Erdem Dönmez
Modern Türk edebiyatı tarihinin süreli yayınlarla başladığı sıkça tekrar edilen bir gerçektir. 1859’da özel bir gazetenin kurulması; tenkit fikrini, kamuoyu düşüncesini, demokratikleşme faaliyetlerini ve nesir tarzını da beraberinde getirir; özellikle modern insanın ve türlerin miladı olarak gazetenin doğuşu kabul edilir. Hal böyleyken yeni Türk edebiyatı tarihinin de süreli yayınlarda şekillendiğini söylemek pek abartı olmaz. Edebiyat eleştirisi, düşünce ve türler tarihi alanları için son derece verimli kaynaklar olan süreli yayınlarınlar, eserlerin, yazarların, kültür ve edebiyata dair tartışmaların ilk görünürlük kazandığı alanlardır. Bu özellik, süreli yayınlara edebiyatın gündemini belirlemek gibi büyük bir işlev yüklerken diğer taraftan söz konusu periyodikler, tarihsel süreçte unutulmuş, ihmal edilmiş yazar ve eserlerin, edebiyata dair meselelerin de yaşayan kaynağı konumundadır. Edebiyat araştırmasını sadece kitap olarak basılmış kaynaklara dayandırmak, edebiyat tarihinin esaslı bir kaynağını ihmal etmek anlamına gelir ki söz konusu ihmal, edebiyat araştırmalarını kısır bir döngüye mahkûm eder. Gazete ve dergilerde yayımlanan edebi metinler zamanla kitaplaşıp bütünlüklü şekilde okurun dikkatine sunulsa da kitaplaşmayıp kütüphanelerde gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen pek çok tür ve tartışmanın araştırmacısını beklediği söylenebilir. Elbette söz konusu araştırmanın büyük bir sabır ve dikkat gerektirdiğini de vurgulamak gerekir.
Çalışma azmine son yıllarda arka arkaya neşrettiği edisyon ve telif kitaplarla şahit olduğumuz Selçuk Atay, uzun süre kütüphane tozu yutarak, İstanbul-Ankara arası mekik dokuyarak bahsi geçen süreli yayın çalışma zahmetini göze alan araştırmacılardan. Cumhuriyet’in yüzüncü yılı münasebetiyle beş cilt olarak yayına hazırladığı Anketler/Soruşturmalar Işığında Türk Edebiyatının İç 100’ü adlı çalışmasında Atay, 1920-1980 arasında yayımlanan yüzlerce sayı ve binlerce sayfa gazete/dergiyi tarayarak yüz edebiyat anketini bir araya getirdi. Böylesine hacimli ve geniş bir ekip gerektiren çalışmayı Atay’ın tek başına üstlenmesinin yanı sıra her bir cildin ayrı bir konuyu merkeze alacak şekilde tasnif etmesi de çalışmanın ne ölçüde emek mahsulü olduğunu ortaya koyuyor. Bir bilimsel çalışmanın tespit-tasnif-tahlil çizgisinde geliştiği dikkate alındığında Selçuk Atay’ın ilk iki aşamayı araştırmacılara hazır şekilde sunduğu, söz konusu anketleri merkeze alarak yapılacak çalışmalara büyük kolaylık sağladığı söylenebilir.
BÜYÜK BİR DERLEME
Çalışma, sıklıkla birbiriyle karıştırılsa da röportajdan farklı bir tür olan anket türünü esas alıyor. Süreli yayınlarda neşredilip daha sonra kitaplaştırılan anketleri çalışmanın dışında tutan Atay, tespit ettiği soruşturmalardan yüz tanesini “edebi eserin, devrin edebi zihniyetinin veya sanatkârın biyografisine katkı sağlayabilme” şeklinde bilimsel bir ölçütle sınırlandırıyor. Bir konu etrafında farklı kişilere sorulan sorulara verilen cevaplardan oluşması dolayısıyla röportajdan ayrılan anket türü, ele alınan meselenin aynı anda çok yönlü şekilde değerlendirmesine imkân sağlıyor. Doğrudan süreli yayınlara bağlı kalma gibi bir zorunluluğu olmasa da Türk edebiyatında gazete ve dergi dışında fazla varlık gösteremeyen anket türünün bu dağınık görünümü, Atay’ın marifetiyle ortadan kalkıyor. Böylelikle bir neslin, şahsın, eserin ve edebi bir meselenin/tartışmanın kendinden önce ve sonra uyandırdığı akisleri gerçekçi bir şekilde gösteren, kendisine soru yöneltilen sanatkârın en saf görüşlerini ilk elden okuyucuya sunan anket türü, edebiyat tarihi çalışmaları için son derece verimli bir kaynağa dönüşüyor. Elbette, 1980’lere kadarki basım-yayın imkânlarının teknik kısıtlılığı dikkate alındığında elde edilen bu özelliğin zaman zaman sübjektif ve tartışmaya açık veriler içerdiği de dikkatlerden kaçmamalı. Öyle ki yazarların eleştirilerinde yer yer üslubu bozmaları, eleştiriyi hakarete vardırmaları da söz konusu. Böyle de olsa soruşturulan meseleye dair ilk tepkilerin açığa çıkması, sonrasında bu tepkilere ne derece riayet edilip edilmediği de anketleri araştırmacılar için son derece etkili bir kaynak haline getiriyor. Atay, belli bir düzende tasnif ettiği anketleri notlandırma zahmetine de girişerek ele alınan meselenin farklı mecralarda yahut gelecekte nasıl etkiler uyandırdığını, soruşturmada geçen eser ve şahısların bilgisini notlar vasıtasıyla okuyucunun dikkatine sunuyor. Ayrıca, ele alınan mevzuyla ilgili yapılan çalışmaların bilgisi de notlarda belirtiliyor.
