Davası büyük adam: Necip Fazıl

Necip Fazıl Kısarükek üzerine yazılmış çok kıymetli bir çalışma olan “Necip Fazıl ve Büyük Doğu” kitabı Büyüyenay Yayınları arasında okurla buluştu. Suat Ak, kitapta Necip Fazıl’ın büyük davasına ve onun yalnızlığına dikkat çekiyor.

Yeni Şafak Haber Merkezi

SELÇUK KARAKILIÇ

Necip Fazıl'ın Örümcek Ağı (1925) ve Kaldırımlar (1928) adlı şiir kitapları yayımlandığı zaman Türk şiiri büyük bir imparatorluğun enkazı altında kalmış ve derin kültürel krizlerin eşiğinde ses vermeye çalışıyordu. 1920'lerde Millî Mücadele kazanılmış, vatan toprakları işgalden kurtarılmıştı ancak yönetim eliti çarpıştığı Batı'yla dirsek teması kurmaya çalışıyordu. O günlerde şair, yazar veya fikir adamlarının pek çoğu pozitivist bir düşünceye hâkimdiler ve ulus devlet inşasında ya taraf olmayı veya sessiz kalmayı tercih etmişlerdi.

Oysa Necip Fazıl korkunç zekasının kabına sığmayan kıvılcımlarıyla kaynayıp duruyor, “ben”lik duygusuyla adeta içinde fırtınalar kopuyordu. Öyle ki, 1926'da yazdığı “Yunus Emre” isimli şiirinde “Medet ey dervişim Yunus'um medet” diyecekti.

RUHUNU YİTİRMİŞ BİR CEMİYET

Kaldırımlar yayımlandığında önemlice bir tepkiyle karşılaşan Necip Fazıl, bu şiiriyle aslında “kaldırımlarda geceleyen, evsiz barksız bir sınıfı” değil aksine “ruhunu yitirmiş bir cemiyette yalnız yaşayan, devamlı kriz içinde olan entelektüelin” hikâyesini yazmıştı. Kaldırımlar'ın manasını henüz anlamayan ancak Türk şiirine getirdiği yeni ve orijinal bir sesi de görmezden gelemeyen Varlık dergisinin kurucularından Yaşar Nabi, “Bir mısraı bir millete şeref verecek şair” diye alkışlamıştı.

Necip Fazıl 1934'te Abdülhakim Arvasi ile tanışınca hayatı büsbütün değişmiş, eskiye ait ne varsa bırakarak yeni bir bayrak açmıştı. Bu tarihten sonra eski yol arkadaşlarının Necip Fazıl için buldukları isim ilginçtir: “Süper Mürşid!”

Hiç kuşkusuz Necip Fazıl 1934'ten sonra ruhunda kopan fırtınaları dindirecek bir liman bulmuşsa da kavganın tek tarafı hatta bizatihi aktörü olacaktır. Aksiyoner mizacı ve korkunç zekâsıyla İslâm dâvâsını üstlenen Necip Fazıl'ın bu tarihten sonra başına gelenler onlarca filme, kitaba, piyese konu olabilecek boyutta olmasına rağmen enikonu bir eser çıkmamıştır. Necip Fazıl'ın bırakınız entelektüel biyografisini adamakıllı biyografisi bile yazılmamış olması “meraksızlığın ve ciddiyetsizliğin” göstergelerindendir.

BİR DÖNÜM NOKTASIDIR

Fransa-Cezayir Savaşı'nda Fransızların baskı ve zulümlerini çok sert ifadelerle eleştiren ve Fransız kamuoyuna korkusuzca aktaran Sartre'ı Fransa Devlet Başkanı De Gaulle şikayet ederler. De Gaulle'in verdiği cevap hakiki ve büyük bir devlet adamının sanatkâra ve düşünüre verdiği paha biçilmez kıymeti göstermektedir:

“Ne diyorsunuz siz”, der, De Gaulle, “Sartre Fransa'dır”.

Rusların büyük şairlerinden Mayakovski'nin askere alınmamasına kızan bazı aydınlar bir gün Lenin'e bu durumu şikayet ettikleri zaman aldıkları cevap en az De Gaulle'ün verdiği cevap kadar nefistir. Lenin bu şikâyeti şu müthiş cümlelerle bertaraf eder: “Postallarımıza altın kabaralar çakacak kadar zengin değiliz”.

