YKS soru ve cevap anahtarı ne zaman yayımlanacak?
Gündem
YKS soru ve cevap anahtarı ne zaman yayımlanacak?
2019 YKS, bugün ve yarın olmak üzere 3 oturumda yapılacak. ÖSYM tarafından düzenlenen Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda bugün TYT, yarın ise AYT ile YDT sınavları gerçekleşecek. Sınavların ardından adayların ilk bakacağı YKS soruları ve cevapları olacak. İşre ÖSYM'nin YKS soru cevap anahtarını yayımlama tarihleri.
Yeni Şafak
İsmail Kılıçarslan: Türkiye'de kültürel iktidar tartışması politik bir mesele haline dönüştü
Hayat
İsmail Kılıçarslan: Türkiye'de kültürel iktidar tartışması politik bir mesele haline dönüştü
Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan, TVNET ekranlarından yayınlanan 3 Soru 3 Cevap programına konuk oldu. Türkiye'de kültürel iktidar tartışmasına değinen Kılıçarslan, bu tartışmaların güncel politik bir mesele haline dönüştürüldüğünü anlattı.
Yeni Şafak
Külliye'deki kabulde 'Kılıçdaroğlu' yanıtı
Gündem
Külliye'deki kabulde 'Kılıçdaroğlu' yanıtı
Cumhurbaşkanı Erdoğan Beştepe'de çocukları kabul etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra koltuğunu, Kuvayı Milliye Ortaokulu 6. sınıf öğrencisi 12 yaşındaki Ozan Sözeyataroğlu'na bıraktı. Sözeyataroğlu, gazetecilerin kendisine yönelttiği sorulara ustalıkla yanıt verdi. Çocuk Cumhurbaşkanı'nın 'Geçmiş olsun demek için Kılıçdaroğlu'nu arayacak mısınız' sorusuna verdiği yanıt Erdoğan'ı güldürdü.
Tvnet
İstediklerimizi
keşfetme rehberi
Hayat
İstediklerimizi keşfetme rehberi
Hayattan beklentimiz nedir? İstediğimiz kişi nasıl oluruz? İşte bu soruların cevabı Büyükada etiketiyle çıkan Cevap isimli kitapta. Alan ve Barbara Pease imzası taşıyan çalışma tüm dünyada 27 milyon sattı.
Yeni Şafak
Modern bireyin planları...
Modern bireyin planları...

Cevapların ciddiye alınmadığı; soruyu soranın, sorgulama hakkını kesintisiz ele geçirdiği günlerdeyiz. Sosyal medya aracılığı ile her gün onlarca ankete, soruya muhatap oluyoruz. Sorular önemli ama bizim verdiğimiz cevapların mahiyet olarak pek bir önemi yok, veri olarak rakamsal değeri var sadece, ankete şu kadar kişi cevap verdi anlamında.

Video: Modern bireyin planları...


Bendeniz rakamlara bakıp geçenlerden değilim, soruyu okuyunca o soruya verilmiş cevapları okumadan edemiyorum. Okumak yetmiyor bir de üzerinde uzun uzun düşünürken buluyorum kendimi.

Aşağıdaki soru mesela:

“Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey saat 05:30’da uyanarak güne başlar. Uyandıktan sonra meditasyon ve 10 km’lik yürüyüş yapar. Senin güne başlama rutinin nasıl?”

Twitter kullanıcıları olanca samimiyeti ile cevap vermiş. Çoğunluğun ilk yaptığı şey gözünün çapağı ile sosyal medya hesabına girmek.

Cevapların azamisi “yaşamıyor gibi yaşamak” faslında oyalanışını anlatmış.

Jack Dorsey’e kızanlar da var, işini ciddiye al kurduğun mecraya gir diye nasihat verenler de.

Twitter kurucusu kendi biyolojik ve psikolojik zamanı içinde yaşarken, sosyal medya kullanıcıları “sosyal medya zamanı içinde” yaşıyor.

“Sosyal medya zamanı içinde yaşayanlar” için en çarpıcı örnek aşağıdaki tweet oldu benim için.

