İstanbul’daki sokak köpeklerinin tarihi

Son zamanlarda en çok konuşulan konulardan birisi de sokaklarda başıboş yaşayan sokak köpekleri. Peki bu sokak köpeklerinin hikayesi geçmişte nasıldı? İstanbul’un Sokak Köpekleri kitabı sokak köpekleri hakkında merak ettiğiniz birbirinden ilginç bilgileri okurla paylaşıyor

R. Rüveyda Okumuş Yeni Şafak
Arşiv

19. yüzyıl İstanbul’unda sokak köpeklerini gündelik hayattan siyasete, kültür ve edebiyattan mizah ve politikaya, şehircilikten oryantalizme çok farklı açılardan ele alan İstanbul’un Sokak Köpekleri kitabı ilginç bir şehir tarihi araştırması olarak karşımıza çıkıyor.

Kitapta köpeğin yeryüzündeki macerasından başlayarak doğu ve batı medeniyetlerinin köpek algısı, geçmiş milletlerin kültürlerinde ve inanç sistemlerinde köpeğin yeri konu ediliyor. Türklerin köpeğe bakışı, şehir yaşamındaki konumu ile siyaset, ideoloji ve mizaha kadar her açıdan insan köpek ilişkisine değiniliyor.

İstanbul’a çeşitli vesilelerle gelen seyyahlar, yazarlar ve diplomatların kaleme aldıkları seyahatnamelerinde yahut anılarında şehrin sokak köpekleri hakkında bahisler de yer almıştır. Türklerin köpek sevgisi, hemen her sokakta tesadüf edilmesi halkın onların bakımı ve beslenmesiyle alakadar olması bu anlatımlarda sıkça vurgulanmaktadır. İstanbul’un sokak köpekleri üzerine belki en canlı ve doyurucu anlatımlardan birisi Fransız yazar Edmondo de Amicis’in 1874’de kaleme aldığı gözlemleridir. İstanbul’u gezip şehre dair izlenimleri kaleme alan yazar kitabında köpeklere dair müstakil bir başlık ayırmıştır. Sokak köpeklerinin başkent İstanbul’daki ahvalini ve günlük yaşamdaki yerini Amicis şu satırlarla ifade ediyor:

“İstanbul’daki bu bir sürü köpeğin hiçbirinin sahibi yoktur. Köpeklerin hepsi birden, tasması, vazifesi, ismi, meskeni, kanunu olmayan büyük bir serseriler cumhuriyetini teşkil ederler. Her şeyi sokakta yaparlar… İstanbul’da, hiç kimse köpekler dolaşırken ve yatarken rahatsız etmez. Köpekler yolun sahibidir. Bizim şehirlerimizde, atlara ve insanlara köpekler bir kenara çekilip yol verir. Burada köpekleri ezmemek için inşalar, atlar, develer, eşekler şöyle bir kavis çizerler. İstanbul’un en kalabalık yerlerinde, sokağın ortasında halkalanıp yatan dört veya beş köpek yarım gün boyunca bütün bir mahalle halkının kıvrıla kıvrıla yürümesine sebep olur.”

EVİN DIŞINDA AMA İNSANLARIN ARASINDA

1835-1839 yılları arasında Türkiye’de bulunarak başta İstanbul olmak üzere Anadolu’yu dolaşan Alman mareşal ve devlet adamı Helmunt von Moltke de Türkiye Mektupları’nda İstanbul’un sokak köpeklerinden bahsetmektedir. Moltke, Türkler’in “evlerinde asla köpek bulunmaz, fakat sokaklarda bu sahipsiz hayvanlardan binlercesi fırıncıların, kasapların sadakalarıyla ve aynı zamanda kendi emekleriyle yaşarlar… Benim çok dikkatimi çeken bir şey de İstanbul sokaklarından atla geçtiğim zaman köpekleri daima sokağın ortasında uyur görmem olmuştur. Bir köpek bir insanın yahut bir atın yolundan asla çekilmez. Bunu bilen insanlar ve atlar mümkün olabildiği kadar köpeğin önünden çekilirler. Çünkü köpekten kaçınmak onun üstüne basmaktan elbette daha rahattır” demektedir.

