusu bir sır değildir.

Bu bağlamda; Tiran merkezli kurulmak istenen yapay bir “mikro devlet” projesinin, Bektaşilik inancını köklerinden kopararak Anadolu coğrafyasındaki tarihsel merkezinden uzaklaştırma amacına hizmet ettiği akla gelmektedir. Bu durum, İsrail ve Batı merkezli güç odaklarının kontrol edebileceği “siyasi bir enstrümana” dönüştürme çabasını barındıran bir ayrıştırma projesi niteliğindedir. Nihayetinde, Tiran’da kurulacak zayıf bir yapının korunaklı bir “diplomatik üs” işlevi görerek taşeronluk riski taşıdığı da aşikardır.

İRFAN GELENEĞİ DEVLETLEŞEMEZ

Arnavutluk üzerinden yürütülen bu operasyona karşı Türkiye ve Balkanlar’daki Bektaşi temsilcileri Hacıbektaş’ta bir araya gelerek tarihi bir duruş sergilemiştir. Konferansta; Bektaşiliğin sınırları belirlenmiş bir toprak parçası veya bürokratik bir devlet mekanizması değil, özü itibarıyla bir insanlık öğretisi olduğu ve mikro devlete indirgenemeyeceği vurgulanmıştır. Tiran’da yapay bir “papalık benzeri” hiyerarşi oluşturulmasının inancın kendi iç geleneklerine aykırı olduğunu belirten temsilciler, Anadolu ile olan sarsılmaz bağların altını çizmiştir. Böylece, İsrail basını üzerinden yürütülen meşrulaştırma çabalarına ve Türkiye’nin Balkanlar’daki yumuşak gücünü kırmaya dönük ayrıştırıcı hamlelere karşı tek bir ses olarak ortak tavır konulmuştur.

Ankara ile Tiran arasındaki güçlü müttefiklik ilişkileri korunurken, bu tür “inanç mühendislikleri” hususunda Arnavutluk yönetiminin son derece basiretli davranması elzemdir. Nitekim, Hacıbektaş’ta verilen yanıt, Bektaşiliğin siyasi emellere, jeopolitik oyunlara ve yapay sınır hatlarına sığdırılamayacak kadar büyük bir umman olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.