Adının sonuna 2043 rakamını ilave etmiş olan twitter kullanıcısı şahıs takipçileri ile planlarını şöyle paylaşmış:

2019 hedefleri/52 kitap/10 adet dizi (tüm sezonları bitecek)/365 film/İngilizce ve Rusça/Bankada 10 tl nakit/Araba

Aynı kullanıcı birkaç ay idare eder sizi notuyla en iyi 300 filmin listesini paylaşmış. Paylaşımına bir kişi ses vermiş ve o da kendi planını anlatmış: Her gün; *1 film, *1 dizi bölümü, *Bir kitabın 1/7’ si, Araba.

İnsanlar yaptıkları planları bir tweet ile sayfasına sabitleyince o sabitlediği tweetin kendisi üzerinde bir yaptırım gücünün olacağını mı düşünüyor? Ya da sosyal medya sayfasına hedeflerini yazmak, dileğin kabul olması için çaput bağlamanın post modern versiyonu mu?

Velhasıl sosyal medya hesabından yıllık planlarını paylaşan kişinin gündelik hayat temposunu, hayat anlayışını, zaman idrakini ziyadesiyle merak ettim.

“Her gün bir dizi, bir film ve bir kitabın yedide biri?” Dizi deyince yabancı dizileri kast ediyor olmalı. Türk dizilerinin bir bölümü ile bir gece biter.

Bu planı yapan zatı muhteremin örgütlü bir işi yok mu? Profil resmine bakınca otuzlu yaşlarını çoktan aşmış olduğunu tahmin etmek mümkün. Kendisi ne iş ile meşguldür? Neden planları arasında para kazanmak var da işi ile ilgili bir plan yok mesela?

Seher vakti kendisi için örgütlemiş olduğu bu planlamayı gerçekleştirmek için oturmuş olsa... Günlük planını yetiştirir yetiştirmesine de...Ne faydası olacak böyle bir yetiştirmenin!

Seyrettiği filmleri, okuduğu sayfaları alımlamış olmayacak, sadece tüketecek. O filmi seyrettim, o kitabı okudum cümlelerini kurma hakkı kazanmış olacak.

Ben en fazla haftada bir film izleyebilenlerdenim. Neden mi? Çünkü izlediğim film ile bir müddet beraber yaşamak istiyorum. Nasıl beraber yaşamak istiyorum? Filmin sunduğu atmosferi bir tecrübe olarak zihnimde/kalbimde kayıtlı tutmak istiyorum.

Sanat eserinin benim açımdan en kıymetli yanı bize başkalarının hayatını sanki biz yaşıyormuşuz gibi deneyimleme imkanı sunmasıdır. Bu imkanı yakalayabilmemiz için sanat eseri ile aramızdaki takip mesafesini sağlam bir şekilde kontrol etmemiz gerekiyor.

Sanat ve ilim, bize kendimizi gösterecek ayna sunar. Bu aynaya bakabilmek, baktığımızı görebilmek için izan sahibi olmamız şarttır.

İzan sahibi olmak derken neyi kast ediyorum?

İzlenimlerimizi yerli yerine yerleştirecek basirete, yerli yerine yerleştirdiğimiz izlenimleri tefekkür mayasıyla yoğuracak gayrete ve zamanı idrak etme şuuruna sahip olmayı kast ediyorum.

Hayatın her kademesinde tekrar tekrar üzerinde durmamız gereken husus zamanı idrak etmektir. Bütün dinler ibadet olarak kişilere zamanı idrak etme/ettirme temrini yaptırır.

Önemli olan vakti doldurmak, hele hele vakti harcamak/geçirmek, değildir. Önemli olan vakti idrak etmektir. Vakit ancak tefekkür ederek, hizmet ederek ve iş üreterek idrak edilir. Bu anlayış halk dilinde “boş duranı Allah sevmez” ifadesinde karşımıza çıkar.

Soru şu: Sosyal medyadan tweet atmak boş duranın yaptığı bir şey midir yoksa işe dahil midir?

Modern bireyin günlük, yıllık planlamaları üzerine düşünmeye devam edelim...

Dünyaya geldim gitmeye
Dünyaya geldim gitmeye

Sorularımızla varız, cevaplarımızla insanız, cevabımızın uğruna ödediğimiz bedel kadarız. Sorularımız kimliğimize dair ipucu verir bize cevaplarımız ayna tutar, verdiğimiz cevaba muvafık yaşayışımız bizi insan kılar. Sorularımızın büyüklüğü kadardır çapımız; cevaplarımızın hakikatle irtibatı kadardır ızdırabımız ve o ızdırabı hayatımıza aksettirebildiğimiz nispette kıvam tutan bir şeydir kemâlatımız.

