Dünyayı çizgi filmler değiştirecek: TRT Çocuk’tan eğitici bir çizgi film daha
Hayat
Dünyayı çizgi filmler değiştirecek: TRT Çocuk’tan eğitici bir çizgi film daha
TRT Çocuk’ta yayınlanan Su Elçileri adlı çizgi diziden uyarlanan ‘Kaptan Pengu ve Arkadaşları: Mandalina'nın Günlüğü’ bugün vizyona girdi. Animasyon filmi, küresel ısınmaya dikkat çekilerek çocukları eğlendirirken öğrenmeye sevk ediyor. “Çevre konusunda neler yapılabilir?” sorusuna yanıt arayan filmin yapımcısı ve yönetmeni Nurullah Yenihan, “Dünyayı çizgi filmler değiştirecek. Çünkü çocuklar çizgi filmle öğreniyorlar. Doğru öğrendikleri zaman yetişkin olduklarında da bizim yaptığımız hataları yapmayacaklar” dedi.
Yeni Şafak
Kaptan Pengu ve Arkadaşları: Mandalina’nın Günlüğü fragmanı
Hayat
Kaptan Pengu ve Arkadaşları: Mandalina’nın Günlüğü fragmanı
Nurullah Yenihan ve Engin Baştürk'ün TRT Çocuk'ta yayınlanan Su Elçileri adlı çizgi diziden uyarladığı animasyonda küresel ısınma nedeniyle buzulların erimesi neticesinde kaybolan arkadaşları Putuk'u ararken türlü maceralara atılan Kaptan Pengu, Misket, Pelik ve Mandalina'nın hikâyesini anlatıyor.
AA
Tutulmayan vaatler öldürür
Tutulmayan vaatler öldürür

Kral, dondurucu bir kış mevsiminde gecenin soğuğunda nöbet tutan muhafıza sordu:

-Üşümüyor musun?

Muhafız:

-Alışığım efendim, dediğinde Kral:

-Olsun, sana sıcak elbise getirmelerini emredeceğim, dedi ve gitti.

Ancak bir süre sonra içeri girdiğinde emri vermeyi unuttu.

Ertesi gün duvarın yanında muhafızın soğuktan donmuş cenazesini gördüler, duvarın üzerine şöyle yazılıydı:

-Soğuğa alışkındım; fakat senin sıcak elbise vaadin beni öldürdü.

Tutulmayan vaatler öldürür.

**

Biri sosyal medyada kuşaklar arası farklılığı şöyle anlatmış;

1944-1965 doğumlu insanların;

– Delinen pantolonlarına yama vurmaları,

– Yıpranan giysilerini onarmaları,

– Sökülen ayakkabılarını dikmeleri,

– Patlayan futbol topunu sağlamlaştırmaları,

– Bozulan radyoyu tamir ettirmeleri, sırf yoksulluktan değildi. Sadece tutumluluktan da değildi.

Onlar bunları yapmakla, kendinden sonraki nesile çok önemli bir mesaj veriyorlardı. Onlara;

Eşleriyle araları açıldığında, alternatiflere yönelmeden aralarını düzeltmelerinin mümkün olduğuna,

– Çocuklarıyla aralarına kara kediler girdiğinde bu durumun vakit geçirmeden telafi edilmesinin gerekliliğine,

– Arkadaşlarıyla, komşularıyla, dostlarıyla bağları koptuğunda; yenilerini aramakla vakit kaybetmeyip, aralarındaki bağları tekrardan bağlamalarının kaçınılmaz olduğuna…müthiş bir örnek olması için, onların böyle bir yetenek geliştirmeleri için onlara “prototip” olmaya da çalışıyorlardı.

Yani bir yandan yeni neslin;

– Onarıcı,

– Telafi edici,

– Tamir edici,

– “Arabulucu” özellik kazanmasına önayak oluyorlardı.

Onların bu çabalarının “çaresizlikten”, yokluktan, fakirlikten, cimrilikten ileri geldiğini düşünen 1965-2000 kuşağı olan “X” ve “Y” nesli, bu sinyali alamadı. “Z” jenerasyonu da bu atıcı, değiştirici, vazgeçmeye hazır, çabuk sıkılan neslin özeti olarak hayata girdiler.

