Geniş aile çocuklarda dil için büyük avantaj

Geleneksel aile yapısını korumanın çocukların dil gelişimindeki önemini vurgulayan California Üniversitesi Bilişsel Bilim Profesörü Lera Boroditsky, geleneksel ailenin çocuk için çok önemli olduğunu ifade ediyor ve ekliyor: “Araştırmaların da gösterdiği gibi buradaki avantaj şu, etrafınızda ne kadar çok yetişkin ve entelektüel insan varsa bu size olumlu şekilde yansıyor. Çünkü onlarla etkileşime giriyor, onlarla konuşuyorsunuz. Beraber bir şeyler yapıyor ve onlardan öğreniyorsunuz.” Pandeminin, okullarda öğretme biçimimizi kökten değiştirmek için fırsatları görmemizi sağladığını dile getiren Boroditsky, ”Bu kriz de yeni öğretim yöntemleri geliştirmek ve bu yöntemleri okul sınıflarına dahil etmek için inanılmaz fırsatlar yarattı. Pratik eğitim her zaman daha etkilidir. Bu nedenle müfredatları çocukların doğasına göre geliştirmemiz önemli” ifadelerini kullanıyor.

Latife Beyza Turgut Yeni Şafak
California Üniversitesi Bilişsel Bilim Profesörü Lera Boroditsky.

Karantina günlerine, kısıtlamalara, sosyal mesafeye ve son olarak da maskelere veda ettik. Ancak Kovid-19’un getirdiği olağanüstü şartlardan etkilenen yalnızca sosyal hayatımız değildi. Eğitim öğretimin çevrimiçi ilerlemesi, öğrenciler başta olmak üzere eğitimin tüm paydaşlarının okul kültüründen uzak kalmasına yol açtı. Velilerin, öğretmenlerin ve hatta öğrencilerin ortak kanaati, salgın günlerinin eğitim sisteminde ciddi bir tahribata yol açtığı yönünde. Ancak bazı eğitimciler bardağın dolu kısmına odaklanmış durumda ve “Bu kriz bir fırsata dönüştürülebilir mi?” sorusunun peşinde. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Maarif Vakfı, yedi ülkeden eğitim bakanları ile OECD’den UNESCO’ya, Harvard’dan Cambridge ve Boğaziçi Üniversitesi’ne kadar dünyanın alanında uzman eğitim otoritelerini “Okulun Geleceği, Pandemi Sonrası Eğitimin İhtiyaçları” temasıyla İstanbul Eğitim Zirvesi’nde buluşturdu. Bu yıl ikincisi düzenlenen zirvede Covid-19 sonrasında okula yeniden dönüş konusu da masaya taşındı.

OKULA YENİDEN DÖNÜŞ

Zirve için İstanbul’a davet edilen isimlerden biri de bilişsel bilim alanında yetkinliğiyle tanınan California Üniversitesi’nden Profesör Lera Boroditsky’di. Moderatörlüğünü Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Semih Aktekin’in yaptığı “Okula Yeniden Dönüş” panelinde konuşan Boroditsky, konuşmasında pandeminin öğretme biçimimizi kökten değiştirmek için bize yeterince fırsat sunduğundan bahsetti. “Bu durumun yeni öğretim yöntemleri geliştirme ve sınıfa dahil olma konusunda inanılmaz fırsatlar oluşturan bir kriz olduğunu düşünüyorum” diyen Boroditsky ile panel sonrasında bir araya geldik. Hem pandemi sonrası çocukların dil gelişiminin nasıl etkilediğini hem de ikinci dil eğitiminin önemini konuştuk.

Dil eğitimi ile ilgili olarak “Şu anda konuşulan yaklaşık 7 bin dil var. Bu dilleri konuşan yetişkinlerin doğal olarak çocuklarına bu dilleri öğretme ya da öğretmeme biçimleri büyük farklılıklar gösterir. Çocukların bireysel olarak yararlanabilecekleri ve ikinci dillerini geliştirebilecekleri ortamlara ihtiyaçları var” ifadelerini kullanan Boroditsky, “Yaşlandıkça ikinci bir dil öğrenmek zorlaşıyor. Eğer, bir zaman makineniz yoksa, şu an başlamaktan daha iyi bir çözüm yok” diyor.