Video: Dünyaya geldim gitmeye


Bir sorgu odasında, bunaltıcı ışıklar altında, iyi ve kötü polisçilik oyununun orta yerinde, o ya da bu sebepten yanlış yahut çelişkili bir cevap ile kendisini ele veren suçlular vardır ya hani, işte o hesap. Sorularımız ve cevaplarımızla kendimizi ele veririz fakat başkasına değil kendimize. Ayna tutar, “kim”liğimizden haber verir bize suallerimiz ve cevaplarımız. Soru sadece bir başkasına sorduğumuz şey değil, bilakis ve aslında kendimize sorduğumuzdur. Çünkü insan ancak sorularıyla fark edebilir kendisinin kendisinden bir başkası olduğunu. Bir başkasıyla tanışma ihtiyacı ancak bu şekilde ortaya çıkar ve bir başkası dediğimizde ifade ettiğimiz bizden gayrı yeryüzünde yaşayan bütün insanlardan ziyade bizzat biziz, kendimizizdir. Kalbi çınlasın Dücane Cündioğlu’nun. Kendisinin kendisinden bir başkası olduğunu fark eden insan aramaya başlar ve özlemeye kendisini... Hele bir de “ben kimim” sualiyle başlayan macera “kim benim?”e gelip dayanırsa, işte o zaman ayıkla taşın pirincini.

Bir yanın der ki: Mansur ene’l Hakk söyledi Mansur değil can söyledi/ Can içre canan söyledi keşf eyleyip esrarını.” Bir yanın karşı çıkar: “Dava-yı Mansur eyleyen kande göster dârını/ Sen seni yok eyledin ya kimden aldın vârını.”

Biz ontolojik ızdıraplar içre kriz ve entelektüel buhranı yaşayan cins kafa namzetleri değiliz, küçük kimseleriz. Kaldı ki modern çağın cins kafalarının ekseriyetinin dahi sualleri şol sebepten ya fazlasıyla mirastır yahut alabildiğine artistik. Cevapları ya bedeli ödenmemiş kadim bir ezbere yaslanır yahut hazmedilmiş süsü verilen bir başka ezberin uyarlanmış terennümüne.

İddiamız yok, küçük kimseleriz biz, “Nereden geliyorsun?” diye bir soran olsa cevabımız geldiğimiz semtten ibarettir; “Nereye gidiyorsun?” denildiğinde Allah’tan başka her şey gelebilir aklımıza. Buraya niçin geldin deseler “‘Ben gizli bir hazineydim bilinmeyi sevdim’ buyuran Rabbimin muradınca...” diye devam edecek bir çileyi gözlerimiz yaşararak susmayız ve “Sen kimsin” diyecek olsalar ismimiz ve soyadımızdan başka bir şey gelmez aklımıza.

Bir muhabir elinde mikrofonla sokak ortasına çıksa ve karşılaştığı insanlara; “Sen kimsin, nereden geldin, nereye gidiyorsun, dünyaya niçin geldin” diye sorsa alacağı cevaplar neler olurdu? Biraz biliyorum gerçi. Doksanlı yıllarda yaptığım ilk televizyon programı için Ankara’da böylesi röportajlar yapmıştım. Elinde mikrofon, yapacağı iki röportajla dünyayı değiştireceğine inanan toy ve atanamamış bir Sokrates’im o vakitler. Soruyorum “Sen var mısın?” Cevap: Varım tabii! İspat eder misiniz? Karşınızda duruyorum ya. Ama şu ağaç da karşımda duruyor. Evet o da var.

Peki ağaçla sizin varlığınız arasında bir fark olması gerekmez mi? Zınk!

Soruyorum: Niçin yaşıyorsunuz? Üniversiteyi kazanmak için. Kazanınca ölecek misiniz? Zınk!

Yaşlandıkça öğreniyor insan; bu soruları başkasına sormanın ukalalık, kendine sormamanın ahmaklık olduğunu ve korkarım biraz daha yaşlandıkça anlayacak; sormak ve cevaplamaktan ziyade asıl gerektiği gibi olamamanın boşa geçmiş bir ömür manasına geleceğini.