Hiç şüphesiz ki, Necip Fazıl, söylem ve eylemleriyle Cumhuriyet tarihinde bir dönüm noktasıdır; yani Türkiye'dir. 1934'ten sonra şair kimliğini biraz gerilerde bırakarak yönetim elitine ciddi itirazlarda, eleştirilerde bulunmuştur. Bu yüzden Kaldırımlar şairi Necip Fazıl'ın istikamet değiştirmesini eski yol arkadaşları ve yönetim eliti kabullenememişlerdir. Büyük Doğu dergisinin çıkmasıyla beraber Necip Fazıl'ın dramatik hayat hikâyesi de başlamıştır denilebilir.

Necip Fazıl gibi cins bir kafayı sırf düşündüklerinden, yazdıklarından ötürü yıllarca hapishanelerde süründüren, ona hayat hakkı tanımayan bir zihniyeti düşününüz, bir de De Gaule ve Lenin'in sanatkârı kollayan üstün vasfını bir kenara yazınız. Batı'nın bu iki kanlı diktatörü kendi sanat adamına nasıl yaklaşmış biz nasıl bakmışız? Asıl sorgulanması gereken bu değil midir?

DAVASI ÜZERİNE BİR KİTAP

Necip Fazıl hayranlarından Suat Ak, onun bu “yalnızlığını” dikkate değer bir çalışmayla gözler önünde serdi:

Necip Fazıl ve Büyük Doğu üst başlığıyla yayımlanan kitabın alt başlığı daha manidardır:

Sosyal, Siyasî Mücadele Tarihi.

Suat Ak yeni kitabında, Necip Fazıl'ın mücadele tarihini derinlemesine inceliyor. Olayların başlayışı, süreci ve nasıl sonuçlandığını belgeleriyle ortaya koyan Ak'ın Necip Fazıl ve Büyük Doğu'su birkaç yönden dikkat çekicidir:

Kitapta, şair ve sanatkar kimliğinden ziyade aksiyoner bir dava adamı olan Necip Fazıl'ın Büyük Doğu Cemiyetini kuran, dergi ve gazete çıkaran bu yüzden hakkında davalar açılan, mahkemelerde derdini anlatamayınca Anadolu'ya giderek şehir şehir dolaşan Necip Fazıl'ın politik fotoğrafı çekilmektedir.

Kitabın yazarı Suat Ak, kitabı neden yazdığını anlatırken şöyle diyor:

“Fikri karakteri ve sosyal-siyasî mücadelesindeki derinlik sebebiyle Necip Fazıl Kısakürek'in “siyasî biyografisi”nin anlatımı 'gerçek muhalefet' konusunda bir tartışma alanı açar mı bilmiyorum; ancak Necip Fazıl gibi bir sanat ve fikir adamını tanımaya, anlamaya, eserlerini okumaya ve mücadelesini tartışmaya yönelik bazı dikkatler oluşturabilme çabasının da hayli önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü ancak bu takdirde bizleri izahsız bir hayranlığa yahut gerekçesiz bir reddiyeciliğe sürükleyen hissi tavırlardan kurtulabiliriz”.

Necip Fazıl'ın fikirlerinden beslenen Suat Ak'ın bu objektif ve soğukkanlı ifadeleri ne kadar sahici ve ne kadar dikkate değerdir.

“Bizleri izahsız bir hayranlığa yahut gerekçesiz bir reddiyeciliğe sürükleyen hissi tavırlardan” kurtulmamız için önce okumak, düşünmek gerekmez mi?

Necip Fazıl Kısakürek, halefsiz ve selefsiz bir üslup sahibi, cins bir kafaydı. Şairlikten düşünürlüğe evrilen hikâyesini anlamak için Suat Ak'ın bu önemli kitabına başvurmak gerekiyor.

http://image.piri.net/resim/imagecrop/2016/06/07/11/09/resized_2063f-c9d548b4necipfazilkitapkapak.jpg

• • •

Necip Fazıl ve Büyük Doğu (Sosyal, Siyasî Mücadele Tarihi)

Suat Ak

Büyüyenay Yayınları

Mayıs 2016

384 sayfa