Bu nedenle yeni kuşak nesil;

-Aşırı alıngan

-Aşırı özgürlükçü

-Kendi ne kadar verdiğini değil de, ne kadar aldığını önemseyen

-Eşiyle bozuştuğunda,

-Arkadaşıyla atıştığında,

-Komşusuyla kavga ettiğinde, ortamı yumuşatmayı, aralarını düzeltmeyi, barışabilmeyi düşünemediğinden, beceremediğinden onları “değiştirmeyi” seçmek gibi stratejik bir hatanın içine düşebiliyor.

Söz gelimi;

– Bana arkadaş mı yok?

– Başka komşu mu yok sanki.

– Hiç dert değil, elimi sallasam ellisi.

– Küserse küssün…gibi “sanal efelik” taslayarak fıtratını bozabilmektedir.

Bu nedenle önceki kuşak onlar için “Nereden türedi bu nesil?” diyerek hayretini ifade etmek zorunda kalabiliyor.

Yani onların beceriksizliğine vurgu yapıyor.

Galiba;

Tamirciliği” unutan yeni kuşağı gelecekte zor günler bekliyor.

**

Başka biri de sosyal medyanın yalnızlaştırıcı tarafını yine sosyal medyada eleştirmiş;

Eskiden kimse kimsenin doğum gününü bilmezdi.

Çok yakınların bilirdi; Anne, baba, kardeş.

Evlenince hanım pasta kesmeye başladı.

İlk yıllarda çocuklar tebrik kartı yazardı.

Bir de sarılıp öperlerdi.

Daha sonraları çocuklar harçlıkları ile hediye almaya başladılar.

Şimdi hepsi iş güç sahibi oldu.

Beni yemeğe götürüyorlar.

Hayat devam ediyor.

Şimdi hayatımıza sosyal medyagirdi.

Bugün doğum günümü tebrik eden 500 kişiyi geçmiş.

Bu rakamları görünce, insan kendini bir halt sanıyor.

Dört köşe oluyorsun.

Ama doğum gününde evde kimse yok.

Tek başınasın.

Beş yüz kişinin turşusunu kur.

Sana kahve yapan bile yok.

Tek başına git kendine çay demle.

Aynaya bakıp içersin.

Pasta kesen var mı? Yok.

Sana sarılan var mı? Yok.

Hediye veren var mı? Yok.

Ama tebrik eden beş yüz kişi.

Sosyal medya var ama yok.

Ulan bunun nesi gerçek.

Evde kalp krizi geçirsen hastaneye seni götürecek adam yok.

Ama ertesi gün hastaneye 500 mesaj gelir; Geçmiş olsun.

Ölüp gitsen ertesi gün 500 mesaj gelir; Işıklar içinde uyu.

Hayatta çocuklarınızın size sarılıp öpmesi kadar sıcak bir şey yok.

**

Nil’de yaşayan Dinkalar, bir su aygırını öldürdüklerinde, hayvanın karnını yarıp içine girdikten sonra diz çökerek su aygırının ruhuna şöyle seslenirlermiş:

“Sevgili ve iyi su aygırı, seni öldürdüğümüz için bizi bağışla.

Bunu kötülük için değil, etine gereksinim duyduğumuz için yaptık.

Erkek ve kız kardeşlerine öldürüldüğünü sakın söyleme, onlara insanları çok sevdiğini söyle.

Biz de seni çok seviyoruz ve etini de severek yiyeceğiz.”

İnsan olmak böyle bir şey.

“Dünyada kalmak kolay bir şey mi sanıyorsun!”
“Dünyada kalmak kolay bir şey mi sanıyorsun!”

Hava soğuk. Ama biraz önce minibüse binen kadın ve erkek ile aynı mevsimi idrak etmediğimiz kesin. 50 yaşlarını tüketmiş olmalı ikisi de. Bir romandan ya da bir filmden çıkmış gibiler. Adamın başının ortasında tek bir tel saç yok. Ama ensesinde kalanları uzatıp örmüş. İnce bir örgü. Kadın kan kırmızısı saçlarını kısacık kestirmiş. Ne kadar kısa? Üç numara kadar kısa. Kadının parmak uçları açık, çorap desenli eldivenleri var. Kadının eldivenlerindeki desenler ile adamın ensesindeki desenler sanki kardeş. O desenlerin her an gösterilmesi gerektiği için mi bu yaka bağrın rüzgara karşı kendisini bir yelkenli gibi teslim edişi. O desenlerin içinde bir yelkenli resmi de var mı acaba diye merak ediyorum. Ama bakmıyor gibi bakarak o desenler içindeki yelkenli resmini görmem mümkün değil tabii. Böyle kendi içimde iç ses ve dış ses olarak diyaloğa girmiş iken ilk okuduğumda çok etkilendiğim sonra insanların bedenlerini afiş gibi boyamaları ile daha sık karşılaşır olduğumda ne olurdu bu türkünün geri kalanını da bilseydim dediğim o Kızılderili türküsünü hatırladım: “Baba, dünyanın resmini bedenimin üzerine yapsana”

