Menderes'ten Lefter'e: Milli takım sana emanet

Hayat hikayesi kitaplara sığmayan Lefter Küçükandonyadis'in ailesi Büyükada'daki evlerinin kapısını Derin Tarih'e açtı. İşte eşi Stavrini ile torunları Özcan ve Özlem Katmer'in dillerinden Futbolun Ordinaryüs'ü de denilen Lefter'in hayatının bilinmeyenleri...

Süleyman Hatısaru
Menderes'ten Lefter'e: Milli takım sana emanet

Büyükada'da balıkçı bir ailenin 7. çocuğu olarak 22 Aralık 1925'te dünyaya gelen birinin Türk futbol tarihine damgasını vuracağı kimin aklına gelirdi ki? Lefter Küçükandonyadis, kendine has yetenekleriyle futbol aşkını birleştirince Büyükada'dan Fenerbahçe'ye uzanan bir masalın içinde bulacaktı kendisini.

Önce Taksim Spor Kulübü'ne kaydolan Lefter, 1947'de efsane olacağı Fenerbahçe'ye ilk adımını attı. 4 yıl sonra ise Fiorentina'ya gitti. Orada bir sezon geçirdi, derken yeni durağı Fransa Nice oldu. Burada da bir sezon geçiren Lefter soluğu yine Fenerbahçe'de alacaktı. Fenerbahçe'nin çubuklu formasıyla özdeşleşen ve tüm takımların taraftarlarının saygı duyduğu bu unutulmaz futbolcu, başarılarla dolu şanlı bir spor kariyerini ardında bırakarak iki yıl önce, 13 Ocak 2012'de hayata gözlerini yumdu.

Hayat hikayesi kitaplara sığmayan Lefter Küçükandonyadis'in ailesi Büyükada'daki evlerinin kapısını Derin Tarih'e açtı. İşte eşi Stavrini ile torunları Özcan ve Özlem Katmer'in dillerinden Futbolun Ordinaryüs'ü de denilen Lefter'in hayatının bilinmeyenleri...

Eşiniz Lefter'le nasıl tanıştınız?

1947 yılında tanıştık. O zaman Lefter askerden yeni gelmişti. 1950'de de evlendik. 65 sene beraber geçen bir hayat yani… Biraz sinirliydi; ama çok iyi kalpli bir insandı Lefter. Her zaman insanlara yardım etmek isterdi. Çocukları çok severdi ve tam bir aile babasıydı. Tüm Türkiye Lefter'i çok sevdi; hatta dünya da… Fransa'da, İtalya'da, İspanya'da taraftarlar onu görür görmez 'Turko, Turko' diye bağırır, imza alırlardı.

Lefter yurt dışından teklif geldiğini söyleyince 'Gideriz' dedim. O zaman 18 yaşındaydım. Önce İtalya'ya gittik. Büyük kızım orada doğdu. Sonra da Fransa'ya... Orada da ikinci kızımız dünyaya geldi. Ardından İspanya'ya gidecektik ama ben yapamadığımı, Türkiye'ye dönmek istediğimi söyledim. Yurt dışında yalnızdım ve annemi çok özlüyordum. Lefter bana 'Sen gidersen ben de giderim' deyince birlikte yurda döndük.

Maç öncesi özel taktikleri var mıydı?

Derbiden önceki gece yatmadan dua eder, öyle uyurdu. Sabah da erkenden kalkıp en güzel kıyafetlerini giyerdi. Milli maç öncesi çok kuvvetli beslenir, bonfile yerdi. İtalya'da gece kalkıp onun için portakal suyu sıktığımı bilirim. Milli maça çıkmadan bisikletle ada turu yapardı. Normalde bir insan 2,5 saatte adayı turlarken Lefter 25 dakikada turlardı. En kızdığı şey ise gazetelerde çıkan 'Yeneceğiz' türü haberler olurdu. 'Kazanın, ondan sonra konuşun, oynamadan konuşmayın' derdi hep.

Maç öncesinde heyecanlanır mıydı peki?

Hiçbir maçta heyecanlandığını görmedim. Sabah kalkar, kahvaltısını yapar ve sakin bir şekilde maça giderdi. Ama jübile günü çok heyecanlı olduğunu hatırlıyorum. Ogün Altıparmak Fenerbahçe'ye geldiğinde 'Yerimi gönül rahatlığı ile birine bırakabilirim' diyerek futbolu bıraktı.

