Tümörü yok eden şifa kaynağı
Hayat
Tümörü yok eden şifa kaynağı
Sinir otu ya da Damar otu bitkisi ülkemizde kolay yetişme alanı bulan ve insan sağlığı için faydaları saymakla bitmeyen doğal bir şifa kaynağıdır. Fitoterapist Dr. Muammer Yıldız, bu bitkiyi doğal ortamında araştırarak kanser başta olamak üzere birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını açıkladı.
Yeni Şafak
Fuat Doğu Nazi suçlusu Gehlen’in öğrencisi mi?
Fuat Doğu Nazi suçlusu Gehlen’in öğrencisi mi?

Yeniçağ yazarı Arslan Bulut 25 Ocak 2020 tarihli ‘’ABD, Irak’tan değil Türkiye’den çekilir mi?” başlıklı köşe yazısında ’’Şimdi Türkiye’de iktidar destekçileri, bir siyasi projeyi uygulamak üzere Enver Altaylı’nın Fetullah Gülen’e yazdığı mektuplar ve ilişkileri üzerinden hem CHP’ye hem İyi Parti’ye saldırıya geçmiş durumda. İyi de bu adam, sonuçta, 12 Eylül öncesinden beri bir istihbarat görevlisi değil miydi? Bu arada Hergün gazetesi genel yayın müdürlüğü de yapmamış mıydı? Sovyetler Birliği’ni dağıtmak için geliştirilen Yeşil Kuşak projesi gereği, MİT o dönemde zaten CIA ve BND ile birlikte çalışmıyor muydu?

Halen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı olarak görev yapan Fahrettin Altun, 2016 yılında Sabah Gazetesi’nde MİT eski Müsteşarı M.Fuat Doğu’nun ‘Ben MİT Müsteşarlığı yapmadım. CIA’nın Şube Müdürlüğü’nü yaptım. Bir CIA yetkilisi gelse, beni Sinop’a götür derse oraya götürmek ile memurum’ dediğini yazmadı mı? O dönemde MİT’in maaşlarını bile ABD’nin ödediği ortaya çıkmadı mı? Şimdi neyi konuşuyoruz. Şu anda Türkiye ABD yörüngesinde değil mi? FETÖ’nün ayak takımına operasyon yapıldı, başları ABD’de geziyor. FETÖ’nün darbe girişimi sayesinde Türkiye’nin yönetim sistemi değişti, şimdi rejim değişikliği için halkın şartlandırılması süreci başladı. Medreseler resmen açılmış gibi konuşmalar yapılıyor? ABD Türkiye’de ne yapmak istiyordu?

Tam da bugün yapılanları istiyordu!” demiş.

Mehmet Fuat Doğu 27 Ağustos 1962 tarihinde Kurmay Albay rütbesi ile MAH reisi olarak atanmış. Bu görevde 25 Ağustos 1964 tarihine kadar kalmış ve aynı tarihte Sivas 59.Tümen Komutanlığı’na verilmiş. 1 Mart 1996 tarihinde ikinci defa MİT Müsteşarlığı’na tayin edilmiş bu görevi de 23 Temmuz 1971 tarihine kadar sürmüş. Aynı yıl korgeneral rütbesiyle TSK’dan emekli olmuştur. 7 yıl Lizbon Büyükelçiliği görevinde bulunmuş Haziran 2004 yılında ise vefat etmiştir. O dönem Sabah Gazetesi yazarı olan Fahrettin Altun, 29.12.2016 tarihli yazısında Fuat Doğu’nun bu sözleri yaklaşık 30 yıl önce TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanvekili Selçuk Özdağ’a itiraf ettiğini yazmış. Altun’a göre Fuat Doğu’nun 12 Eylül’den 5-6 yıl sonra, henüz genç bir siyasetçiyken Selçuk Özdağ’a yaptığı bu itiraf eski Türkiye’de MİT ve CIA ilişkisinin nasıl organik ve hatta hiyerarşik bir ilişki olduğunu gözler önüne seriyor. Türkiye 1952 yılında NATO’ya kabul edildi. Türkiye’de ilk Gladyo(Kontrgerilla) şubesinin NATO üyeliğiyle eş zamanlı olarak 4 Nisan 1952 yılında açıldığı veya NATO’nun gizli ordusunun kurulduğu bilinmektedir. 1953’te kurulan ve Ankara Bahçeli Jussmatt (Amerikan askeri yardım heyeti) binasında faaliyet gösteren kontrgerilla karargahının adı Seferberlik Tetkik Kurulu’ydu ve kuruluş amacı, düşman kuvvetlerinin saldırısı ve yurdun bazı bölümlerini ele geçirmeleri halinde düşman kuvvetlerine karşı gayri nizami savaşa girecek mukavemet grupları örgütlemekti. “Düşman”ın kim olduğu belliydi. Sistemi tehdit edenler ve özellikle sosyalistler ve komünistler baş düşmandı. MAH veya sonrasında MİT Başkanı olan Fuat Doğu’nun NATO gizli ordularının kurulmasında etkin rol üstlenen Nazi suçlusu General Gehlen’in öğrencisi olduğu ve CIA ile ilişkili olduğuna yönelik ciddi iddialar söz konusudur. Esasen asıl olan MİT ve CIA arasındaki resmi olarak organik ve hiyerarşik ilişkiden çok NATO’nun gizli orduları içindeki illegal hiyerarşik ilişkiden söz edilebilir sanırım. (GLADYO)

