Dünya çiçekçiliğinin tohumları bizden

“Türkiye, endemik bitkiler açısından oldukça zengin, dünyada sadece bizim floramızda olan endemik bitkiler var” diyen Çiçek Tasarımcısı Zeynel Özmen, geçmişte Akdeniz ve Karadeniz’de turist kılığında gezen botanikçilerin topladıkları çiçekleri laboratuvarlarda inceleyerek kendi anavatanları dışında üretilebilir hâle getirdiklerini söylüyor. Özmen, “Dünyanın neresinde kendi anavatanında yetişen hangi bitkiyi görüyorsanız görün %99’una yakını üretiliyor” diyor.

Latife Beyza Turgut
Zeynel Özmen

Her meslekte olduğu gibi çiçekçilik de bazen bir aile mirası gibi yeni nesile aktarılıyor. Antalyalı çiçekçi bir ailenin oğlu olan Çiçek Tasarımcısı Zeynel Özmen, bu aile mesleğini çok daha ileriye taşıyor. Ezber bozan tasarımlarıyla bazen en özel günlerin, şık davetlerin sofralarını süslüyor bazen taptaze mevsim çiçeklerini bir moda defilesinde modellerin saçlarına konduruyor. Marginal Flower’ın kurucusu Zeynel Özmen ile bu mesleğe nasıl adım attığını, çiçekçilik sektörünün abc’sini konuştuk.

- Türkiye’de çiçekçilik hikâyesi bir aile mesleği olarak mı başlıyor?

Türk çiçek sektörünün tarihine baktığımızda, hem üreticilerin hem de çiçekçiliğin kesinlikle bir aile mesleği olduğunu söyleyebiliriz. Rahmetli Atatürk’ün Sabuncakis ailesini Yunanistan’dan Pera’ya davet etmesi ve burada ilk çiçek dükkânının açılması, Rumlar tarafından olmuştur. Ardından Ermeni ve Musevi vatandaşlarımız ağırlıklı olarak Pera bölgesinde çiçekçi dükkânlarını açmışlar. Bu hızla ilerliyor, çiçekçilerin sayısı çoğalıyor.

- Türkler bu sektöre nasıl dahil oluyor?

O dönemde Sivas, Erzincan ve Antalya’dan gelen büyüklerimiz de onların yanında çırak olarak çiçekçilik sektörüne adım atmışlar. Bir kısmı da Çiçek Pasajı’nın içinde veya önünde kiraz ağaçlarından yapılmış olan sepetler içerisinde perakende olarak o dönemin halkına çiçek satarak bu sektöre dahil olmuşlar. İşi öğrendikçe ve biraz da para kazandıkça iki-üç kafadar veya hemşehri bir araya gelip yine Pera bölgesinde o ilk dükkânın çevresinde yeni bir dükkân açmaya başlıyorlar. Aslında bütün sektörlerde böyle olmakla birlikte özellikle bizim sektörümüzde akrabalık yaygın. O dönemlerde Sivas, Erzincan ve Antalya’dan gelen bir büyüğümüz köyünde iş arayanlara, “Ben çiçekçiye girdim, siz de gelin burada elemana ihtiyaç var” dedikçe kalabalıklaşıyorlar. Elmadağ, Harbiye, Nişantaşı derken çiçekçilik İstanbul’un muhtelif semtlerine yayılıyor. Son on yıla kadar da bu gelenek devam ediyordu. Bu sektörde bahsettiğim bu üç vilayet oldukça ağırlıkta ve söz sahibiydi.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/09/09/01/14/resized_21b75-b5caf2aezeynel4.jpg

ÇİÇEKLERİN İÇİNDE MESAİ

- Siz de çiçekçilikle uğraşan bir aileden geldiğiniz için bu mesleğe bir anlamda ‘zorunlu’ giriş mi yaptınız?