Sizi de maça götürdüğü olur muydu?

Birkaç kere maça gittim. Küfredildiği için maça gitmemizi istemiyordu. Kızlarımız büyüdükten sonra onları da götürmedi. Biz de heyecanla evde -o zaman televizyon olmadığı için- radyodan takip ederdik.

Lefter'in futbolculuğuyla ilgili hafızanızda yer eden sayısız olay vardır şüphesiz. Birini anlatmanızı istesek...

Bir keresinde Milli Takımın uçağı kayboldu ve bir ay boyunca haber alamadık. Ondan sonra Lefter çok korktu ve bir daha uçağa binmek istemedi; genelde kara yoluyla seyahat etti. Takım kampa girdiği zaman ben de onlarla gidiyordum. Kamplar Bursa'da yapılıyordu. Bazen kamptan kaçar, adaya gelirdi. İnanır mısınız, bir keresinde terlikleriyle gelmişti.

http://cdn.yenisafak.net/site/untitled3d474e5b3.jpg

Aktif olarak futbolu bıraktıktan sonra spora ilgisi tükendi mi?

Lefter Fenerbahçe'den hiç vazgeçmedi. Son zamanlarında maç izlemesini doktorlar yasaklamıştı. Ben evde başka bir televizyondan maç izliyordum; o ise sinirli sinirli bakıp maçı seyredip seyretmediğimi soruyordu. Maç izlerse çok sinirleniyor, heyecandan elleri titriyordu. Pozisyonlara televizyon başında müdahale ediyordu. Hele bir de maçta Fenerbahçe mağlup olduysa evimizde cenaze var demekti. Ne yer, ne de içerdi.

Ya beğendiği futbolcular...

Alex'i çok sever, onu izlerken son derece mutlu olurdu. 'Bu çocuğu izlerken bazı özelliklerimi buluyorum onda' derdi. Alex kendisini ziyarete geldiğinde ona nasihatler vermiş, 'Sen benim gibi oynuyorsun' diyerek yapması gerekenleri anlatmıştı. Alex de 'Yok abi, ben senin papucun olamam' demişti.

Siyasetçilerle arası nasıldı?

Adnan Menderes her milli maç öncesi Lefter'i arar, 'Ne yapıp edin, bu maçı kazanın' derdi. Lefter de ona, 'Hiç merak etmeyin, maçı aldık bilin' diye cevap verirdi. Menderes'le birbirlerini çok severlerdi. Aralarında özel bir bağ vardı.

Türkiye'nin gelmiş geçmiş en ünlü futbolcularından olan Lefter'in basınla arası nasıldı?

Şimdiki futbolcular gazete ve televizyonlara çıkmak için taklalar atıyorlar tabiri caizse. O ise fotoğraf çektirmeyi hiç mi hiç sevmezdi. Golünü atar, başını eğip giderdi. İnsanlar fotoğraf çektirmeye gelince bile kendisini kasar, rahat davranamazdı. Gazetecilerin röportaj yapmaya gelmesini istemezdi. Bir keresinde kameralarla eve geldi, reddetti. Ancak yaşlanınca fotoğraflarının çekilmesine müsaade etmeye başladı.

Halkının çoğu Müslüman olan bir ülkede Hıristiyan olarak yaşamak nasıl bir şeydi Lefter için?

Damatlarımızın ikisi de Müslüman; çok severdi onları. İki ablasının eşleri de Müslümandı. O zamanlar Rumlarla Müslümanların evlenmesi çok zordu ama Lefter hiçbir zaman ayrım yapmazdı. 'Yeter ki iyi insan olsun' derdi. Zaten onlarla arkadaş gibiydiler.

http://cdn.yenisafak.net/site/untitled41ea40c1c.jpg

Söz torunlarda!

Özcan bey, dedeniz Lefter ile aranızda nasıl bir ilişki vardı?