ABD BAŞBAKAN MENDERES’İN TELEFONLARINI DİNLEYEN GÖREVLİLERİ MAAŞA BAĞLAMIŞ

1956 yılında dönemin Başbakanı Adnan Menderes, MAH ile ilgili dinleme iddialarını araştırmak üzere Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur”u görevlendirmişti. Korur araştırmaları sonucunda, Türkiye’ye dinleme istasyonu kuran Amerikalıların, dinleme servisinde görev alan memurları özellikle de telefon dinlemesi görevlilerini maaşa bağladıklarını, Menderes’in telefonlarının dinlenmesi olayının arka planında ise ABD ajanlarının bulunduğunu tespit etmişti.

15 Temmuz Kalkışma tarihinden iki gün önce Ankara’ya geldiği belirlenen Altaylı’nın darbe girişiminden 4 ay önce de “iç karışıklık ve halkı ayaklandırmaya” yönelik faaliyetler yürüttüğü iddianamede yer aldı. İddianamede, şüphelinin 18 Şubat 2016’da Türkiye’de bir askeri darbe ortamı hazırlanmasına yönelik rapor hazırladığı ifade edildi. Altaylı’dan ele geçirilen dokümanlar içinde “A Search for Truth-Gerçeği Aramak” isimli bir rapor olduğu, bu raporun ayrıntılı zaman çizelgesi bölümünde ise darbe girişiminin gerçekleştiği önemli yerlerin, harita üzerinde işaretlendiği ifade edildi. İddiaya göre, eski MİT’çi Altaylı’da bulunan dokümanlar arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Hedef olarak tespit edildiği’ne ilişkin belge ve 15 Temmuz gecesi kaldığı Marmaris Koyu’nun haritası da çıktı.

Adnan Polat: Arda Turan konusunda karar başkan ve yönetimin
Spor
Adnan Polat: Arda Turan konusunda karar başkan ve yönetimin
Galatasaray eski Başkanı Adnan Polat, yıldız futbolcu Arda Turan’ın transferi ile ilgili yaptığı açıklamada, kararın Galatasaray başkanı ve yönetimin kurulunun olduğunu ve ne karar alırlarsa alsınlar herkesin saygı göstermesi gerektiğini söyledi. Polat, sarı-kırmızılıların daha önce de ikinci yarıya 10 puan geride başlayıp, şampiyon olduğunu söyledi.
IHA
Bir gün, üç karınca geldi hücreme
Bir gün, üç karınca geldi hücreme

Eni üç, boyu dört adım olan hücresinde, dört duvar arasında aylarca kimse ile iki kelime konuşamadı.

Yemek getiren erlerin bile yüzüne bakması, merhaba demesi, hatta tebessüm etmesi yasaktı.

Demir parmaklıklı küçük bir pencere vardı. Oradan deniz görünüyordu. Arada bir görünen martılarla konuşup dertleşirdi.

Adanın baş gardiyanı yarbay bir gün içeri gelmiş ve onu küçük pencerenin yanında görmüştü. Çok sinirlenerek, camların yağlı boya ile kapatılmasını emretmişti. Artık ışık bile iğne ucu kadar yerden zor sızıyordu. Dışarısı görünmez olmuştu.

Dünya ile bütün irtibat kesildi.

İncecik ışık huzmeleriyle sessizce dertleşmekteydi çaresiz.

