Göçmen bir kuşun gözünden susuzluk

Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması’nda “Su Krizi” temalı eserler ödüllendirildi. “Düşlerdeki Hayat” filmiyle birinci olan Can Yeşiloğlu, “Göçmen bir kuşun gözünden susuzluğu ve etkilerini anlatmak istedim” ifadelerini kullanıyor.

Dilber Dural Yeni Şafak
Foto: Arşiv

Sabancı Vakfı’nın “Kısa Film Uzun Etki” sloganıyla bu yıl “Su krizi” temasıyla sekizincisini düzenlediği Kısa Film Yarışması’nda ödüller geçtiğimiz hafta sahiplerini buldu. Yarışma kapsamında 12 eser finale kalırken birincilik ödülünün sahibi “Düşlerdeki Hayat” filmiyle yönetmen Can Yeşiloğlu’nun oldu. “Sona Doğru” filmiyle yönetmen Cihan Yıldırım ikinci olurken, “Antroposen” filmiyle yönetmen Mehmet Gürü Avcu ise üçüncülük ödülünün sahibi oldu. Yarışmanın Mansiyon Ödülü, “Vahşi” filmiyle Sinan Kaldan’a verilirken; Sosyal Etki Ödülü de ikincilik ödülünün de sahibi “Sona Doğru” filmiyle Cihan Yıldırım’ın oldu. Yeni Şafak Pazar olarak, ödül alan isimlerle konuştuk.


Göçmen bir kuşun gözünden susuzluk

“Düşlerdeki Hayat” filmiyle birincilik ödülünün sahibi olan yönetmen Can Yeşiloğlu, “Düşlerdeki Hayat filmi, su krizi yaşayan bir kasabada geçiyor. Göçmen bir kuşun gözünden susuzluğu ve etkilerini gözlemliyoruz. Birçok animasyon tekniğini bir arada kullanarak yaptığım bu filmde tüm karakterler kare kare çizilerek hareketlendirildi. Yapay zeka ve yeni animasyon teknikleri ile geleneksel animasyon üretim yöntemlerini birlikte kullanarak zengin bir görsellik oluşturmaya çalıştım” sözleriyle anlatıyor. Yeşiloğlu, çektiği filmle şu an yaşadığımız ve geleceğin en büyük sorunlarından biri olacak olan su krizi üzerine farkındalık oluşturabilmeyi hedeflediğini söylüyor.


Su krizi yakın gelecekte bizi mahvedecek

“Sona Doğru” filmiyle ikincilik ödülüne sahip olan yönetmen Cihan Yıldırım, “Bir gece gassalı oynayan oyuncumuz Tahsin Erbil bir ses kaydı attı bana ‘Teyemmümü ölünün üstünde göstermeye ne dersin?’ dedi. Fikir aklıma yattı ve bunu ekibimle paylaşıp üzerine çalışmalar yaptık. Sazlıdere Barajı ve Şile’de çekimleri tamamlayıp filmi hazır hale getirdik” diye anlatıyor. Yıldırım filmin hikâyesini de şu sözlerle paylaşıyor: “Filmim de eskiden bir gölete sahip olan bir köyde kuraklık ve su krizi meydana gelmiştir ve köylüler ölüleri için kısıtlı sularını kullanamayıp, kurumuş gölet kenarındaki topraklarla yıkamak zorunda kalmışlardır. Su krizi yaşayan köylüler, ölülerini toprakla yıkamak zorunda kalırlar.” “Su krizi, yakın gelecekte bizi mahvedecek bir felaket” diyen Yıldırım, “Dikkat edersek en azından acı sonuçlarını bir nebze de olsa azaltabiliriz” ifadelerini kullanıyor.


Sular altında kalan hafızayı hatırlayalım

“Antroposen” filmiyle üçüncü olan yönetmen Mehmet Gürü Avcu da bir süredir üzerinde çalıştığı Dicle Nehri Belgeseli’nin bir parçası olduğunu söylüyor. Avcu, “Antroposen filmi ile su altında kalan hafızayı, suyun çevresinde yaşayan hayvanları, endemik bitkileri ve Dicle Nehri’ndeki balıkları, yitirdiklerimizi hatırlamak ve hatırlatmak için kaydettim” diyor ve ekliyor: “Dicle Nehri üzerinde Ilısu Barajı’nın faaliyete geçmesiyle birlikte su seviyesi 60 metre yükseldi ve 12 bin yıllık tarihi olan Hasankeyf sular altında kaldı. Barajın yapılmasıyla birlikte soyu tükenme tehlikesi yaşayan özel canlıların, son görüntülendikleri anların resimleri Hasan Çalak’ın resimleriyle sonsuz oluyorlar. İnsan eliyle yaratılan bu tahribat da filmin fikrini ortaya çıkardı.


Suyumuzu en tasarruflu yöntemle kullanmalıyız

“Vahşi” filmiyle yarışmanın Mansiyon Ödülü’nün sahibi olan Sinan Kaldan, “Vahşi filmi, benim daha önce aşina olduğum ancak Konya’ya gidip, canlı görünce daha iyi anlayabildiğim obrukların kısa bir hikâyesini anlatıyor. 30 yaşlarında Jeoloji Mühendisi Hasan Bozkaya, Konya’nın Karapınar ilçesindeki obrukları araştırmak için yola çıkar. Hasan, obrukların neden oluştuğunu ve nasıl sonuçlar doğurabileceği üzerine konuşmalar yapar ve bölgedeki yaşayanlarla iletişim kurar” şeklinde Vahşi filmini anlatıyor. Kaldan, “İklim değişikliği zaten az yağış olan bölgeleri suya daha fazla muhtaç etti. Ülkemizin su stresi yaşadığı gerçeğini düşününce gelecek yıllarda Konya ve çevresinde tarım yapmak imkânsız hale gelebilir. Aynı zamanda bir gıda krizine de götürebilir. Bu konuda en büyük düşmanımız Vahşi Sulama Yöntemi. Suya bu kadar muhtaçsak suyumuzu en tasarruflu yöntemle kullanmalıyız” diyor ve ekliyor: “Sosyal medyanın güçlü olduğuna inandığımız bu dönemde, böyle hayati konularda ne kadar eksik kalabildiğini, gerçeğe ulaşmanın en iyi yolunun ona daha fazla yaklaşmak ve temas kurmak olduğunu anlatmak en büyük amacımdı. Bu yüzden baş kahramanımız Instagram üzerinden canlı yayın yaparak filmi ilerletiyor. Gerçek görüntülerle desteklenen film, sosyal medya ve gerçeklik çatışması yaratmayı amaçlıyor.


Su kıtlığını sinemayla gözler önüne serdik

Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı “Bu yılki temamızı şu anda ve gelecekte insanlığın en önemli problemleri arasında görülen ‘Su Krizi’ olarak belirledik. İklim acil durumunun göz ardı edilemeyecek sonuçlarından biri olan su kıtlığını; 5 dakikaya sığdıran ve izleyicide şok etkisi yaratan kısa filmler aracılığıyla bir kere daha bu gerçeği gözler önüne serelim istedik” ifadelerini kullanıyor.


Afacanların sevimli macerası kampta

Reem’in yarım kalan hikâyesi devam edecek

Oscar ödülü pek çok kapı açtı