Eduardo Galeano’un Aynalar kitabında rastlamıştım bu satırlara. Sonra her “yazılıp çizilmiş beden” ile karşılaşınca tekrar hatırladım.

Sırtlarında kallavi sırt çantaları ile kimseyi umursamadan konuşuyor altmış yaşına merdiven dayamış iki “dünyalı”. “Dünyalı” adını taktım onlara. Neden mi? Necip halkımın dört tane, aynenaynenaynenaynenaynen kelimesini ardarda tekerleme olarak sıralama başarısını, bu iki mevsim dışı vatandaş “dünya” kelimesi üzerinde gösteriyor.

Bir ara adamın “dünya bu, dünya Rüya dünya bu” cümlesi geliyor kulağıma. Ben ne demek istedi diye düşünürken kısa kırmızı saçlı kadın “dünya dünyalığını dünya bilinci olarak dünyevileştirmiş olabilseydi bambaşka dünya olacaktı tabii” diyor.(Bu kadarını aklımda tutamazdım hemen cep telefonuma kelime kelime kaydettim.)

Bizim için bir şey ifade etmeyen bu cümleler ikisi için çok derin anlam ifade ediyordu muhakkak. Belli ki uzun günler boyunca dünyanın dünyalığı üzerine akıl yorup fikir çıkarmışlardı.

Nerede ineceklerini, gidecekleri yere kadar nasıl bir “dünya dili” tutturacaklarını merak etmeme rağmen geleceğim yere geldiğim için onları arkamda bırakıp indim.

Düşüncemi yoğunlaştırmak için eve giden yolu uzattım. Hiç bilmediğim sokaklara saptım. Hiç bilmediğim sokakların hangi caddelere bağlanacağını merak ederek yürüdüm. Öğretmeni tarafından dünya kelimesini cümle içinde kullanarak bir sayfa kompozisyon yazma ödevi verilmiş ilk okul öğrencisinin telaşı ile, kulaklarımı dünyaya açtım. Yürüdüm yürüdüm. Bir tane dünya kelimesi gelmedi kulağıma.

Vakit akşama teslim olmuş, gökler alacanlanmış kuşlar son aydınlığın içinde kanat çırparken, akşam namazını cemaat ile kılmak için caminin yolunu tutmuş iki ihtiyarın konuşmasına kulak kesildim. Bugün var yarın yokuz gibi bir cümleyi bile dünya hanesine kaydedecektim. “Kaşık düşmanı brokoli almadan gelme dedi. Burada brokoli var mı?” diye sordu üç harfli marketi gösterip. “Orda brokoli olmaz. Pahalı marketlerde oluyor brokoli “ dedi arkadaşı.

Tam o anda yaşadığım semtin sokaktaki yoğunluğunun bir hayli azalmış olduğunu, insanların her vesile ile birbiri ile konuşmak için çaba sarfeden iletişim dilini terk edip, terk edilmiş bir şehrin donukluğuna düşmüş olduğunu derin bir keder ile fark ettim. Yanılıyor olmalıyım diye düşündüm. Biraz önce yaşlı adamın arkadaşına burada brokoli var mıdır diye sorduğu marketten içeri girdim. Dilimlenmiş ekmek, kapi biber ve olmazsa olmaz sakız paketimi alıp kasaya geldim. Kasadaki görevlilerin herkese hiç atlamadan hoş geldiniz ve iyi günler diyen hallerini yıllarca takdir ettiğim, ne mükemmel bir iş tanımları var diye yöneticilerini hayranlıkla izlediğim bu üç harfli marketteki elemanların yaşamıyor gibi yaşayan enerjisiz halleri dikkatimi çekti. Kasadaki genç kızın yüzüne baktım. Hiç iyi görünmüyordu. Uykusunu alamamış, boğazından tek bir sıcak lokma geçmemiş gibi bir hali vardı. Elleri ürünleri aldı, okuttu, tutarı söyledi. Para üstünü verdi. Sonra yine biraz önce çıkmış olduğu kabusun içine geri döndü. Madem kabustan uyanmak mümkün değildi yeni bir kabusun içinde kalmamak için en iyisi bildiğin bir kabusun içinde saklanmak der gibi...