Türklerin gündelik yaşamında köpeğin evin dışında fakat insanların arasında yaşayıp gittiği yabancıların gözlemleri arasındadır. Özellikle 18. yüzyıldan itibaren kaleme alınan eserlerde köpekler şehir yaşamında vazgeçilmez ve canlı bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Köpeğin Türklerin ev yaşamına girmesi ise Kırım Harbi’yle birliktedir. Kırım Harbi esnasında İstanbul’da yaşamaya başlayan İngiltere ve Fransa’dan gelmiş askerlerin aileleri sigara, çay, çikolata gibi tüketim ürünlerinin yanı sıra Batı tarzı eğlence, spor, müzikle birlikte evde süs köpeği beslemenin de tanıtıcısı olmuşlardır.

İstanbul’un sokak köpekleri seyahatnamelerin yanı sıra günlük gazeteler aracılığıyla mizah dünyasında da sık sık gündem olduğu görülüyor. Özellikle bir siyasi olayın akabinde ya da köpeklerin itlafı, imhası ve kuduz vakaları devrin basın yayın dünyasından takip edilebilmektedir.

SÜRGÜN EDİLEN KÖPEKLER

Tanzimat’la birlikte başlayan ve Meşrutiyet ile zirveye ulaşan Avrupai ve modern bir şehir yaratmak gayesinden köpekler de nasibini almış zaman zaman sürgün ve itlafla karşı karşıya kalmışlardır. İstanbul sokaklarını mesken tutan köpeklerin 1910, 1913 ve 1922’de itlaf edilmesi de basın ve halk nezdinde büyük tepkiyle karşılanmıştır. Bu itlaflarla şehre modern bir çehre kazandıracağını düşünen yöneticilerin bu tutumu gazeteleri ve yazarları da ikiye bölmüştür. Bir kesim bu itlafları acımasız bulurken diğer bir kesim modern şehir yaşamı için bunun gerekli olduğunu savunmuş bazısı da köpeklerin kısırlaştırması veya sokaklardan toplatılarak sürgün edilmesi görüşünü benimsemiştir.

İstanbul’da yaşayan sokak köpeklerinin toplatılarak Hayırsızada’ya sürgünü ve nihayetinde ölüme terk edilmeleri tarihin trajik olaylarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. 1910 sene yazında Hayırsızada’da kaderlerine terkedilen köpekler devrin gazetelerinde genişçe yer almış ve sürgünü gerçekleştiren Belediye yönetimi kamuoyundan tepki görmüştür. Köpeklerin maruz kaldıkları bu korkunç ve trajik sondan sekiz ay sonra 1911 yılı başında hükümet merkezi Babıali’nin yanması ve kolera salgının patlak vermesi köpeklere yapılan toplu kıyımın neticesinde bu felaketleri doğurduğu kanaati oluşmuştur.

AVA KÖPEKLERLE ÇIKILIRDI

Sokak köpekleri hakkında arşiv belgeleri ve resmi tarih yazıcılığında ise çok az bahsin geçtiği bunların da kuduz vakaları yahut köpeklerin saray ve ordu için satın alınması üzerine olduğu görülmektedir. Padişahlar ava yahut sefere çıktıklarında yanlarında her cinsten av köpeklerinin de bulunduğu kaynaklarda geçmektedir. Avrupalılar da Osmanlı sarayına hayvan hediye etmek istediklerinde at yerine av köpeği tercih etmişlerdir. Osmanlı padişahlarının ava düşkün olmaları göz önünde bulundurularak köpeğin daha şık bir armağan olacağı telakki edilmiştir.

Kitapta insan, toplum ve devrin siyasi olayları bağlamında sokak köpekleri konu edilirken 19. yüzyılın matbuatındaki mizahi karikatür ve çizimler de görsel malzeme olarak okuyucuya sunuluyor.

Yazarın uzun yıllar boyunca kaynak ve malzeme toplayarak kaleme aldığı bu hacimli kitap her bakımdan sokak köpekleri üzerine yapılmış en dikkat çekici çalışma olarak öne çıkıyor. Gündelik hayatın içinde yer alan sokak köpekleriyle alakalı basın tarihimizde oldukça geniş bir literatür olduğunu da bu eserle öğrenmek mümkün olmaktadır.