Önceki jenerasyonlar, dedelerimiz zaten çiçekçiydi. Ben de çiçeklerin içinde büyüdüm. İktisat fakültesindeki ilk yılımda o dönem bu sektörün en büyük seralarından birinde Veliağagil Süs Bitkileri’nde muhasebeci olarak işe başlamıştım. Muhasebecilik yaparken çiçeklerin bitkilerin Latince isimleri, bakımları gibi bilgilerin hepsini öğrenmiştim. Dolayısıyla literatür olarak ciddi bir birikime sahip oldum. Muhasebe departmanı seranın içerisindeydi zaten o atmosferi soluyordum. Birkaç yıl muhasebecilik yaptıktan sonra pazarlamacı olmaya karar verdim. Bir kamyonet ve yanımda bir yardımcıyla Nişantaşı, Etiler, Bebek gibi İstanbul’un gözde semtlerine ve çiçekçiliğin bir sanat olarak icra edildiği bölgelere satış yapmaya başladım.

- İstanbul’da o dönem çiçekçilik adına pek çok şeye hakimdiniz öyleyse?

Pazarlama vesilesiyle o dönem İstanbul’un en iyi çiçekçi dükkânlarına girip çıkma imkânım oldu, onlarla tanıştım, onların tedarikçisi oldum. Onlara iyi hizmet vermeye çalıştım. Beni tanıdılar ve sevdiler. Ben de o dükkânlara girdiğim zaman oradaki eski deyimle “ustaların” yeni ismiyle “designer”ların yaptıkları tasarımlara dikkat ediyordum. Dolayısıyla İstanbul’un en iyi dükkânlarından edindiğim bu görsel hafıza, beni çok besledi. Her devrin efsane ustaları vardır, onlardan çok şey öğrendim. Bu esnada tasarıma ilgim oluşmaya başladı, tabii fıtratımda da varmış.

- Bu sırada hâlen kendi markanızı kurmadınız ama?

Hayır. VSB’den ayrıldıktan sonra ciddi bir teklif aldım ve “Flora Holland” dediğimiz dünyada çiçek endüstrisinin merkezi olan mezatta işletmesi olan ve Türkiye’de yatırım yapmak isteyen biri vardı. Bu işin pazarlamasını yapacak birine ihtiyaçları vardı. 96-97 yıllarında Hollanda’ya ilk gidişim bu vesileyle oldu. FloraHolland ile ilk kez karşılaştığımda büyük bir şok yaşadım. Deniz seviyesinden 6 metre aşağıda, balçık içerisinde, Konya kadar bir ülkede 110 yıl önce başlayan hikâye ve devasa bir tesis… Çok etkilendim ve Türkiye’de bu işin maalesef çok geride olduğunu mukayese etme fırsatım oldu. Hollanda’dan döndüğümde bir buçuk iki yıl boyunca belki de ilk kez havayoluyla düzenli aralıklarla Türkiye’ye kesme çiçek ithalatı yaptık.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/09/09/01/14/resized_11f47-5aaf5586277656618_491863149308841_6600925696522888399_n.webp

TURİST KILIĞINDA TOHUM KAŞİFİ

- FloraHolland’da yetiştirilen çiçeklerin tohumları da oraya mı ait?

Botanikte ve tohumda İsrailliler bir numaradır. FloraHolland’ın da kayda değer ortakları İsraillilerden oluşur. FloraHolland’da çalışan botanikçiler endemik bitkilerin izinde tüm dünyayı dolaşır ve tohum toplarlar. Türkiye, endemik bitkiler açısından oldukça zengin, öyle ki dünyada sadece bizim floramızda olan endemik bitkiler var. Özellikle Akdeniz ve Karadeniz’de… Geçmişte sırt çantasını alıp turist kılığında gezen botanikçiler, bu yerlerden topladıkları çiçekleri laboratuvarlarda incelemişler. O tohumların genleriyle oynayarak, daha stabil ortamlarda kendi anavatanının dışında üretimini sağlamışlar. Dolayısıyla siz dünyanın neresinde kendi anavatanında yetişen hangi bitkiyi görüyorsanız görün %99’una yakını üretiliyor.