Hücredeki o adam, Başbakan Adnan Menderes.

27 Mayıs 1960 darbesiyle devrilmiş, Yassıada’ya gönderilmişti.

*

Bir gün hücresinde üç karınca görür. Beklediği üç dost çıkagelmiş gibi sevinir.

“İnsan, en büyük nimetlerin, hiç farkına varamadığımız küçücük zenginlikler olduğunu bilemiyor. Göz açıp kapayabilmek, nefes alabilmek, birine ‘Merhaba’ diyebilmek, adım atabilmek büyük lütuf imiş” diye düşünür.

Rızkının peşinde olan o üç minik karınca, Menderes’i ne kadar sevindirdiklerini bilemeyeceklerdi. “Keşke her gün gelseler” diye geçirir içinden, “Keşke her gün onlara bir şeyler desem.”

*

Adanın komutanı, emrindekilere şöyle söylemiştir: “Bunlara elinizden gelen kötülüğü yapın.”

Zulüm, işkence ve dayak…

Selâm yok, tek kelime etmek yasak; dışarı bakmak, arada bir bahçeye çıkmak bile mümkün değil.

Mahkeme başkanı “Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor” diye konuşmuş, hadisenin kendini aşan yanını açık etmiştir. Daha ne olsun?

O mahkemeden adalet beklenebilir mi?

O lânetli adada insanlıktan, merhametten, insaftan bahsedilebilir mi?

Vicdanlar tatile çıkmış, dönüş biletleri de iptal edilmiş.

*

İdam hükümleri en baştan verilmiş olduğu hâlde, dünyanın en adaletsiz mahkemesi, eziyetli bir müsamere tarzında sürüp gitmekteyken, Menderes hücresinde eski günleri hatırlar.

Arkadaşlarıyla Millî Mücadele yıllarını, kurdukları Ay-Yıldız Çetesi ile Yunan’a kök söktürmelerini, Galip Hoca ismiyle Ege yöresinde dağı taşı dolaşan Mahmut Celâl (Bayar), Mustafa Kemal ile görüşmelerini… Usulen, sadece beş dakika için gelmiştir Paşa. Başlangıçta yüzü asıktır; kahve ve sigara ikramını kabul etmez. Çünkü karşısındaki genç adam aleyhinde çok tezvirat yapılmıştır.

Fakat görüşme dört saat sürer. Memleket meseleleri hakkında konuşurlar. Ziraatten, kooperatiflerden, sanayiden, kredi konularından bahseder, çareler sunar Menderes.

Paşa dört kahve içer, bir paket sigarayı bitirir.

Daha sonra Mustafa Kemal Atatürk, “Şayanı dikkat bir genç” diye bahseder ondan ve milletvekili olmasını ister.

*

Hücredeki Başvekil Menderes için, eskileri hatırlamaktan başka teselli yoktur. Gençlik dönemini hatırlar. Çakırbeyli Çiftliği’ni. Oradaki arazileri köylülere dağıtmasını. Kendine az bir arazi bırakmasını…

“Sabahları gün ‘doğuyorum’ diyorken kır bir ata bindiğim gibi dörtnala ufuklara koşuyordum. Şimdi ‘Bir şey anlat, ama tek bir şey’ deseler, o ânları demek isterim. At ile birlikte toprağı döğüşümü, yamaçlara sarışımı ve bereketli tarlalara tümseklerden bakışımı… Ben acele edip de dolu-dizgin yetişmesem, güneş doğmayacak sanırdım. Hey gidi günler.”

*

Üstad Gürbüz Azak’ın “Ege’nin Efeleri” kitabında işte bunlar anlatılıyor.

En başta, hücresinde cellâdını bekleyen Adnan Menderes, sonra diğer efeler.

Demirci Mehmet, Çakıcı Mehmet, Gökçen Efe, Gümüş Diş, Emir Ayşe, Yörük Ali…

Okumaya gücü yetene, yakın tarihimizin anatomisi.

Efe deyince, kanun kaçağı, devlet ve millet düşmanı akla gelmesin.

Efeler yol kesip köy basan, gariban yolcuyu ve köylüyü soyan değildir. Dahası bunları koruyup kollayandır. Efe, sekiz ile iki yüz arası Kızan’ın başı olup; vakar sahibi, saygıdeğer ve güvenilir kişidir.

