Ecevit ahir ömründe Vahdettin'in hain olmadığına ilişkin bir cümle sarfetmişti de, bir hayli üzerine gitmişti resmî tarih koruyucuları. Şimdi Ayşe Kulin Everest Yayınları'ndan neşredilen yeni romanı Veda'nın söz konusu içerikle ve korsana karşı önlem olarak ilk kez "mavi mürekkep" baskısıyla kendinden söz ettirecek gibi görünüyor. Bir taraftan "Veda"yı okurken, diğer taraftan Ayşe Kulin'in verdiği röportajları takip ettim. "Resmî tarihten bana gına geldi" diyerek açık yüreklilikle konuşan Kulin, "Açıkça söylemek gerekir ki, resmî tarih doğru değil" ifadesiyle, tarihçilerin tarihi gerçekleri saptırma sorumsuzluğuna vurgu yapıyor.
Neredeyse, iki yıldır işgal altındaki İstanbul'un Beyazıt semtinde bir konak... Osmanlı Devletinin uzun yıllara yayılan hatalarının bedelini çok ağır şartlarda ödemeye başladığı bin dokuz yüz yirmili yıllar...
Kulin'in anne tarafından büyük dedesi olan Maliye Nazırı Ahmet Reşat Bey, eğitimli, zarif, içi dışı bir, iyi aile terbiyesi almış, dürüst, sorumluluk sahibi bir karakter. Hiç laf anlamayan yaşlı teyzesi Saraylıhanım ve karısı Behicanım (Behice Hanım) arasında bunalıp kalmış Ahmet Reşat Bey... Bütün tartışma konakta kaçak olarak kalan eski İttihatçı, yeni Millici yeğeni Kemal'den kaynaklanmaktadır. Önce İttihatçılara taraf olan sonra da onlara sırt çevirdiği için hem İttihatçıların hem de karşıtlarının nezdinde suçludur "İttihatçı" yeğen Kemal, diğer lakabıyla "Bizim Reşat'ın it Kemal"i. Hürriyet aşığı Kemal, İttihatçılarla arasında derin uçurumlar açmıştır açmasına ama adı bir kere İttihatçıya çıkmıştır. Hatta o kadar ki, sırf İttihatçılardan uzak kalmak için (rivayete göre) 90 bin insanın öldüğü Sarıkamış'a gönüllü olarak gitmiş, oradan "verem" illetine yakalanarak dönmüştür. Sarıkamış macerası Kemal'in hem bedeninde, hem de ruhunda onulmaz yaralar açmıştır ve artık "rengi mum gibi, gözleri kan çanağına dönmüş, elleri titreyen, battaniyelere sarılı bir enkaz"dır. Kemal evde iyileşememektedir ve bütün tartışmalar bu yüzden çıkmaktadır. Her iki kadın da farklı sebeplerden dolayı Kemal'in hastaneye gönderilmesini ister. Saraylıhanım teyze tedavi olsun diye, Behicanım ise çocuklarına verem bulaşacağı korkusuyla dırdır etmektedir.
Bir tarafta Ahmet Reşat'ın vicdanının sokağa atmaya müsaade etmediği, iyileşene kadar çatı katında saklayarak tedavi ettirdiği yeğeninden kaynaklanan konak içi tartışmalar, diğer tarafta hiçbir çare bulunamayan memleketin kargaşası, Osmanlı halkının bitmeyen acıları... Zamanla acılar, kederleri de kanıksanır, mutluluğun kanıksandığı gibi. Kader, savaşı gündelik hayatın bir parçası kılar sonunda. Savaşa, hatta işgale alışıp hayata devam etmekten başka çare yoktur...
'Veda-Esir Şehirde Bir Konak'ta Ayşe Kulin, Osmanlı Devletinin son günlerinde "esir şehir"deki bir konakta yaşananlardan yola çıkarak o dönemin panoramasını çıkarıyor. Romanda, her şeye rağmen padişaha ve çökmekte olan imparatorluğa bağlı kalmak isteyen son Maliye Nazırı'nın trajik öyküsüne tanık oluyoruz.
Maliye Nazırı Ahmet Reşat Bey'e göre, "Sultan Vahdettin bugüne kadar gelmiş geçmiş sultanların çoğundan daha kötü değildi. Kötü olan zavallının kaderiydi. Bu uğursuz işgal onun saltanat devrine denk gelmiş"ti. Zira o günlerde nelerin yaşandığını bilmeden kimseyi hainlikle suçlamamak gerektiğini, Kulin, dedesi Ahmet Reşat'ın, doğup büyüdüğü, ait olduğu toplumsal çevre ile ve Vahdettin gibi yabancı bir gemiye binip giderken oluşan düşünceleriyle anlatıyor. Onca tahsili, imparatorluğun üç kıtasında emeğini cömertçe akıttığı memuriyeti, pek önemsediği liyakat nişanları ile birlikte Ahmet Reşat da gitmiştir, tıpkı birkaç gün öncesinde bir İngiliz muhribiyle "vatan haini" damgasıyla suçlanarak giden sadakatle bağlandığı Sultanı gibi..
Oysa ne o suçludur, ne onunla birlikte aynı gemiye binerek kaçan kabine üyeleri ve ne de Sultan. "Yüzlerce yılın birikmiş hatalarını zayıf omuzlarına tek başına yüklenmiş olan bir zavallıydı Vahdettin. Yüzyılın talanı, dolanı, rüşveti, cehaleti, oburluğu, kayırmacılığı, din adına yapılan binlerce hata ve Avrupa Devletlerinin arsız iştihası Vahdettin'in elinde patlamıştır, hem kendini hem etrafını yakarak..."
Roman aslında devam edecekmiş de yarım kalmış hissiyle bitiyor. Kulin'in açıklamalarından öğreniyoruz ki, bu aslında 3 kitaplık bir nehir roman dizisinin ilk kitabıymış. İlk romanda dedesinin hayatıyla birlikte Osmanlı'nın çöküşünü ve saltanatın bitişini anlatan Kulin, ikinci kitabında kendi doğumunu, üçüncüsünde ise şu yaşadığımız zamanları anlatacakmış. Ayşe Kulin'in "Veda"sı, Ahmet Reşat Bey karakteri nedeniyle bir hayli tartışılacak bir roman. Ne Osmanlı'yı yüceltenleri, ne de onlara "hain" deyip işin içinden çıkmak isteyenleri memnun etmeyeceği ortada. Edebi kalite açısından ise Kulin'in romanları zaten oldum olası tartışma dışı bulunuyor. Bakalım, edebiyat eleştirmenlerinin büyük bir ihtimalle yine görmeyecekleri 'Resmi Tarihe Veda' için tarihçiler ve okurlar ne diyecekler.