- Siz sektöre girdiğinizde çeşitlilik nasıldı?

Sektöre girdiğim 1990 yılında belki yüz çeşit salon bitkisi varsa şu an binlerce çeşidi var. Kesme çiçekte de aynı şekilde. Yine 1997’den beri sürekli Hollanda, Kolombiya ve Kenya gibi ülkelere seyahatlerim oldu. Gittiğimiz her fuarda sürekli yeni çiçek türleriyle yeni varyetelerle karşılaşıyoruz. Bu konuda çok ciddi bir çabaları var. Hollanda çok verimli bir toprağa sahip ancak yeterli alanları yok. Onlar da başta Kenya olmak üzere pek çok ülkede, ucuz iş gücü ile bu topraklarda işletmeler kurmuşlar.

- O senelerde Türkiye’de üretim nasıldı?

Türkiye’de benim bu işe başladığım senelerde ufak tefek üreticiler vardı. Ne yazık ki tam profesyoneller yoktu. Çiçekçi sayısı azdı, üretim de genel olarak Adalar’da Kilyos’ta ve Yalova’da yapılıyordu. Burada da belli türler; gül, lilyum, kasımpatı, glayör, starliçe vardı. Naylon seralar ısıtmanın sobayla yapıldığı yerler… Yurt dışına her çıktığımda bu sektörde yeniliklerle karşılaşıyordum ne yazık bizde durum pek iç açıcı değildi.

- Yine de 1998 yılında “Marginal Flower”ı kurmaya karar verdiniz…

İthalat serüveni bittiğinde bir gecede Marginal Flower’ı kurmaya karar verdim. Çok kısıtlı bir sermayeyle ilk mağazamızı Teşvikiye Nişantaşı’nda açtık. Hedefimiz büyüktü. Müşterilerimiz iş dünyasından olacağı için Türkiye’nin en büyük holding patronlarının asistanlarından randevu alarak, onlara sunum yaparak Marginal’i tanıtmaya çalıştık. Gerek büyük ustaları izlemiş olmam gerek 1996’dan beri yaptığım yurt dışı seyahatleri sayesinde görsel anlamda beslenmiştim. Markamızın adı gibi marjinal, ezber bozan tasarımlar yapmaya başlamıştık. O zaman patronlar etkinliklere, düğünlere katıldıkları zaman sizin çiçekleriniz orada görülüyor, fark ediliyordu. Dolayısıyla Marginal, iki yılda İstanbul’un gündemine oturdu ve İstanbul’un büyük çiçekçilerinden müşteriler bize doğru kaymaya başladı. Çok kısa bir süre içerisinde hepimizin isimlerini bildiği büyük holdingler, patronlar ve sanatçılar Marginal ile çalışmaya başladılar. Çiçekler bana tahmin edemeyeceğim kapılar açtı. Hiç tahmin edemeyeceğim sektörlere dahil oldum, çok farklı insanlarla tanıştım. Her eve, her işletmeye girip çıktım.

- Peki kullandığınız çiçeklerde ithal ve yerli olarak nasıl bir oran vardı?

Bizi tatmin eden yerli çiçeklere ağırlık verdik diyebilirim. O dönemde kaliteli üretim yapan birkaç çiçekçi vardı. Çiçekleri oralardan ve tabii ki İstanbul’daki mezatlardan temin ediyorduk. Ama tabii ki ithal ürünler de kullanmak durumundasınız çünkü örnek veriyorum; rahmetli Ayhan Şahenk’le ya da rahmetli Asım Kocabıyık’la çalışıyorsunuz bu kişiler eşlerine çiçek gönderiyorlar. Eğer kırmızı gül gönderilecekse ve dönemde iyi yetiştirilmiş bir yerli gül yoksa o müşteriyi memnun etmek ve sizinle çalışmaya devam etmesini sağlamak için mevsimin en iyisi olan ithal çiçeği tercih etmek durumundasınız.

https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/09/09/01/15/resized_74ab4-df7d5769zeynel9.jpg

Tasarımcı yanlarını kaybettiler

- İnternette çiçek siparişi verilebilecek yüzlerce site var. Bazıları daha titiz çalışırken bazıları hızı sebebiyle tercih ediliyor. Yerel çiçekçilerin, bu internet siteleri karşısında tercih edilme şansı nedir?