Kasiyer kızın, benden sonraki müşterilerle iletişimini nasıl sürdüreceğini merak ettiğim için oyalandım. İki yaşlı kadın kasa önünde konuşmalarını sürdürdü: Bi “Herkesi yakıyorlarmış.”

“Onlar zaten yakılıyordu”

“Yanmak kötü”.

“Öldükten sonra ne fark eder!”

Kasadaki kız ağlamaya başladı. Gözyaşlarını siyah şalının uçları ile silmeye kalkınca “Onlar zaten yakılıyordu” diyen kadın kasiyer kıza bağırdı:

“Ne yapıyorsun sen öyle! Katiyyen olmaz. Sakın vücudundaki bir giysiyi yüzüne gözüne değdirme. Onlar mikrop yatağı.”

Cebinden bir dezenfektan çıkardı. “Önce ellerini bununla dezenfekte et bakiim.”

Kasiyer kız, emre itaat etti. Ellerini dezenfektan ilacı ile bir güzel ovaladı. “Şimdi şuradan bir mendil al” deyip çantasından kağıt mendil çıkarttı.

“Arkadaşı ay sen ne kadar tedbirlisin böyle!” dedi. “Tabii. Dünyada kalmak kolay bir şey mi sanıyorsun!!!”

“Dünyada kalmak”, yürüdüğüm yol boyunca zikir gibi tekrarladım. “Dünyada kalmak kolay bir şey mi sanıyorsun.”

Yaşlı kadın neden yaşamak dememişti de dünyada kalmak demişti. Kötü bir televizyon Türkçesinin etkisi ile mi böyle konuşmuştu yoksa derin bir tefekkürün izi ile yaşamak ile kalmak arasındaki farkı fark etmiş olmanın ... cümlenin sonunu getiremedim.

Öldürdüğü arkadaşını yaktığı iddia edilen sanığa ağırlaştırılmış müebbet
Gündem
Öldürdüğü arkadaşını yaktığı iddia edilen sanığa ağırlaştırılmış müebbet
Bolu'da tartıştığı arkadaşını öldürdükten sonra yaktığı iddiasıyla yargılanan sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
AA
Uzmanından uyarı: Yakın arkadaşlar sigara, obezite ve boşanmalara neden oluyor
Hayat
Uzmanından uyarı: Yakın arkadaşlar sigara, obezite ve boşanmalara neden oluyor
Psikiyatrist Prof. Dr. Cebrail Kısa, uzun zaman vakit geçirilen yakın arkadaşların sigara, alkol, obezite ve boşanmaya neden olabileceğini söyledi. Prof. Dr. Kısa, “Kötü arkadaşlar sağlığımıza zararlı, iyi arkadaşlar ise yararlıdır” dedi.
DHA
Arkadaşları kaçtı o oturmaya devam etti
Gündem
Arkadaşları kaçtı o oturmaya devam etti
İstanbul'da hissedilen depremin Marmara Denizi'nde saat 16.37'de, 4,7 büyüklüğünde 16.1 kilometre derinliğinde meydana geldiğini açıkladı. Deprem anı Avcılar'da bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. İş yerinde kaydedilen görüntülerde bir vatandaşların arkadaşlarının panikle dışarı kaçmasına rağmen oturmaya devam ettiği görüldü.
IHA
Bedensel engelli sıra arkadaşının eli ayağı oldu
Hayat
Bedensel engelli sıra arkadaşının eli ayağı oldu
Manisa'nın Salihli ilçesinde 5'inci sınıf öğrencisi biri bedensel engelli iki arkadaş arasındaki dostluk hikayesi hem duygulandırıyor hem de fedakarlık örneği oluyor. Cumali Coşkun, bedensel engeli olan arkadaşı Metin Nergiz'i teneffüslerde sınıftan çıkartıyor, kantinden bir ihtiyacı olduğu zaman alıp geliyor, gerektiği zamanda evinden alıp evine bırakıp, arkadaşının adeta eli ayağı oluyor.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.