Pandemiyle birlikte okulların kapanmasıyla evlerde karantinaya giren çocukların, öğrencilerin dil eğitimi-bilişsel dilleri sizce nasıl etkilendi? Neler gözlemlediniz?

Çocukların pandemi dönemini evde geçirmesi elbette dil gelişimlerini doğrudan etkiliyor. Olumlu etkilerin yanında ne yazık ki olumsuz etkileri de söz konusu. Normalde aileler çocuklarıyla uzun soluklu bir şekilde ilgilenebiliyorsa, konuşabiliyorsa etkileşim içerisinde olabiliyorsa bu olumlu sonuç veriyor. Ama bazı aileler uzun süreli ve yoğun işlerde çalıştıkları için çocuklarla o etkileşimi kuramamış olabilirler. Bu da çocuk için negatif bir sürece dönüşebilir. Ama genel olarak baktığımızda her çocuğun süreçten farklı etkilendiğini biliyoruz. Özellikle iyi imkânlara sahip çocuklarda şunu gördük: Çocuk evdeydi ve annesi babası ve çevresi tarafından iyi, hoş bir ortamda tutuluyordu bu sayede mutluydu. Ama pandemi sonunda bir anda tekrar okula dönüldüğünde o rahat ortamdan çıkıp okul ortamına dönmek bazı çocuklar için zor bir durumdu. Bazıları ise evdeki yalnızlığından sonra okula dönmekten mutluydu. Bu nedenle her aile ortamının artıları ve eksileri var diyebiliriz.

KRİZ DEĞİŞİMİ DESTEKLEDİ

Karantina sonuna yeniden okul dönüş hakkında ne düşünüyorsunuz?

Okulların şu anda mevcut olan inanılmaz bir bilgi zenginliğini var. Ve bu zenginliği öğrenciye entegre etmedeki rolü öğretmenler üstleniyor. Öğretmenlerin çocukları doğru yönlendirme konusunda uzman olmaları, öğrencilerin kendilerine özgü becerilerini geliştirmeye devam edebilmelerini sağlıyor. İyi bir öğretmen, çocukların yeteneklerini geliştirebilmeleri için hangi tarafı geliştirmeniz gerektiğini size söyleyecektir.

Pandemi, öğretme biçimimizi kökten değiştirmek için fırsatlar görmemizi sağladı. Winston Churchill’in bir söz var: “İyi bir kriz fırsatını asla boşa harcamayın.” Bence bu kriz de yeni öğretim yöntemleri geliştirmek ve bu yöntemleri okul sınıflarına dahil etmek için inanılmaz fırsatlar yarattı. Pratik eğitim her zaman daha etkilidir. Bu nedenle müfredatları çocukların doğasına göre geliştirmemiz önemli.

Geleneksel toplumlardaki geniş aileler günümüzde yok denecek kadar az. Hatta günümüzde özellikle Batı toplumlarında çocuklar yalnızca anne veya babalarıyla bir hayat sürüyor. Bu çekirdek ailenin ya da tek ebeveynliğin çocuğun dil gelişimindeki etkisi nedir?

Tabii ki geleneksel aile yapısını korumak önemli. Araştırmaların da gösterdiği gibi buradaki avantaj şu, etrafınızda ne kadar çok yetişkin ve entelektüel insan varsa bu size olumlu şekilde yansıyor. Onlarla etkileşime giriyor, onlarla konuşuyorsunuz. Beraber bir şeyler yapıyor ve onlardan öğreniyorsunuz. Bu nedenle tabii ki geniş bir yetişkin çevresinde olan çocuğun bu mana ciddi bir avantajı olacaktır. Ama bir evde bir yetişkin olduğunu ve üç-dört çocuk olduğunu düşünün… Böyle olduğunda çocuk başına düşen yetişkin entelektüelin kapasitesi azalacak. Bu durumdaki çocukların gelişimi diğer çocuklar kadar hızlı olamayabilir. Bu anlamda geleneksel ve büyük ailelere sahip olmak önemli. Ama benim düşüncem, insanın etrafında ailesi veya arkadaş çevresi fark etmeksizin ne kadar gelişmiş ve entelektüel insan varsa bunun kişiyi olumlu etkilediği yönünde.