Şu anda çiçek en fazla internet üzerinden satılıyor. Bu tür organizasyonlarda çiçekçiler adına bir takım olumsuzluklar var. Öncelikle siz o sisteme dahil oluyorsunuz fakat sistem sizin kârınızdan ve kazancınızdan çok ciddi bir yüzde alıyor. Bu markalar ilk kurulduğu zaman çiçekçileri arayarak, “Biz şöyle bir yer kurduk, bize dahill olmak ister misiniz?” teklifini götürdüler. Bu teklife işi gücü iyi çiçekçilerin hiç biri tevessül etmedi. Bilinmeyen, ekstra kazanç isteyen dükkânlar bu sisteme dahil oldular ve hızla sayıları arttı. Bu platformlardan birine dahil olduğunuz zaman birkaç gün içerisinde rahatlıkla çiçek tasarlayabilirsiniz. Bir vazonuz var, içerisine çiçek süngeri yerleştiriyor ve elinizde kaç çiçek varsa zaten onların sayısı belli, onları bitişik nizam diziyorsunuz ve bitiyor. Bu tamamen ticari bir tasarım ve aslında bu sisteme dahil olan işletmeler, bir süre sonra bildiklerini unuttular. Tasarımcı yanlarını kaybettiler. Malzemede kalite aramayı geride bıraktılar. Bu çiçeklerin taşınma koşulları da motorların arkasında açık sepet, 80 km süratle bu sıcakta veya soğukta taşınan buketler var. Bu yolculuklardan sonra o çiçeklerin uzun ömürlü ve sağlıklı olması imkânsız. Bu platformlarda şöyle ilginçlikler de var; bir bonsainin yanına bir kaktüs ya da bir kaktüsün yanına bir orkide koyup bir plant arajman yapılabiliyor. Bu bitkilerin yan yana yaşaması imkânsız. Bu tarz işleri hem trajikomik buluyor hem de müşteri için üzülüyorum.

Son moda kuru çiçek

- Son yıllarda kurutulmuş çiçekleri çok sık görür olduk. Moda oldu diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Ben Akseki, Cevizliliyim. Çocukluğumdan beri köyüme gidip geliyorum. Kuru çiçeğin Türkiye’deki mucidi rahmetli Âşık Hasan Amcamızdır. Toroslardan topladığı kuru çiçekleri getirip İstanbul’da Çiçek Pasajı’nın önünde satarken Vitali Hakko ile yolları kesişir. Vitali Hakko, Türkiye’de modanın devi bir isim. İstiklal’deki mağazalarının en üst katında bir kuru çiçek atölyeleri vardı. Âşık Hasan’dan aldığı kuru çiçekleri de takım yakalarında ve şapkalarda kullanmıştır. Âşık Hasan’ın ardından köydeki bir sonraki jenerasyon da yine Beyoğlu’nda kuru çiçeği ürünlerinin arasına kattı. Genç jenerasyonda ise kuru çiçeği yeniden kullanan isim nacizane biziz. Bazı çiçekler geçmişte sadece Toroslar’da yetişirken şimdi bunları da Hollanda’da yetiştirebiliyorlar. Kurutma yöntemleri, boya çeşitleri arttı. Aslında kuru çiçek her dönem vardı, ancak şu an tavan yaptı diyebiliriz. Aranjmanlarda, ev dekorasyonunda görürken şimdi gelin buketlerinde bile yerine aldı. Pampası on sene önce yalnızca Roman sokak çiçekçileri satardı. Pampası Türkiye’de tasarımcı olarak ilk kullanan benim. Şu an pampas, birçok evin dekorasyonuna, davet ve etkinlik süslemelerine dahil olmuş durumda.

HAYAT
Çiçekte 'Marginal' trendler