Futbolcu bir ailenin mensubu olmanın güzel tarafları kadar acı gerçekleri de oldu benim için. Çocukluğum, gençliğim hep dedemle geçti. Dedem futbolculuğunda çok sert kurallara sahipti. Çok sıkı antrenmanlar yapar, mükemmel beslenirdi. Aynı kurallar benim için de geçerliydi. Onunla büyümenin teknik anlamda bir avantajı oldu hayatımda. Tabii ki genlerle geçen bir kabiliyet de vardı. Dedem, hep torunlarının okumasından yana bir insandı. Dolayısıyla lise bittikten sonra futboldan uzaklaşmam ve üniversiteye başlamam yönünde bana telkinlerde bulundu. Onunla kalmadı, beni üniversiteye kaydettirdi. Fenerbahçe alt yapısından sonra futbol, hobi olarak ilgilendiğim bir spor olarak kaldı.

Sizin maçlarınızı izlemeye gelir miydi?

Hiçbir zaman gelmezdi. Lefter'in torunu olduğum için bana iltimas geçilmesin diye gelmiyordu herhalde. Kendisi öyle yetiştiği, sokakta gazete kâğıtlarını bantlayarak top yapıp oynadığı, fakirlikten geldiği için adam kayırmaya tahammülü yoktu. İnsanlar hep ondan destek beklerdi. Bu konuda, 'Kabiliyeti varsa muhakkak bir yerlere gelecektir. Bu benim veya onun bunun desteğiyle olacak bir şey değil' derdi. O beni futboldan alıp okula yazdırmasaydı kesinlikle futbolcu olur, Beşiktaş veya Trabzonspor'da top koştururdum.

Stavrini Hanım, Lefter'in aktif futbolu bıraktıktan sonra ilgisinin hiç eksilmediğini söyledi. Sizce de öyle mi?

Dedemin futbolu bıraktıktan sonra sıkı, bir o kadar da acımasız bir Fenerbahçe taraftarı olduğunu söyleyebilirim. Hatayı affetmeyen biriydi. Maçları izlerken kendini sahadaymış gibi hissederdi. Ben orada olsam ne yapabilirdim diye düşünür, aklına gelen taktikleri sahadaki futbolculardan da beklerdi.

Aile üyelerinizin farklı dinlere mensubiyeti ilişkilerinizi etkiliyor mu?

Babamız Müslüman olduğu için biz Müslümanız. Annem ve teyzem ise Rum. Ancak bizim ailemizde demokrasi var ve herkes kendi dinini yaşar, birbirine saygı gösterir. Mesela Paskalya'da dedemlerle kiliseye giderdik. Bizim mevlitlerimiz olunca da anneannemler, dedemler camiye gelirdi. Biz oruç tutuyoruz, dolayısıyla Ramazanlarda beraber iftar ederdik. Dedemin en yakın arkadaşları hep Müslümandı. Bunlardan Hasan amca Ramazan ayında oruç tutar, dedem de hiçbir zaman onun yanında bir şey yiyip içmezdi. Bu konulara özel bir hassasiyeti vardı.

6-7 Eylül Olayları sırasında Büyükada'da bir grup tarafından Lefter'in evi taşlanmış, kendisine 'Gavur, git buradan' diye hakaret edilmişti. Bunun üzerine Fenerbahçeli taraftarlar motorlarla Büyükada'ya gelerek Lefter'in evinin önünde set kurmuşlar. Bu konu hakkında Lefter'in torunları olarak neler söylemek istersiniz?

Halk arasında Rum olmak, Türk olmak ve Müslüman olmak kavramları birbirine giriyor. Rum olmak farklı bir dine mensubiyet anlamına geliyor ancak millet olarak Türk demek. Dedem ırk olarak Türk'tür. Yunanistan'dan göç ettiği söyleniyor fakat böyle bir şey yok. Dedem yedi göbek İstanbulludur. Bizim akrabalarımız buradan Yunanistan'a göç etmiştir. 'O Rum'du, sonradan Türklüğü benimsedi' diye bir şey söz konusu değil. Lefter Türk'tü zaten. Bahsettiğiniz olayın gerçekleştiği gece dedem (Lefter) sabaha kadar nöbet tutmuş. Daha sonra bize olayı anlatırken sabah taraftarları gördüğünü söyledi. Herkes Fenerbahçe taraftarının geldiğini belirtse de dedem 'Taraftarların arasında milli takım forması ile gelen bile vardı' demişti. Yani Galatasaraylı da, Beşiktaşlı da, Fenerbahçeli de dedemiz için adaya akın etmişler.