Efeler, varlıklı ağaları daima hayra ve sevaba davet eder. Yetime, öksüze arka çıkmalarını hatırlatır. O yüzden de çok sevilir ve adlarına çokça türkü yakılır.

Bir de Efe kılıklı, basit ve acımasız yol kesiciler, haraç yiyiciler vardır ki, gerçek efelerin en büyük düşmanı onlardır. Bunların “Çalıkakıcı” diye anıldığını ve küçümsendiğini anlatır yazarımız.

Darbe yapıp Menderes, Zorlu ve Polatkan’ı asanlar, o sahte efelerden daha beter çıkacaklardır.

Jandarma parmak izi ve DNA’dan 2 hırsızlık olayını aydınlattı
Gündem
Jandarma parmak izi ve DNA’dan 2 hırsızlık olayını aydınlattı
Elazığ’da 2 hafta önce çalıntı otomobille hırsızlık yaparken tespit edilip yakalanıp tutuklanan 2 şüpheli ile ilgili çalışma yapan Jandarma Suç Araştırma Timi, parmak izi ve DNA sayesinde 2 olayı daha aydınlattı.
IHA
İGİAD’dan 15’nci girişimcilik ödülü
Ekonomi
İGİAD’dan 15’nci girişimcilik ödülü
Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) tarafından bu yıl 15.’si düzenlenen “Girişimcilik Ödül Töreni ve Ekonomi Değerlendirme Sunumu” geniş bir katılımla İstanbul’da gerçekleştirildi. İGİAD’ın geleneksel girişimcilik ödülünün 15’ncisi bu yıl HRPeak’ten Burhan Koca’ya verildi.
Yeni Şafak
Aman ha, aklımıza mukayyet olalım...
Aman ha, aklımıza mukayyet olalım...

Laikliği putlaştıran zihniyetin en güncel ibretlik örneğiyle başlıyoruz: CHP’nin Grup Başkan Vekili Özgür Özel, “Kur’an ayetlerinin Resmi Gazete’de yayınlanmasının, laikliğe aykırı olduğunu” söyledi!

İki yıl öncesinden bir başka örnek…

Başkent Ankara’da, Ulus’ta yapılan Cami için Mimarlar Odası’nın Ankara Şube Başkanı aynen şöyle demişti:

Ulus’tan başlayıp Çankaya Köşkü’ne kadar uzanan Atatürk Bulvarı’nda tek bir ibadethanenin olmaması, Cumhuriyet’in laik kimliğinin, modernleşmesinin yansımasıdır.

Atatürk Bulvarı laikliği temsil eder. Haliyle Ulus-Opera’daki cami de buna terstir…

(Başkent gazetesi, 6 Ekim 2017)

*

Laikçi-Faşist Kafa, sadece insanları değil mekânları da “nasıl tahakküm altına almaya” yelteniyor, görüyorsunuz…

Eh, bu durumda, “Ankara’nın göbeğindeki Kocatepe Camii de, garanti ‘laikliğe karşı bir direniş’ içindedir: Cumhuriyet rejimine yönelik yıkıcı faaliyetlerinden dolayı yargılanmalıdır!”

*

Akla ziyan örneklere devam ediyoruz…

Yine, Mimarlar Odası’nın Ankara Şubesi; geçtiğimiz sene “Ankara 19 Mayıs Stadı’nın yıkılmasına karşı” dava açtı ve “yürütmenin durdurulmasını” istedi.

Şube Başkanı, şöyle diyordu:

“Telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacak bu yıkım Cumhuriyet düşmanlığının son örneğidir…

Atatürk’ün hatıralarının olduğu 19 Mayıs Stadyumunda, Hükümetin sözde ‘vefa ve veda’ mitingi düzenlemesi de Cumhuriyet’le rejimle hesaplaşmanın mekânsal karşılığıdır.

Yıkımına onay verenler bu yıkımın altında kalacaktır…” (Oda TV, 10 Haziran 2018)

KIRMIZI ALARM

Tam da burada; 2010 yılından itibaren medyadaki “Ankara 19 Mayıs Stadı’nın alarm verdiğine” dair haberleri hatırlıyoruz!

1936’da açılan 19 Mayıs Stadı’nın çökme tehlikesinden bahsediyordu, bu haberler…

2015 yılına gelindiğinde bu minvaldeki haberlerin başlıkları “19 Mayıs Stadı kırmızı alarm veriyor” şeklindeydi!