HER CİLT AYRI BİR KONUYU İÇERİYOR
Çalışma, beş ciltten oluşuyor ve her bir cilt farklı bir meseleyi ele alan anketleri içeriyor. Ayrıca çalışma boyunca yararlanılan anketler de ciltlerin başında alfabetik sırayla veriliyor. “İnsan” başlıklı birinci cilt, sanatçıların insani yönlerini ele alıyor. Kendi içinde “Sanatkâr ve Halleri” ile “Sanatkâr ve Aşkı” şeklinde iki alt başlığa bölünen ilk cilt; sanatkârın gündelik yaşantısı, sevinç, hüzün ve öfkesinin kaynağı, sanatla maddiyat arasındaki ilişki gibi son derece yalın meseleler bağlamında gerçekleştirilen anketlerden oluşuyor. Edebiyat eleştirisinde ve tarihinde yer bulamayacak cevapların anket ortamının sağladığı samimiyette ortaya konması, sanatçıların insani yönlerinin ve kişilik özelliklerinin anlaşılmasına imkân sağlıyor. Ayrıca “Sanatkâr ve Aşkı” bölümündeki kadın, aile, ev gibi bireyden topluma açılan meselelere dair görüşler, edebiyat sosyolojisi için de önemli bir kaynağa dönüşüyor.
“Dönem” başlıklı ikinci ciltte anketlerin yapıldığı döneme dair detaylar ele alınıyor. Edebiyat tarihi çalışmaları için son derece verimli bir araştırma sahası olacak bu ciltte soruşturma kapsamındaki yazarların edebiyat devirlerini nasıl tasnif ettiği, nesillerin oluşumuna hangi açıdan baktığı, dönemlendirmeleri ne ölçüde kabul ettiği açığa çıkıyor. “Dönem” başlıklı cildi değerli kılan bir diğer husus ise edebiyat tarihine dair meselelerin araştırmacılardan ziyade doğrudan bu tarihin kurucuları olan sanatkârlar tarafından tartışılması. Bu kapsamda edebiyatçılara yöneltilen “Edebiyatımız Ne Halde?”, “Bizde Edebiyat Akademisine Gerek Var mıdır, Yok mudur?”, “Yeni Bir Edebiyat ve Yeni Bir Edebi Zümre Var mıdır?”, “Türk Edebiyatının En Büyük Eksiği Nedir” gibi sorular aracılığıyla dönemin sanatkârlarının hem güncel edebiyata hem de edebiyat tarihine dair değerlendirmelerine yer veriliyor. “Eser” başlıklı üçüncü bölümdeyse tarihsel perspektif eser değerlendirmeleri üzerinden sürdürülüyor. Soruşturmalara katılan yazarların Namık Kemal, Mehmed Akif, Tevfik Fikret, Yahya Kemal, Orhan Veli, Nazım Hikmet, Abdülhak Hamid ve Kemal Tahir gibi edebiyatın önde gelen isimleri hakkında görüşlerini içeren bu bölümde söz konusu isimlere yönelik karşıt bakış açıları ortaya konuyor. Burada karşılaşılan karşıtlıkların arka planındaki etkenler de dönemin sanat ve edebiyat algısını göstermek bakımından hayli dikkat çekici yorumlar içeriyor. Aynı ciltte yer alan “Sanatkâr ve Eseri” başlıklı bölümde ise anketlere cevap veren yazarların gelecek yıllara dair planları, kendilerini nereye taşımayı hedefledikleri, ileriki dönemlerde nasıl yazmaya niyet ettiklerine dair ayrıntılara yer veriliyor. Bu kısımda sanatkârların biyografilerine dair tarih kitaplarında rastlanılmayan ayrıntılar, dönem değerlendirmeleri için oldukça verimli kaynağa dönüşüyor.
Çalışmanın dördüncü cildindeki anketler “Düşünce” üst başlığında bir araya getirilmiş. Edebiyatın aynı zamanda bir milletin düşünce tarihinin göstergesi olarak algılanmasına destek sunan bu bölümde sanat-politika ilişkisi, edebiyatın yüklendiği toplumsal/siyasal misyonun ölçütü, savaş ortamında edebiyatın işlevi gibi meseleler farklı geleneklerden beslenen ve karşıt hassasiyetler benimseyen yazarlarca gündeme getiriliyor. Bu bölümde özellikle “Gazi’nin En Büyük Eseri Nedir?” sorusuna verilen cevapların hacimce diğer anketlerden geniş yer tuttuğu, bu bağlamdaki farklı görüşlerin edebiyat-ideoloji ilişkisine dair farklı görüşleri içerdiği söylenebilir. “Dil ve Poetika” başlıklı son ciltte ise edebiyatın daha çok estetik yönü ele alınıyor. Dilin işlevi, harf inkılabı ve dilde sadeleşme meselelerinin geniş boyutta ve sıcağı sıcağına tartışıldığı soruşturmaların yanı sıra edebi türlerin poetik bağlamda açılımları, bu türlerin yüklendiği biçim ve içerik fonksiyonları sanatkârların nazariyesinde değerlendiriliyor. Ayrıca hece-aruz tartışmaları, edebiyat-gelenek ilişkisi, yeni edebi ekoller, klasikler, sanatta ekollerin işlevi gibi konular, “Dil ve Poetika” çerçevesinde ele alınan meseleler arasında.
Son olarak çalışmada süreli yayınlarda neşredildiği şekliyle sanatkârların el yazılarının, resimlerinin ve imzalarının da orijinal biçimde okura sunulduğunu da ekleyelim. Bu haliyle çalışmanın arşiv niteliği üstlendiği de söylenebilir.