Konuşulan dil zihniyeti etkiliyor

Konuştuğumuz dilin aynı zamanda bakış açımızı ve düşünme şeklimizi etkilediğine dair araştırmalar var. Siz bilişsel bilimci olarak bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dil ve gerçeklik ilişkisine baktığımız zaman, tek dil konuşan insanlar konuştukları dilde tüm gerçekliği ifade ettiklerini düşünüyorlar. Biliyorsunuz, bazı dillerde kelimeler eril ve dişil olmak üzere ikiye ayrılıyor. Örnek vermek gerekirse; İspanyol’daki “sandalye” kelimesi bir maskülen yani eril bir kelime. Dolayısıyla sadece İspanyolca konuşan biri için eril bir anlam ifade ediyor. Ama bu kişi Almanca öğrendiğinde, erillik ve dişillik iki dil arasında farklılık arz ettiğinden orada şunu fark ediyor: Aslında İspanyolca’da tek realite olduğunu düşündüğü gerçeklik, Almanca’ya geldiğinde tamamen değişiyor. O yüzden sadece İspanyolca konuşan birine “Bu sandalye neden eril?” diye sorduğunuz zaman “Çünkü sandalyenin gerçeği bu” diyebilir. Ama iki dil konuşan birine sorduğunuz zaman o “Bu dilin getirdiği bir şey, dilin kurgusuyla ilgili. Sandalyenin cinsiyetiyle ilgili değil” der. Tek bir dil konuştuğunuzda bütün gerçekliğe hakim olduğunuz ve bildiğiniz yanılgısına düşersiniz. Birkaç dil bildiğinizde, dildeki kurguların veya kendinizi ifade ediş biçiminizin tamamıyla bir realiteyi ifade etmediğini birçok gerçeklik olabileceğini fark ediyorsunuz.

Öyleyse tek dil konuşan insanları zihinsel kalıplarını değiştirememeleri sebebiyle “fixed mindset” yani sabit zihniyetli düşünürsek, çok dil konuşanları da “growth mindset” gelişebilir zihniyet olarak düşünebilir miyiz?

Tam olarak bununla ilişkilendirilemez ama bunun da önemli bir payı var. Esas konu “cognitive flexibility” dediğimiz bilişsel esneklik. Örneğin bir insan önümüzde duran masaya bakıp, “Bu bir masa” diyebilir ama üç-dört dil bilen bir insan bunun farklı isimleri de olduğunu biliyor. O yüzden bu durum bilişsel bir esneklik sağlıyor yani hayata bakıştaki o akışkanlığı etkiliyor, değiştiriyor. Çok dil bilmenin zaten en büyük avantajı çok daha fazla insan ile konuşabilmek.

Kültürel aktarım hep vardı

“Farklı dil geçmişe sahip insanlar belirli olaylara maruz kaldığında farklı davranabilir” diye bir savınız var. Öyleyse insanların bu küreselleşme sürecinde olaylara aynı şekilde bakmaları bizleri bir kültürel yok oluşa mı götürür?

Normalde bu küreselleşmenin getirdiği bir benzeme olduğunu düşünüyoruz ama sonuç her zaman benzeme olmuyor. Örneğin Amerika’da herkes sevdiği kanalın haberlerini dinliyor. Baktığını zaman bu durum belirli kişilerin biriktiği bir “silo” oluşmaya başlıyor. Her ne kadar globalleşmeyi konuşsak da bir yerden sonra insanlar belirli konularda belirli kulüplere ve belirli gruplara üye olmayı seviyor ve belirli idiyetlikler istiyorlar. Ama genel olarak baktığımızda örneğin çayı düşünelim; gemi ile gittiği yerlerde “tea” ya da “tee” gibi söyleniyor ama karayolu gittiği yerlerde “chai” ya da “çay” gibi ifadelerle anılıyor. Öyleyse küreselleşmeden yüzyıllar önce bile bu kültürel paylaşım, aktarım hep vardı. Son yıllarda teknolojinin artırdığı bir paylaşım sıklığı var. Burada bence daha çok ön plana çıkan, ne kadar benzerlik olsa da kendine dair bir grup oluşturma bir idiyetlik duygusu kurma hissi halen çok kuvvetli. O yüzden kültürel olarak bir risk olduğunu düşünmüyorum.

GÜNDEM
‘Eğitim Parkı’nda dünyaları değişiyor

ÖZGÜN
Ara tatil ne zaman bitecek? 2022- 2023 tatil tarihleri