Nitekim: dönemin Gençlerbirliği Başkanı, rahmetli İlhan Cavcav (1935-2017) şunları söylemişti:

“Valilik bize ‘Eğer, 20 bin kişi stada gelirse çökebilir’ diyor. Evet, stadın çökme tehlikesi var. Yeni stadyum için harekete geçmeliyiz.” (2 Ağustos 2015)

*

Çökme tehlikesi içindeki Ankara 19 Mayıs Stadı’nın yıkımı hakkında, Ankara 16. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi! (12 Ekim 2018)

Yani? İşbu yürütmeyi durdurma kararıyla, “Laik Cumhuriyet Rejimi son anda çökmekten kurtulmuştu!”

BU DA “ANTİ-LAİK” STADYUM

Rahmetli İlhan Cavcav’ın Gençlerbirliği Kulübünde başkanlığı iki yıldır oğlu Murat Cavcav yürütüyor…

Şimşekler, maçlarını geçtiğimiz sezon açılan “Anti-Laik!” ve “Yandaş!” Eryaman Stadında oynuyor!

Şu durdurma kararına kadar “çok büyükkısmı” zaten yıkılmışvaziyetteki 19 Mayıs Stadı’nın yerine “yeni bir stadyum” yapılması bekleniyor!

EVLATLARINI ÇALDILAR

Kısa bir süre önce, Adnan Oktar Organize Suç Örgütüne yönelik davada 91 kişi tahliye edilmişti.

Tahliye edilenler arasında yer alan Ayşe ile Nilüfer adlı kız kardeşlerin annesi Berrin Koç’un medyada yer alan beyanları ibretliktir.

Berrin Hanım, “Adnan Oktar evlatlarımı benden çaldı” diyor! Şu söyledikleri de pek manidardır:

İlk ay Ayşe’yi cezaevinde ziyaret ettiğim vakit bana ‘Anneciğim, bu adam hakkında anlatılanlar gerçekse, Allah onu kahretsin!’ demişti…

Ama sonra, Ayşe o kadar maniple edildi ki; şimdi ‘Adnan Bey ile ömür boyu görüşmeyi kesmeyeceğim anne’ diyor! (…)

Tahliye kararı çıktığı o gece, sevincimden nasıl ağladım. Silivri’ye uçarcasına giderken ağladım…

Sabahın dört buçuğunda, kızlarım beşinci tahliye otobüsünden indiği zaman da ‘Canım evlatlarım’ diye onlara sarıldım. ‘Artık bundan sonra hürriyet var’ dedim…

Fakat ‘Anne, biz seninle gelmeyeceğiz, arkadaşlarla gideceğiz’ dediler ve yıkıldım!

Sevincim; bir anda buz gibi bir şoka, bir travmaya dönüştü. Bunlar, evlatlarımı benden çaldılar…(19 Aralık 2019)

AHTAPOT’UN KOLLARI

91 kişinin tahliye edilmesi üzerine “Kediler ve kediciklerin tahliyesine çok sevindim” diye başlık atan şu Hedonist 007 Ertuğrul…

Şoktaki Anne Berin Hanım’ın beyanlarının basında yer aldığı 19 Aralık günü, köşesinde bakınız neler yazdı:

Kedicikler için çok müthiş bir önerim var:

Adnan Hoca içeride ama kedicikler artık özgür. Bence o şov eğlenceliydi ve devam etmeli. Hele şimdi yılbaşı geliyor ki, o gece mutlaka televizyonda olmalılar…

- Show must go on! Yani, gösteri devam etmeli! Nasıl fikir ama...

007 BİRADERLER

Kızları elinden alınan annenin üzüntüsü, Hedonist Ertuğrul’un umurunda mı, hiç?

007 Ertuğrul;“dini ifsat etme” projesinin iliştirilmiş elemanı 007 Adnan’ın tahliye edilen şu “kediciklerinin” malum şovlarına “devam etmesinin” derdinde!

Türkiye'ye muhalefet partisi
Gündem
Türkiye'ye muhalefet partisi
Kanal İstanbul’a “yaptırmayız” diye karşı çıkan CHP, Menderes ve Özal döneminde yollara, barajlara ve köprülere muhalefet geleneğini devam ettiriyor. 80 yıldır değişmeyen CHP, AK Parti döneminde de İstanbul Havalimanı, 3. Köprü ile otoyolları engellemeye çalıştı ve Gezi kalkışmasını bunun için tahrik etti.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.