Haydi beklemeyelim o muhabiri ve hemen şimdi kendimize soralım: “Ben kimim?” İsmimiz, doğduğumuz şehir, mesleğimiz, cinsiyetimiz, anne babamız, çoluk çocuğumuzdan bahsetmeden cevap verelim bu soruya bakalım ne diyebileceğiz. İlave edelim peşinden: “Nereden geliyorum?” Cevabı gidebildiğimiz en eski hatıraya kadar götürelim, Bezm-i Elest’e mesela, tâkat getirebilecek olanlar daha da eskiye gitsinler gidebilirlerse. Bir tokat gibi patlasın yüzümüzde bunun peşi sıra sorunun diğeri: “Nereye gidiyorum?” Yatağa düşelim cevap verirken, hastalanalım, Azrail gelsin başucumuza, dilimizdeki son sözün ne olacağını tefekkür edelim, musallaya götürsünler sonra bizi, toprak atsınlar üstümüze, çekip gitsin sevdiklerimiz, kalalım kendimizle bir başımıza mezarımızda. Ama durun bir dakika, mezara gitmiyoruz biz, sonrası var ve sonrası ve ötesi, ötesi... “Nereye?” Bitmez ki canına yandığım! Bir soru daha soralım kendimize hâlâ mecalimiz kalmışsa: “Bu dünyaya niçin geldim?” Kıvranalım biraz cevabın ağırlığı altında, o ayet-i celile gelsin aklımıza, bu hadis-i şerif yetişsin imdadımıza, filan menkıbe, falan vecize... Bu soruları daha önce kendimize hemen hiç sormamış olduğumuzu cevaplarımızın acemiliğinden anlayalım ve niçin bu soruları kendimize daha önce sormamış olduğumuzdan kocaman bir soru yapalım. Bu soruları kendisine sormayıp cevap veremeyenin nasıl ben insanım diyebileceğinden bir başka soru yapalım sonra. Hani bu sorulara vermemiz gereken cevapları ezberlerimizden süzerek verdik ve bir parça olsun vicdanımızı rahatlattık ya. Durmayalım orada ve en son bir soru daha soralım: “Allah’ı bilmek ve kulluk etmek için dünyaya gönderilmiş ve Allah’tan gelip Allah’a gitmekte olan bir insanın yaşaması gereken hayat mıdır benim yaşadığım?”

Bu yazı İbrahim Hakkı hazretlerinin nutk-ı şerifindeki bir mısradan doğdu: “Dünyaya geldim gitmeye”. Ne kadar net bir ifade!

İnsan bir soruya cevap veremiyorsa hiç olmazsa tersinden, kâmil zıddından sorar soruyu da cevabın ne olduğunu böylelikle anlamaya çalışır. “Dünyaya niye geldim” sorusuna verecek net bir cevabı olmayan kişi soruyu hiç olmazsa şöyle sormalı değil mi: “Dünyaya neye gelmedim?” Cevap çok basit: Kalmaya!

Bütün sorular ve cevaplar bir yana gitmeye geldiğimiz dünyada hiç bir şey yapamıyorsak kalmayacak gibi yaşasak biraz insan olurduk belki.

Sunucunun kağıdından kopya çekip müthiş rol kesen genç
Hayat
Sunucunun kağıdından kopya çekip müthiş rol kesen genç
Bir televizyon yarışmasına katılan genç soruların cevabını sunucunun kağıdına bakarak cevaplayınca sosyal medyada gündem oldu. Vapurda seyahat ederken yarışmacı olan genç kendisine sorulan 3 soruya da sunucunun kağıdından gizlice bakarak doğru cevap verince yarışmayı kazandı. Durumu fark etmeyen sunucunun yarışma sonunda 'Nasıl geçti yarışma?' sorusuna ise kurnaz genç 'Beklediğimden daha kolay geldi' cevabını verdi.

Diğer
Vedat Milor: Neden bu kadar kötüsünüz?
Hayat
Vedat Milor: Neden bu kadar kötüsünüz?
Instagram hesabından eşiyle bir fotoğrafını paylaşan Vedat Milor, fotoğrafın altına takipçilerinden gelen yoruma cevap verdi. Ünlü gurme 'Neden bu kadar kötüsünüz?' yorumunu yaptı.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.